29 Mayıs 2026 Cuma

ÇEÇENİSTAN SEYAHATİNE DAİR

Mayıs 2026 ayının ilk yarısında Türkiye’deki Çeçen diasporasından sayısı 40 kişi civarında olan bir grup tüm giderleri karşılayan Çeçenistan yönetiminin davetlisi olarak Çeçenistan’a gidip bir hafta kaldıktan sonra dönmüştür.

Bu seyahatle ilgili çeşitli tartışmalar yapılmış ve bazı karşı çıkışlar olmuştur.

Tartışılan konunun özü Çeçenistan’a gidilmesi değil, Çeçenistan’daki mevcut Kadirov yönetiminin meşru görülüp görülmeyeceğidir.

Esasen bu konu daha önce gündeme gelmiş ve bazı çevrelerin mevcut Çeçen yönetimine muhalif olması yüzünden diaspora ile anavatan arasında bireysel ilişkiler dışında sağlıklı bir ilişki kurulamaması eksiklik sayılarak bu durumun giderilmesinin iyi olacağı düşünülmüştür. 2025 yazında Ankara derneğindeki benim de katıldığım bir toplantıda mevcut Çeçen yönetimiyle  iyi ilişkiler kurulması için çaba gösterilmesinin doğru olacağı konusunda epeyce geniş kapsamlı bir mutabakat oluşmuştur. 

Buradaki konunun özü ise Çeçen toplumunun kabul ettiği yönetimin diasporaca kabul edilip edilmeyeceğidir. 

Günümüzde Kadirov yönetiminin Çeçen toplumunda kabul gördüğü kuşkusuzdur. Ve bana göre diasporaya düşen de ana toplumun kabul ettiği yönetimi tamamen meşru kabul etmekten ibarettir, zira diasporanın Çeçenistan’a yönetici ya da başka bir hususu dayatması kadar saçma birşey olamaz. Bir toplum bir şekilde kendi yönetimini oluşturup kabul etmişse diasporanın bunu kabul etmeyip topyekun o yönetime muhalefet etmesi son derece anlamsız olacaktır. Özellikle dışarıdan dayatmalar düşünülmemelidir bile. Ancak isteyenlerin o yönetime muhalefet etmesine de elbette engel konulamaz.

Dolayısıyla bence diaspora artık Çeçenistan yönetimine yönelik muhalefeti aşmalı, Kadirov yönetimiyle ilişki kurmaktan kaçınmayı geride bırakmalıdır. Bu konuda geç bile kalınmıştır. Elbette Kadirov’un muhalifleri de olabilir ve hatta olmalıdır da. Ancak bu durum Kadirov yönetiminin Çeçenistan’da egemen ve meşru olduğunu kabul edip onunla diyalog kurulmasına engel olmamalıdır. Tam aksine özellikle kurumsal olarak Kadirov yönetimiyle diyalog ve iyi ilişkiler kurulmalıdır. Çeçenler için her açıdan en doğrusu bu olacaktır. Bu durum hem diaspora için hem Kadirov yönetimi ve dolayısıyla Çeçenistan için ve hem de ülkemiz için faydalı olabilecektir.

Sonuç itibariyle bence bireysel ilişkiler dışında Çeçenistan’la özellikle kurumsal olarak diyalog kurulup her tür ilişki geliştirilmelidir.

Bu anlayışa uygun olan tartışma konusu seyahat de bence gayet olumlu bir gelişmedir. Ancak bu seyahat organize ediliş şekli açısından bence hiç de arzulanabilir bir seyahat olmamıştır ve çeşitli sorunlar yaratma potansiyeli taşımaktadır. Zira çeşitli açıklamalardan anlaşıldığına göre bu seyahat  bir şahıs tarafından organize edilmiştir. Bireysel olduğu açık şekilde belli olan seyahatler de elbette yapılabilir. Ancak anladığım kadarıyla bu seyahatte ayrım iyi yapılmamış, derneklerden de bahsedilerek organizasyon sahibinin kim olduğu hususunda yanlış bir izlenim yaratılmış gibi görünmektedir. Bence bu durum olumsuzluk yaratma potansiyeli taşımaktadır ve mevcut tartışmalar da çeşitli olumsuzluklar için gerekçe üretebilecek nitelikte görünmektedir. Temsil ve denetim konusunda netlik ve yeterlilik bulunmayan her durumda sorunlar olması büyük ihtimaldir ve bundan kaçınılmalıdır. Temsil konusundaki aynı sakıncalı durum bu yazımıza konu olan seyahate karşı çıkan ancak sahipleri belirtilmeyen bazı görüşlerde de söz konusu olmuştur.

Çeçen İnguş diasporası ve Çeçen temsilciliği şeklindeki adlandırmalarla yapılan ve kimi temsil ettiği belli olmayan açıklamalar da bence aynı şekilde sorunludur.

Bence belirtilen hususların dışında tartışma konusuyla ilgili değerlendirmelerde şu hususlar da ayrıca dikkate alınmalıdır:

Söz konusu seyahate muhalefet edenler temelde Çeçen bağımsızlığına ihanet edildiği varsayımıyla hareket etmekte ve bunu tek gerçek olarak takdim etmektedirler.

Oysa bu şekildeki bir anlatım bence sorunludur, yanıltıcıdır, haksızdır ve yapıcı değildir.

Çeçenistan gerçeğini bağımsızlıkçılar ile Rus işbirlikçileri şeklinde anlatmak eksik bir anlatımdır ve gerçeğin en azından bir kısmını gözardı etmektir.

Bence Çeçen bağımsızlık hareketine en büyük darbe öncelikle Kadirov dışındaki diğer bazı Çeçenlerce vurulmuştur. 

1991 yılında ilan edilen bağımsızlık sonrasındaki Çeçenistan’ın acı gerçeklerinden önemli bir kesit merhum Mashadov’un cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki dönemde yaşanmıştır.

Rusların 1996’da Çeçenistan’ı tamamen terk etmesinden sonra 1997 başında yapılan seçimde Mashadov ilk turda %65 oy alarak açık farkla başkan seçilmiş, %15 oyla ikinci sırayı alan Basayev’i de başbakan olarak görevlendirmiştir. Böylece başkanlık seçiminin hemen ardından yönetimde halkın büyük bir bölümünün temsili sağlanmıştır.


Ancak sonrasında Çeçenlerden bazıları halkın açık onayını alan meşru başkan Mashadov’un otoritesini yok sayan davranışlarda bulunmaya başlamış, bu yüzden ülkede asayiş sağlanamamış ve güvenlik eksikliği yüzünden Çeçenistan yaşanamaz bir yer haline gelmiştir.


Diğerlerininki bir yana, bu sonuçta en büyük pay bence, 1998 yazında ortaya çıkan Çeçen-Dağıstan İslam Şurası adlı oluşumun liderliğini yapan Basayev’in olmuştur. İçinde bazı Araplar ile Dağıstanlılar da bulunan söz konusu oluşumun bazı taraftarları Çeçenlerin geleneksel islam anlayışına karşı kendi Vahabist islam anlayışlarını dayatmaya kalkışıp Çeçenler arasında uzun süre devam edecek yeni tür silahlı bir iç çatışmayı da başlatmışlardır.


Aynı dinin iki farklı anlayışı arasındaki ayrılığın bu şekilde silahlı çatışmaya evrilmesi bence Çeçenistan’a yapılabilecek kötülüklerden en büyüğü olmuştur.


Bunun en başta gelen müsebbibi de, bence, meşru başkanın otoritesini yok sayarak kendi görüşünü zorla başkalarına dayatmaya kalkışan Vahabist anlayıştaki söz konusu oluşumdur.


Bu kötülükte, bence, 1995 yılında bazı Çeçen komutanlarına para verilmesine “Bizi Afganistan’a mı çevirmek istiyorsunuz?” diyerek karşı çıkıp uyarıda bulunan merhum Dudayev'in dediğinin tam tersini yapıp Mashadov dururken onun yerine Çeçenistan’daki söz konusu Vahabist oluşuma para desteği sağlayarak Çeçenler arası bölünmeyi körükleyen ve bu yolla meşru başkan Mashadov’un otoritesinin yok sayılmasına katkıda bulunan Türkiye kökenli bazı gruplar da ne yazık ki büyük pay sahibidir. 


Çeçenlerin farklı iki islam anlayışına dayanan çok temel bir zeminde bölünmesine yol açan Vahabist anlayıştaki söz konusu oluşum Çeçenler arası yeni tür çatışmaları başlatmakla da kalmamış, 1999 sonunda Dağıstan “seferi”ne çıkarak Rusların yeni bir silahlı saldırı başlatmasına da gerekçe yaratmıştır.


Başkan Mashadov ne yazık ki bu süreçte etkisiz kalmış ve otoritesini kurup düzeni sağlayamamıştır.

İşte böyle bir dönemde başlayan yeni Rus silahlı saldırısının sürdüğü 2000’lerin ilk yıllarında Vahabistlerin hedef aldığı geleneksel Çeçen islam anlayışının temsilcilerinden biri olan merhum Ahmet Kadirov Ruslarla müttefik olmuş ve sonrasında 2004 yılında bombalı saldırıda öldürülmüştür. Saldırının sorumluluğunu da Basayev üstlenmiştir. Böylece fiilen var olan düşmanlık alenen ilan da edilmiştir.

Yaşanan bu kanlı geçmiş Çeçenler arasında kan davasına dönüşen bir düşmanlık oluşturmuştur.

Bazı gruplar Çeçenistan başkanı Kadirov’a karşı bu düşmanlığı günümüzde de sürdürerek mevcut Çeçen yönetimi ile her tür ilişkiye karşı çıkmaktadırlar.

Günümüzde Çeçenler arasında var olan diğer bir ayrılık da Zakayev öncülüğündeki Çeçen-İçkerya grubunun mevcut Çeçenistan yönetimine muhalefetiyle oluşan ayrılıktır.

Başkan Mashadov yönetiminde yeralıp 2000’de yaralanınca İngiltere’ye giden Zakayev 2005’te Mashadov’un şehadeti sonrasında o dönemin bağımsızlık yanlılarına egemen olan Vahabistlerin Ekim 2007’de Çeçen İçkerya Cumhuriyeti devletini lağvedip yerine Kafkas İslam Emirliği kurduklarını ilan etmelerine karşı sürgündeki parlamento üyeleriyle Çeçen bağımsızlığını savunan bir yönetim oluşturduğunu ilan etmiş ve bu bağımsızlıkçı tutumunu günümüzde de sürdürmektedir. Asıl olarak Vahabistlere karşı ortaya çıkan Zakayev grubu Çeçenistan’da Vahabistlerin ortada görünmediği günümüzde doğal olarak Rusya içinde yer alan Çeçenistan’daki Kadirov yönetimine muhalif durumdadır.

İlginç olan bir nokta şudur: Zakayev grubunun ortaya çıkışının gerekçesi olan eylemleri yapan Vahabistlerin bazı günümüz temsilcileri Kadirov yönetimine muhalefet etmek için Zakayev yanlısı bir görünüme bürünmüşlerdir. Bu durum kanımca Kadirov muhalefeti için meşruiyet arayışındaki Vahabistlerin daha önce tamamen ayrı oldukları Zakayev’in şemsiyesi altına sığınmasından başka bir şey değildir. 

İşte bu şekildeki çok kanlı ve karmaşık geçmişe dayanan ayrılıklar günümüzde bazı gruplarca Kadirov yönetimine muhalefet şeklinde sürdürülmektedir.

Bu yazımıza konu olan tartışma da belirtilen düşmanlıkların bir yansımasıdır. Bu gerçekler yokmuşçasına bağımsızlıkçılar-Rus işbirlikçileri ayrımına dayalı bir anlatım/analiz yapılması yanıltıcıdır, eksikliktir, hatta bir tür dayatma ve tacizdir.

Çözüm bence Çeçen toplumuna aittir. O toplum da günümüzde Kadirov yönetimini kabul etmiş durumdadır. Diasporaya düşen ise Çeçen toplumunun tercihine saygı göstermekten ibarettir.

*

29.5.2026

***

ÖNEMLİ BİR NOT:

Söz konusu Kadirov muhalifleri merhum Medet Önlü’nün katledilmesinin sorumlusu olarak da mevcut Çeçenistan yönetimini göstermektedirler, ancak benim bildiğim kadarıyla bu iddia dayanaksızdır. 

Önlü’nün katledilmesinin sorumlusu kim olursa olsun bence lanetlenmelidir.

***


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder