18 Ocak 2018 Perşembe

Manzaralar/ Türkiye'den-2018

 Barlas'tan AKP'yi kızdıracak çarpıcı itiraf! 

03.01.2018 17:00
 
Hükümete yakın Sabah gazetesinin başyazarı Mehmet Barlas, köşesinde çarpıcı bir itirafta bulundu.
Barlas, İran’daki olayları değerlendirdiği dünkü yazısında; hükümetin Suriye’de terör örgütlerine destek verdiğini söyledi.
*

http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/diyanet-skandal-ifadelerin-yer-aldigi-sayfayi-kapatti-h68843.html

Diyanet, skandal ifadelerin yer aldığı sayfayı kapattı 

Diyanet İşleri Başkanlığı, internet sitesinde 'çocuk yaşta evliliklerin yapılabileceğine' yönelik ifadelerin yer aldığı Dini Kavramlar Sözlüğü bölümünü kapattı.
 

Diyanet, skandal ifadelerin yer aldığı sayfayı kapattı 

Diyanet İşleri Başkanlığı, internet sitesinde 'çocuk yaşta evliliklerin yapılabileceğine' yönelik ifadelerin yer aldığı Dini Kavramlar Sözlüğü bölümünü kapattı.
04 Ocak 2018 Perşembe 12:25
Diyanet İşleri Başkanlığı sitesinde yer alan 'Kızlar 9, erkekler 12 yaşında buluğ çağına girer' ve  'Buluğ çağına giren kişiler evlenebilir' ifadeleriyle başlayan tartışma devam ediyor. Diyanet en son olarak sitesinde bu ifadelerin yer aldığı sayfayı kapattı. Diyanet.gov.tr/dinikavramlar uzantısından erişilebilen sayfaya girilmek istendiğinde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın internet sitesi, kullanıcıyı otomatik olarak anasayfaya yönlendiriyor.
Diyanet'in, sitesinde yer alan bu ifadelerin 'bazı medya kuruluşlarınca çarpıtıldığını' savunmasına rağmen ilgili sayfanın kaldırılması dikkat çekti.
*
 

TRT'ye çıkan akademisyen: Hz. Nuh, oğlu ile cep telefonuyla görüştü

Manzaralar/ Dünya'dan-2017

*
Dünya tarihindeki en tehlikeli organizasyonu açıkladı

ABD'li düşünür Chomsky, ABD'deki Cumhuriyetçi Parti'nin tarihteki en tehlikeli organizasyon olduğunu ve ABD Başkanı Trump'ın asıl zararını kendi ülkesine değil, dünyaya vereceğini söyledi...                     

 

 
*
NASA'dan dünyayı heyecanlandıran keşif

Bilim adamları güneş sistemimizdeki Neptün'e benzeyen yepyeni bir gezegen buldu...

https://tr.sputniknews.com/afrika/201711221031111411-libya-kole-pazarlari-kimin-kontrolunde/

Libya’daki köle pazarları kimin kontrolünde?

© REUTERS/ Stefano Rellandini
Afrika
URL'yi kısaltın
0 56201
Libya İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Naser el Havari, Libya’da insan ticareti yapan kaçakçıların aynı zamanda başkent Trablus’ta güvenliği sağlayan silahlı grupları da kontrol ettiğini belirtti.
*

http://haber.sol.org.tr/dunya/sol-hd-hollywoodda-sansur-nasil-isliyor-221163

soL HD | Hollywood'da 'sansür' nasıl işliyor?


Yeni ortaya çıkan belgeler; Pentagon, CIA ve NSA gibi kurumların Holywood yapımları üzerindeki "sansürünün" nasıl gerçekleştiğini gözler önüne seriyor.

*
 18.1.2018

Umut Saklıdır Dağlarda

Atila Doğan, 1. Baskı: Kasım 2017, Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul


Yüreğinde "biriktirdikleri"ni, "içinden kopup gelen feryadı" yazmış. s. 7.
Hayata, bir tür, bakışı anlatmış!
-Özgürlük,
-Umut,
-Direnmek,
-Sürgün,
-Ölüm,
-Hesaplaşma,
-Hüzün,
de, başlıklardan bazıları.
*
Anlatılan hayata bakışa en çok egemen olan şey, bir "eksiklik" hissetme, duygusu değil midir? Ve, şu ifadeler de bunu anlatmaz mı?
-"Bu yaşına kadar oradan oraya kutsal bir emanet gibi taşımıştı buralılığını. Ne vakit omuz verse birilerine, manidar ve müstehzi hatırlatmışlardı, bizden değilsin, sen elsin. Ne vakit gönül verse bir yerlere... içinden gelen bir ses, ona hatırlatmıştı buraya ait değilsin, sen elsin... dümen tutmaz bir tekne gibi yalpalayarak gezinip durmuştu. Ve işte ayakları onu gerisin geriye, aslına tevdi etmek üzere taşıyıp getirmişti buralara kadar" 82
-"... fedakarlığın ve dostluğun doyumsuz lezzetine varmıştı. Damarlarında dolaşan kanın, belki bin yıldır taşıdığı ateşini ve aslına rücu eden yüreğinin keskinliğini hissetmişti. Ama huzur; huzur, yine yoktu. İçindeki o ses nereye giderse gitsin aynı şeyi söylüyordu: sen elsin" 84
-"Oysa bilmiyorlar ben bu şehre değil, bu dünyaya, hatta bu kainata ait değilim" 90
-"Her şeyimizi çaldılar her şeyimizi... Her şeyi aldılar belki ama ruhumu asla..." 91
-"... kader ortaklığının getirdiği sıcak ve samimi paylaşma duygusu" 95
*
Şiirimsi!
Yer yer destanımsı!
İyi ki yazmış.
Dilerim devam eder, yazmaya!
*
Ve, iki soru:
1. Acaba;
-"Naagost", s. 11, yerine, "Naakost",
-"daiman adik", s. 62, yerine, "guttur a dik",
-"Borz degah hu du. Körtah hu dini", s. 73, yerine, "Borz dagah hu dar, körta hu deır",
-"deal mukhlah yelsmniyah gurdu veyn", s. 100, yerine, "daala mukhlah yalsmıneh gurdu vay",
yazılsa, daha uygun olur muydu?
2. Soru cümlesi olmasına karşın, mesela, s. 34 ve 35'te olduğu gibi, sonu nokta işareti (.) ile biten cümlelerin sonuna nokta yerine soru işareti (?) konsa, daha iyi olmaz mıydı?
*
Kitaptan bazı notlar:
-"Sölj (Sunja) ırmağı... en yakın Türk kalesi..." 99
(?)
-"Uzunyayla... Biz gelmeden evvel, otlaklarıymış Avşar boyunun... padişahı da pek kale almadıkların dan, üstlerine... bir ordu gönderilmiş. Gel zaman git zaman... iskan olunmuşuz bu kıraç topraklara. Eseflenir Dadaloğlu ata yurdum dediği Uzunyayla'nın elden gidişine, başkalarına yar oluşuna. "Bir kavim gelmiş, Saçları sarı, Giydikleri deri, Yedikleri darı" diye anlatır bizi. Ben de Dadaloğlu divanının yalancısıyım" 103
-"Uzunyayla... bir şifre gibidir. Bir kimliğin gizli ifadesidir... Uzunyaylalı'yız ve ezelden hemşeriyiz" 106
-"Yalnızlığı soğuk bir hançer gibi böğrünüze sapladılarsa. Paylaşacak, paylaşılacak hiçbir şey kalmadıysa... neyi görecek, söyleyecek, yazacak" 124
-"... geniş düzenli bulvarları kasvetli Sovyet mimarisinin eseri ruhsuz binalarıyla, sakin ve dingindi Nalçik" 127
*
18.1.2018

Eskici ve Oğulları

Orhan Kemal, 19-26. Basım: Ekim 2017, Everest Yayınları, İstanbul

Kolay okunuyor.
*
Yöresel-yerel bir hikaye!
Sanki hikaye olsun diye yazılmış, gibi!
Yüzeysel!
Sonunda da, sanki yazarın acele bir işi çıkmış da, yarım kalmış gibi, hikaye, birdenbire bitivermiş!
*
Tipler kanlı canlı değil, yapay, gibi!
*
Hikayede kişiler genelde kendi kendilerini anlatıyorlar.
Bir de, bir köpek düşünüp konuşuyor, "Kocaman, uyuz bir köpek... sofrayı görünce şaşkınlıkla durdu ilkin.../... çevreyi titizlikle kolladı. İnanamıyordu. Olacak şey değildi", s. 308, ifadelerinde olduğu gibi!
*
On yaşındaki Ayşe'nin cinsellik çağrıştıran hallerinin anlatımı, şaşırtıcı, geldi bana; "...kucağına çekti.../.../... bacaklarını tutmuş sıkıyordu", s. 331, ifadelerinde olduğu gibi!
*
Şu ifadeler bir tür yabancı düşmanlığının, yani ırkçılığın ürünü değil mi?
-"Şu hükümetin de işine akıl ermiyordu vesselam. Gavur içinde gavurlaşmış tohumu bozukları al, getir, yıllar yılı bu topraklar üzerinde, bu toprakların iyi kötü günlerinin kahrını çekmiş yerlilerinin rızkına ortak et!" 4
-""Tüyü bozuk göçmen" de koca şehirde başka yer kalmamış gibi karşısına dükkan açınca, rızklar kökünden bölündü" 26
*
Şive-dil, benim için çok tanıdık!
Demek ki, Maraş'taki köyümüzde, Maraş'tan çok, Adana şivesi konuşulurmuş!
Tam olarak bilmiyordum, öğrenmiş oldum!
*
Kitaptan bazı notlar:
-"... feleğin çemberinden geç, sonra da bir harp, bir veba, mal mülk kapanın elinde kalsın, bardağı yirmi beşlik açık şarabı bile bulama. Olmazdı, böyle Allahlık olmazdı" 8
-"... zorla kaçırdıkları kadınları bağ çardaklarında çırılçıplak soyup oynatmalar..." 12
-"... "fabrika"... Bu gücün... binlerce insanın günlerce çalışıp ancak çıkarabileceği işi birkaç saatte çıkarıverdiğini görüyor" 13
-"Dedeyle ninenin canı sağken oğlun kendi oğluna sözü geçmezdi" 14
-"Yeni düzenin hayı huyu, devrilip giden imparatorluk... Şimdi mal mülk, iş güç, takım, tezgah edinme devriydi... Açsın gözünü, mal mülk kapma yarışına o da girişsindi" 20
-"1936, 37, 38, 939'da Alman dünyayı önüne katınca..." 21
-""Yürü ya kulum!" diyen Allah'ın emri 1945'lere kadar sürdü galiba, 946, 947, 948'lerde işler bozuldukça bozuldu. Artık ne Alman, ne de Alman'ın parasını sallayanlar. Bir Amerikancılıktır başlamıştı" 22
-"Eri, küçük tanrısıydı hani bir avradın?" 23
-"... babası değil dedesi tevatür zenginmiş. Lakin harpler, hicret, Ermeni ayaklanması şu bu..." 56
-"İki bardak şarap içti mi dünyanın en iyi insanı oluveriyor!" 64
-"Din, iman, Allah, vatan yolunda bir şehitlik mesela, ayıp değil mi maaş istemek?" 75
-"Komşu kadınlar yadırgadılar bunu. Kütlü toplamaya gitmek, daha çok ırgat, maraba takımının harcı, düşük, alçaltıcı bir işti. Yerli kısmı böyle şeylerle alçalmamalıydı" 76
-"Bellersin Ebussuut Efendi'nin torunu" 87
-"Kaçkaç zamanı" 88
-"... ya her ne iş olursa çalışmak lazım ya da acımızdan gebermek" 110
-"Yalnızlık Allah'a mahsus. Yalnızlıktan korkuyorum" 136
-"Alman harbinden önceki Çekoslovak tabakları" 143
-"Kafasından Toroslar, Kaçkaç, Fransız'a karşı dağa çıkan çeteler, yaptıkları baskınlar hızla geçti./.../... Bütün namuslu insanlar, hırslı insanlar, kursağına haram yutmayan insanlar böyle" 146
-"Gavurköyü" 162
-"Babasına bir türlü, anasına bir türlü, şimdi kardeşine bir türlü konuşmakla çok iyi davrandığına inanıyordu" 168
-"Aslını yitiren haramzade yavrum. Senin böyle bir soyun var. Soy azar mı? Azmaz" 185
-"Karasoku Tiyatrosu, yanık sesli Ermeni kantocular... Trablus... bacağının kesilişi, yurda dönüş, Kaçkaç..." 202
-"Ekmekten, sudan aziz olan uyku" 257
-"... çıldırtan bir umursamazlık..." 269
-"Dini gevşek olanların imanı da gevşek olur. İmanı gevşek olanlarınsa ne devlete faydası vardır, ne de millete!/.../... Dinimiz imanımız gevşedikçe Cenab-ı Allah yokluknan terbiye ediyor bizi!" 286
-"Bundan böyle, kim bilir ne zamana kadar hep cırtatan domates salatası yiyeceklerdi" 410
-"Cırtatan domatesi yemekten Allahımız şaştı. Sabah domates, akşam domates. Ekmeğimiz bile kalmadı!" 417
*
18.1.2018

9 Ocak 2018 Salı

Dünya Evi

Orhan Kemal, 10. Basım: Ekim 2017, Everest Yayınları, İstanbul


Otobiyografik roman!
Belgesel tadında, memleketten insan manzaraları!
*
İnsan manzaralarından seçmeler:
-Sık sık palavra atanlar,
-Bol bol dedikodu yapanlar,
-Fesat niyetliler,
-Önemli konularda kendi aralarında neredeyse hiç konuşmayıp, birbirleriyle ilgili şeyleri başkalarından öğrenenler,
-Karısına nereye gittiğini söylemeden evi terk eden baş kahraman!
*
Bence, tipler biraz ham!
*
Anlatım:
-Neredeyse, romana her giren tip kendi kendisini anlatıyor!
-Bazı konuşmalarda bazı hususlar, bence, gereksizce, sıkıcı olacak şekilde, tekrar ediliyor!
*
Basit cümlelerle anlatım!
Kolay okunuyor!
*
İçerik-anlatım biraz yüzeysel, gibi!
Kurgu da öyle!
*
Kitaptan bazı notlar:
-"Bir zamanlar kalın kaşlı, koca bıyıklı, iri gövdeli korku olarak düşündüğü babası..." 1
-"Yemeğe erkek başlardı ilkin. Erkek, kadının küçük tanrısı!" 12
-"Avlunun göz göz kiraya verilen odalarından Kürtler, Arap uşakları, Boşnaklar, Arnavutlar..." 24
-"Hele servistekiler! "Alelade bir odacı parçasını şımartıp, memurların memuriyet şerefini ayaklar altına aldığı" için ifrit oluyorlardı" 28
-"İhtiyar katip anasının gözü bir eski İttihatçı'dır.../ "Gel bakalım kurt oğlu kurt!" dedi" 53
-"... "öbür taraftaki adamın" oğlunu, memlekete ne maksatla yolladığı... ajan olarak kullanacaktı!/.../... bir zamanlar "İdare" aleyhine çektiği kuvvetli nutuklarla memleketi allak bullak eden adam, boş durmuyordu.../.../ "Kafalı adamdır!" diye fısıldadı./.../ "Bütün İttihatçılar gibi!"/.../... "Doktor Nazım'ların... ahları yerde mi kalacak?"/.../ "Mustafa Kemal Paşa..." dedi./.../ "Akıllıdır. Bütün İttihatçılar gibi!"..." 54, 55
-"Rezil olmuştu Boşnaklara. "Nasıl," diyorlardı. "Kendi milletin dururken, gider de Türk'le evlenir misin?"..." 87
-"... hepsi itirazı bastı... Aptallığın alemi var mıydı? Kendisinden evvelkiler nasıl bal tuttukları parmağı yaladılarsa, o da yalamalıydı" 100
-"Babama boş ver. Hırsızlığı, hangi şekilde olursa olsun, yapamam... Sırf kendimden utandığım için" 102
-"İşsiz kalıverip yirmi dört doksan beşten de olursa..." 103
-"O yok, bu yok, Bu gidişle açlarından öleceklerdi... Demek zaruret insanları ağlatıyordu? Keşke buna değil de zengin birine varsaydı" 104
-"Yalnız aklından, elleri dilekçeli işsizler alayı geçti. O kadar çoktular ki..." 105
-"Çalmayacaktı. Ne Allah korkusu, ne de kul. Elinden gelmiyordu... Ne olursa olsun, koskoca bir hükümete karşı koymuş bir adamın oğluydu" 107
-"... ne çırçır katibinin "Kurt'un oğlu" diye gevezelik etmesi, ne... Sadece küçük adamlığı, küçük adamlığın güçlüğünü düşünüyordu" 112
-""Dedi ki, kocan askere giderken seni de beraber götüremez ya dedi!"/.../... Demek o mektupları yazan it oydu?" 116
-"O zaman sabahlara kadar okuyacaktı... Tolstoy'ların filan dünyasına dalacaktı" 128, 129
-""Baba dostu" tüccar Hilmi efendi... ambar katiplerini avucunun içine alıvermekte son derece usta... İşçileri avucunun içine almakta da ustaydı./... hamal... Sadık'ın tek rolü... zaaflarını öğrenip Hilmi Efendi'ye bildirmekti. Ondan sonrası kolaydı" 135
-""Fırka macerası"na kurban giden babasını gayet iyi tanıyordu... hararetli konuşmalarına alkış tutanlara da katılmıştı./ "Baba dostluğu" buradan geliyordu" 136
-"Hırsızlık teklif ediyordu.../.../ Hilmi Efendi donmuş kalmıştı. Nasıl oluyor... Avantaya sırt dönebiliyordu?" 140
-"Onun bildiğine göre, her küçük memur, her az kazanan, çalardı. Kaideydi bu" 145
-""Demek sana ambardan mal çıkarmak için teklif etti?"/ "Baba dostu", "Vebali boynuma," dedi. "... ambardan başka yere al, ekmeğiyle oynama, günahtır!"..." 146
-"Genç adamın "ambardan hırsızlık teklifi" az zamanda değişe değişe "doğrudan doğruya kendisi yapıyormuş"a dönmüş... yayılmıştı" 147
-"... öbür taraftaki babasını, herkes gibi, o da biliyordu ama... Öyle menfi bir insanla ahbaplık edilir miydi... abdestli namazlı bir tüccarcıktı" 150
-"Beethoven kadar yücesin de... Büyüklüğüme inanmak istiyorum, yalan olduğunu bile bile..." 154
-"Bütün ihtilaller birle başlar, sonra iki, sonra üç..." 162
""Beethoven!"/.../ "Dünyanın en haysiyetli insanlarından biri. Alman şairi Göte'yle birlikte giderlerken, karşıdan imparator görünmüş. Riyakar Göte yerlere kadar eğilerek imparatoru selamladığı halde..."/ "Bu?"/ "Yere tükürmüş ve Göte'yi bırakıp basıp gitmiş!"..." 163
-"Babasından bile üstün olmak! Hani şu bir zamanlar insafsızca döven... korkudan da üstün olmak! Hırsla titredi" 164
-""İş" peşindeydiler. Ot olmadıklarını ispatlayacaklardı" 166
-"Kocasına kendisini sevdirmesi, eskiden olduğu gibi, yalnız kaldıkları zaman her fırsatta üzerine azgın boğa gibi atlamasını nasıl sağlamalıydı?/... parçalayacakmış gibi canını nasıl tatlı tatlı acıttığını anlatmıştı.../.../ Hınçla baktı, kocasının elinden Tolstoy'un cildini kaptı" 169
-"Mustafa Kemal Paşa... onun fasulye tarlasında kargaları beklediğinden haberin var mı?/.../... memleket düşmanların işgaline uğrayınca... halktan birisi, bir ot gibi işe başladı. Önce yalnız o vardı. Sonra iki oldu, sonra üç..." 170
-"... uzak yakın akrabaları Boşnaklar... gelmiş, kocasının işten kovulmasına üzüldüklerini... o kadar zengin talibi olduğu halde, bu adamın ne diye peşine takılıp süründüğünü sormuşlardı" 172
-"Şarap. Ancak o zaman kendimin büyüklüğüne inanabiliyorum!" 182
-"Bütün kadrolar doluydu... Atatürk'ün zarif portresine baktı./ Onun emri başının üstüneydi... onu... gerçekten sevdiği için" 185
-"Öfke içindeydiler... "Evet, yakacağım!" dese... fabrika insanlarının bakışlarından ürkmüştü. Bu bakışların böylesine kudretli oluşunu ilk defa görüyordu. Bir de galiba, geçen yıl, İtalyan mühendisin dövülmek, öldürülmek istendiği zaman görmüştü" 189
-"İnandılar. Gözlerindeki vahşi pırıltı söndü... Bu kadar milletin sebeplendiği bir işyerini yakmak, hepsini sefalete atmak demekti.../.../... tekmil mahalle kapıya dayandıydı.../ Mustafa Kemal olabilmenin zorluğunu gittikçe daha iyi anlıyordu. Ot mot. İş, ekmekleriyle ilgili hale gelince, her biri bir aslan kesiliyordu" 190
-""İyi ya. Bilhassa şaraba sevindim!"/.../ "Kendimi kuvvetli hissetmek istiyorum!"..." 191
-"Kafayı buldum mu... Bir cesaret, bir ataklık geliyor ki sorma!" 193
-"Elciden avans... tarlaya gitmek için... yıllarca önceden biliyordu bu işi. O zaman çocuktu. Kendisi yedi yaşındaydı, ağabeyi dokuz. Yugoslavya'dan yeni gelmişlerdi" 194
-""İstanbullu işçiler gibi açıkgöz yok... gelmişlerdi de."/ "935'te değil mi?"/ "... Onlar geldikten sonra gözümüz bir açıldıydı ki..."..." 204
-"İş meselesi ne olacaktı?/... "Onu düşünme,".../ "Nasıl düşünmem yahu? İşsizim!"/.../... ısrar edince, anlattı: Parti müfettişi kulübe fahri başkan seçilmiş" 211
-"İstanbullu işçiler... Memurlardan filan korktukları pek yoktu. Haklarını savunurlar, boş zamanlarında da beyler, hanımlar gibi giyinir gezerlerdi" 219
-"Evinin ekmeğini temin etmeden dönmeyecekti evine" 226
-"Attı:/ "Gönderdim. Ne yapayım? Babasına çok düşkün, yalvardı"..." 227
-"Ele geçer, karakolluk olursa, mesele meydana çıkacak, "öyle bir adamın oğlu" için çok haysiyetsiz kaçacaktı. Gece yarıları, pencere gözetlemekten değil, fabrika yakmak, haysiyetini korumak için adam vurmak, ihtilal çıkarmaya teşebbüsten sanık olarak içeri düşebilirdi. Ama pencereden içerisini gözetlemek!" 246, 247
*
9.1.2018

8 Ocak 2018 Pazartesi

Baba Evi - Avare Yıllar

Küçük Adamın Romanı 1-2

Orhan Kemal, 9. Basım: Ağustos 2017, Everest Yayınları, İstanbul


Otobiyografik bir metin-roman!
Kolay okunuyor.
İstanbul'daki açlık anlatımı-vurgusu çarpıcı geldi bana!
*
Bir de, tesadüfen rastladığı dede dostu kendisini evine götürdüğünde evin kızına sarkıntılık etmesi ve sonra da, ya söylerse korkusuyla, sabah kimseye görünmeden kaçmaya kalkışınca çamura saplanması...
Ne beceriksizlik ama!
*
Belge tadında!
Sevimli!
*
Kitaptan bazı notlar:
-"Akşama doğru, babamın eve gelmesi... Tahtaları gıcırdatan, evi sarsan ağır yürüyüşü yaklaştıkça, yerimde küçülür, ufalır, mutlaka yiyeceğim dayağın korkusuyla beklerdim./ Babam.../... bilhassa bana bakarken mutlaka çatılan kalın kaşlarıyla o, benim için iri gövdeli bir korkudan ibaretti" 2, 3
-"Ankara/.../ ... önce Konya./ Bizim ev, Alaattin Tepesi'yle Ermeni Okulu arasındaydı.../ Birdenbire bir isyan içinde bulduk kendimizi, yahut da bana öyle geldi.../.../ Bir gün işittik ki, asiler valiyi ahıra bağlamışlar... "Şeriat isterük, biz bu gavur hükümeti istemezük...".../... "Kuvayı Milliye" geliyormuş haberi..." 9-11
-"Babam bar bar bağırıyor, kapıyı yumrukluyor.../ Annem kapıyı açtı. Babam... anneme saldırdı.../ Annem korkunç bir çığlıkla yuvarlandı" 17
-"Ama ben babamı asıl "fırka" mücadelelerinde tanıdım" 20
-"... seziyordum ki babam bir yerlere... gidiyor!/... Galiba on beş gün sonra... "salimen öbür tarafa geçmiş!" 21
-"Beyrut'ta Fıstıklı tarafında oturuyorduk... babama avukatlık yaptırmıyorlardı" 23
-"Babam.../.../... " babanız ölüyor... çok dövdüm seni... Hakkını helal et...dönün memleketinize!"/.../... "ölümü de götürün, beni gurbet ellerde bırakmayın!"..." 37
-"Babam.../ "... İbrahim Efendi... sana iş bulmuş!"..." 40, 41
-"... makinelerin bulunduğu yerde dualar pek zavallı kalıyordu... Makineyi seviyordum.../... "babam ölüverirse!"/... Onu sevmediğim... halde, onu gene de sırtımı dayadığım bir ağaç..." 46
-"İki sene... bu gurbet ellerden usanmıştım. Vatanım burnumda tütüyordu" 60
-"Bir gün Beyrut limanında dolaşırken bir Türk vapuru gördüm. Direğinde bayrağımız... Saatlerce oralardan ayrılamadım. Büyülenmiş gibiydim... konsoloshanemize koştuğumu hatırlıyorum" 65
-"Ermeni Çarşısı.../ Bu çarşı, Türkçe konuşması... memleketimden bir parça gibiydi" 66
-"Virjin... Ermeni kızı... "Şinorik...".../.../... "Demek vatanına döneceksin...".../.../ "Ne mutlu sana".../... "memleketine git! Karnının doyduğu yere vatan derler ama, kulak asma..." 66, 67
-"Şinorik.../ "Unutma... Seyhan Irmağı'ndan benim yerime..."..." 70, 71
-"Trenden iner inmez, memleketimin haziran güneşiyle ısınmış toprağını öptüm.../.../... Memleketim bana birdenbire pek harap gözüktü" 75
-"... kaldırılmış harman yerlerinden buğday toplayıp açlığımızı öldürdük.../.../ Ey açlık! Seni midemde, iliklerimde, kanımın yuvarlarında duydum" 97
-"İstanbul'un çarpan güzelliğine doyduk nihayet. Karınlarımız sık sık acıkıyordu çünkü ve güzellik karın doyurmuyordu" 125
-"Beyazıt... İstanbul güzel, ama karnımız açtı!" 135
-"... tütün işçileri... Onların kirli paslı, fakat her şeye rağmen neşeli kalabalığı..." 136
-"Necip:/ "Bu odaya annem fotoğraf sokturmaz, burda namaz kılar da..."..." 137
-"Ve bir sabah... güzel kadınlarını İstanbullulara bırakıp, yarı aç, bindik vapura" 139
-"Babaannem, "Eğer oğlum, sen adam olursan, sokaktaki köpekler de adam olur!" dedi" 141
-"Çeşmenin yanında tanıdık bir kırtasiyeci. Ben onu hatırlıyorum. Onun beni tanımamasına imkan yok. Bu, yassı kafalı bir Türkistanlıdır... onun dükkanından... özellikle Anadolu Yavrusunun Kitabı'nı satın alırdık./ O zamanlar bize, Kazım Karabekir Paşa'nın yazıp bestelediği bir marşı söyleterek uzun yürüyüşler yaptırırlardı" 154
-"Şadiye... kolumu beline dolayıveriyorum./... kaçtı, öfkeyle, "Terbiyesiz!" dedi./.../ Uyandığım zaman.../.../... acele giyiniyorum.../.../... bir bekçi.../... düdük sesleri... bir çoban köpeği... Kendimi kasabanın böğründeki tarlalara atıyorum.../.../... Kunduramın teki çamurlara saplanıyor.../.../... istasyon.../.../... dede dostuyla karşılaşmayayım mı?" 160, 163-166
-"Tekrar kırlar, tekrar Allah ve onun meseleleri... Kötü kader yazan Allah, yazmayan Allah.../... Kafam, bir türlü halledemediğim bu meselelerle yara haline gelmişti. Yirmi yaşındaydım, öbür taraftaki adamın oğlu olmaktan başka suçum yoktu" 167
-"İnsanları konuşturup dinlemenin zevkine varmıştım. Bu hareket hattı bana yığınla arkadaş kazandırmış, beni sevmelerini sağlamıştı" 180
-"... çalışan erkek yüzlü Kürt kadınları... Giritli Mahallesi.../.../ Fakir Boşnakların mahallesi.../... yirmi iki yaşındayım, aşığım ve cebimdeki parlak demirli sustalıma güveniyorum" 188
-"Adam memlekette büyük derebeydi. Bütün bir memleket korkardı ondan" 193
*
8.1.2018

3 Ocak 2018 Çarşamba

Nazım Hikmet'le 3,5 Yıl

Orhan Kemal, 7. Basım: Mart 2015, Everest Yayınları, İstanbul


1940-1943 dönemindeki Bursa Cezaevi anıları. Ve Nazım'ın bazı mektupları.
Sevimli.
Hoş.
Kolay okunuyor.
Öğretici de!
*
Kitaptan bazı notlar:
-"Nazım.../.../ "... Hani bizim şu Türk halkı müthiş zeki!"..." 16
-"Ben, ilk tanıştığım herkesi, bilhassa meşhurları şiddetle yadırgarım... ama Nazım Hikmet'le nasıl hiç farkına varmadan senlibenli oluverdiğime hala şaşarım. İnsan onunla öyle kolay, öyle rahat konuşabiliyor ki..." 18
-"Nazım Hikmet'in samimiliği... Nazım, düşmanları tarafından bile sevilen bir İNSAN'dır" 20
-"Nazım.../.../... okudu.../.../... bambaşkaydı. Bunda "kutsal" kitapları hatırlatan bir dil, bir ululuk vardı" 22, 23
-"Nazım, şairin "... ruhların mühendisi" olduğu sözüne inanırdı./ Çalışkan insana saygısı sonsuzdu... faydalı işler yapan mahkumların atölyelerine sık sık iner, fırsat bulursa çeşitli işler görürdü" 39
-"Nazım, inanmış insandı. Herhangi bir davaya inanmış kimselere saygısı vardı. Mehmet Akif'e saygısı bundandı" 40
-"... tepeden inme emirlerle empoze edilmek istenen kelimeler... bu tarz tepeden inmelerin pek de faydasız olmadığını söylerdi" 43
-"Hapishane halkının -yalansız söylüyorum- yüzde sekseni, Alman zaferini alkışlayan... bu zaferin şerefi kendi ordularımıza aitmiş gibi tavırlar takınıp iç rahatlığına kavuşan "efendi"den adamlardı" 55
-"Piraye Yenge.../.../ Eşinin genellikle ağırbaşlı, ölçülü tavır ve konuşmasına karşılık, Nazım, -nasıl söyleyeyim- hoppa, uçarı görünüşlüydü... Karşılıklı oturdukları zaman Yenge ağırbaşlı, hükmeden, ciddiydi. Nazım'sa kırıla döküle... konuşur, konuşurken de gözlerini karısının gözlerinden ayırmazdı. Yenge, başı dimdik, sadece dinlerdi" 63
-"Nazım, İbrahim'den dinleyip not ettiği şeyleri işledikten sonra ona okurdu. Hiç unutmam, bir gün İbrahim, Nazım'ı dinleyip dinleyip, "Üstat be," demişti, " senin yazdıkların benim anlattıklarımdan daha çok benzedi gerçeğe..."..." 74
-"Haziran 1944/.../ Büyük Türk halkı. Nasıl bütün dünya halkları gibi yaratıcıdır.../.../ Nazım" 113, 115
-"15.2.1949/.../... Ben aklın, havsalanın alamayacağı bir halt karıştırdım. Piraye'de ayrılmaya kalkıştım... sonra kendime geldim. Şimdi kendimi yengene affettirmek için ne halt edeceğimi bilmiyorum.../.../ Nazım" 121-123
-"6.11.1949/.../... Şekspir, Servantes, Balzak, Tolstoy, Çehof, Gorki gibi büyük muharrirler, zaman zaman dehşetli acı, korkunç, kederli muharrirlerdir, fakat her zaman ümitlidirler... Harp ve Sulh'u düşün... Bunlara karşılık, ferden onlar ayarında olan Dostoyefski eninde sonunda yok olup gitmektedir. Kederli, mahzun, acılı olmak için sebepler mevcuttur, fakat ümitsiz olmak için bir tek sebep mevcut değildir./.../ Nazım" 126, 128
(Dostoyefski eninde sonunda yok olup gitmektedir, demiş, Nazım Hikmet, ama hiç de öyle olmamış, tam tersine, her yerde, varsa yoksa Dostoyevski! Neden, acaba?)
*

3.1.2018