Kıymetli Hüseyin Altunbay’ın “ÇEÇEN DİASPORASININ SINAVI YÖNTEM Mİ SONUÇ MU?” başlıklı yazısı beni çok şaşırttı.(https://kafkascecen.org.tr/3107-2/)
Öncelikle,
“Yönetimle iş birliğini savunan bir kesim, meseleyi ısrarla “Baba vatanla temas kurulmasın mı, asimile mi olalım?” eksenine çekiyor.”
“Hal böyleyken, mevcut yönetimle resmi temasları artırmayı savunanların meseleyi ısrarla “Ya temas kurarız ya da yok oluruz” ikilemine sıkıştırması haksız bir çarpıtmadır. Bu yaklaşım, getirilen haklı eleştirileri kasıtlı olarak saptırmakta ve itiraz edenleri sanki toplumun köklerinden kopmasını savunuyormuş gibi göstermeye çalışmaktadır.”
şeklindeki ifadelere şaşırdım.
Böyle diyen mi var?
Ben bilmiyorum.
Ben işbirliğini/iyi ilişkileri savunuyorum, ama hiç öyle demiyorum.
Ama yazıya göre “çarpıtma” ve devam eden affedilemeyecek nitelikteki eylemlerle büyük yanlış yapmış oluyorum.
Ama bence hiç öyle değil.
Benim bildiğim ve Ankara derneğindeki konuşmalarda gördüğüm kadarıyla istenen, daha önceden de yazdığım gibi, anlamsız Kadirov düşmanlığına son verilmesi ve her açıdan iyi olacağı anlayışıyla mevcut Çeçen yönetimiyle iyi ilişkiler kurulmasıdır.(https://kafkascecen.org.tr/cecenistan-seyahatine-dair/)
Bu açık istek ne hale getirilip sunulmuş, doğrusu şaşırdım.
Sonra,
“Bu noktada dile getirilen eleştirilerin gayesi, diasporayı kutuplaştırmak veya belirli yapıları yıkıcı şekilde hedef almak değil; aksine, bu gidişata dair toplumsal bir farkındalık oluşturmaktır. Çelişkilere ve etik sorunlara işaret etmek, anavatanla kurulacak ilişkilerin daha sağlıklı, kapsayıcı, bağımsız ve ilkeli bir zemine oturması için bir düşünce çağrısıdır. Görmezden gelinen mağduriyetleri hatırlatmak ve tek taraflı maddi bağların getireceği dışlayıcı riskleri konuşmak, ortak vicdanı diri tutmanın bir gereğidir.”
“Diaspora olarak Çeçenistan’da bir savaş başlatmak veya bitirmek, Çeçenistan’daki siyasi yapıyı doğrudan değiştirmek bizim yapabileceğimiz işler değil. Ancak tutarlı durmak, yanlış olana “yanlış” diyebilmek tarihi bir sorumluluktur. Hedefe giden yolda ilkelerden taviz vermemek, anlık menfaatlerden feragat etmeyi gerektirse de kanaatimce doğru olan budur. Meşru ve şeffaf yöntemler, savunduğumuz davanın inandırıcılığını korur.”
“Özetle mesele Çeçenistan ile bağları koparmak değil; bu bağları siyasi tavizler vermeden, ahlaki konumumuzu kaybetmeden ve kendi bağımsız imkânlarımızla, ilkeli bir şekilde sürdürebilmektir.”
Şeklinde ifadeler var.
Peki bunlara hayır diyen mi var? Varsa kim?
Bugünkü Çeçen yönetimiyle iyi ilişkiler kurulsun demek bunlara karşı bir duruş mudur?
“Çelişkilere ve etik sorunlara işaret etmek”, “Görmezden gelinen mağduriyetler”, “tek taraflı maddi bağların getireceği dışlayıcı riskler” deniyor, bunlar nelerdir? Kim etik sorunlara işaret edilmesin istiyor? Kim hangi mağduriyetleri görmezden geliyor? Tek taraflı maddi bağlar mı var?
“Ancak tutarlı durmak, yanlış olana “yanlış” diyebilmek” deniyor, hangi yanlış olana yanlış demeyip tutarsız olan kim?
“Hedefe giden yolda ilkelerden taviz vermemek” deniyor, kim hangi ilkeden taviz verilmesini istiyor?
“Meşru ve şeffaf yöntemler” deniyor, buna karşı olan mı var?
“Çeçenistan ile… bağları siyasi tavizler vermeden, ahlaki konumumuzu kaybetmeden ve kendi bağımsız imkânlarımızla, ilkeli bir şekilde sürdürebilmek” deniyor? Siyasi taviz verilmesini isteyen, ahlaki konumunu kaybeden mi var? Bunlar çok ağır suçlamalar değil mi? İnsaflı mı? Çeçen yönetiminin davetine olumlu cevap verilmiş olması bir tür “satılmak” mıdır? Bu kadar ucuz mu?
Daha sonra da,
“Bu tablo karşısında, diasporayı temsil eden bazı kurum ve derneklerin sergilediği seçici hafıza ise toplum vicdanında haklı soru işaretleri bırakmaktadır. Çeçen tarihindeki sürgün ve soykırım gibi trajik olaylarda haklı olarak ortak, resmi ve gür bir ses çıkaran bu yapıların; konu son 20 yıllık savaşa, o dönemde yaşananlara ve bu sürecin ağır bedellerini ödeyen insanlara geldiğinde bilinçli bir sessizliğe bürünmesi düşündürücüdür. Geçmiş yüzyılın acılarına resmi düzeyde sahip çıkarken, henüz kabuk dahi bağlamamış yakın dönemin mağduriyetlerini adeta yaşanmamış gibi özenle tırpanlamak, sergilenen duruşun tutarlılığını zedeleyen derin bir çelişkidir.”
“Maddi ve siyasi olarak bu hizalanmayı tercih eden ve tüm diasporayı temsil etme iddiasında olan bazı kurumların, eleştirileri görmezden gelerek sadece belirli bir çizgiyle yürümesi; farklı düşünen, yakın tarihte bedel ödemiş veya bu etik sorunlara itiraz eden geniş bir kesimi dışarıda bırakma sonucunu doğurmaktadır. Birleşmeyi savunduğunu iddia eden bir anlayışın, kendi içinde bu denli büyük bir dışlamaya yönelmesi, toplumsal dokuyu onarmaktan ziyade yeni çatlaklar yaratmaktadır.”
Şeklinde bence çok ağır olan suçlamalar var.
Doğrusu inanmakta zorluk çekiyorum.
Bunlar nasıl söylenebiliyor?
Burada söylenenleri yapan mı var? Varsa kim?
“konu son 20 yıllık savaşa, o dönemde yaşananlara ve bu sürecin ağır bedellerini ödeyen insanlara geldiğinde bilinçli bir sessizliğe bürün”en, “henüz kabuk dahi bağlamamış yakın dönemin mağduriyetlerini adeta yaşanmamış gibi özenle tırpanla”yanlar kimler?
Bu kadar ağır suçlamaları hakedenler kimler?
“Maddi ve siyasi olarak bu hizalanmayı tercih eden ve tüm diasporayı temsil etme iddiasında olan bazı kurumlar” hangileri, bunlar hangi “eleştirileri görmezden gelerek sadece belirli bir çizgiyle yürü”yorlar, “farklı düşünen, yakın tarihte bedel ödemiş veya bu etik sorunlara itiraz eden” kim neyin dışında bırakılıyor, hangi anlayış “kendi içinde bu denli büyük bir dışlamaya yönel”iyor?
Doğrusu bunlarla ne kastediliyor bilmek isterdim!
Yazının özü, bence,
"Ancak bugün, 90’lı yıllardaki tablodan çok farklı bir gerçeklikle karşı karşıyayız”, “yeni yönetim anlayışı, bölgede farklı bir tablo yarattı”, “muhalif seslerin baskı ile, kimi zaman aileler üzerinden susturulması ve diasporadaki kanaat önderlerine yönelik operasyonlar düzenlenmesi derin bir güvensizlik ortamı doğurdu. Bugün güvenlik kaygısıyla kimliğini gizleyen, memleketine dönemeyen on binlerce insan var. Güncel konulardan trafik tartışması gibi basit gerekçelerle gençlerin zorla Ukrayna cephesine gönderilmesi benzeri olaylar, bölgede yaşanan hukuksuzluğun ve ağır bedellerin somut bir örneği.”
“Buradaki temel itiraz, temasın bizzat kendisine değil; bu temasın mevcut yönetimin finansmanı ve siyasi gölgesi altında yapılmasıdır. Bir amaca ulaşmak, tek başına bir başarı ölçütü olmaz; o amaca giden yolda kullanılan yöntemler, sonuç kadar önemlidir. Temas faaliyetlerinin mevcut yönetimin bütçesiyle sağlanması, sıradan bir misafirperverlik olarak okunamaz. Tek taraflı maddi destek, kabul edeni karşı tarafa borçlu kılar ve zamanla fikri tavizleri beraberinde getirir. Yönetimin parasıyla bir ziyaret yapılıyorsa, oradaki hak ihlallerini eleştirme, Ukrayna’ya zorla gönderilen gençler için ses çıkarma hakkından da feragat etmiş olursunuz.”
Şeklindeki ifadelerde yer alıyor.
Burada söylenenlerin özü de bence şöyle:
Kadirov muhalefeti susturuyor,
Gençleri Ukrayna’ya gönderiyor,
Ve Kadirov’un davetiyle giden ona borçlu olur ve fikri taviz verir.
Aslında açıkça söylenmese de yazıda Kadirov düşmanlarının mantığı egemen. Ve dolayısıyla Kadirov’a düşmanlık sürdürülsün denmek isteniyor.
Peki,
Kadirov düşmanlığı mevcut Çeçen yönetimine düşmanlık şeklinde ilelebet sürdürülmeli midir?
Bu düşmanlık gerçekte kimin/neyin düşmanlığıdır?
Bir şekilde Çeçen yönetimine düşmanlığa son verilmesi yönünde adım atılması kötü müdür?
Kaldı ki, bence,
Düşmanlarının Kadirov hakkında söyledikleri olumsuzlukların çoğu abartılı ya da gerçek dışı.
Kadirov’un yaptıklarının çoğu genelde her ülke yönetiminin yaptıklarından çok da farklı değil.
Mevcut durumda Kadirov’un muhaliflerinden ziyade düşmanları var ve bunların da asıl meselesi/önceliği Çeçen halkı değil. Kendi gündemleri var! Herkesin de kendi gündemlerine bağlı kalmasını istiyorlar!
Ve,
Kadirov’la ilgili günümüzde somut olarak söylenen tek husus olan Ukrayna’ya adam gönderme konusu nasıl bu hale getiriliyor, anlamak zor, Ukrayna konusu gerçekten üzücü, ama Kadirov’un yaptığı savaştaki her ülkenin yaptığı değil midir? Ve karşı saflardaki Çeçenlerin tavrından daha anlaşılır değil midir?
Kadirov’a muhalif olunabilir, ancak Çeçen yönetimine düşman olmak şart mı?
Düşmanlık şartsa yalan yanlış ifadeler olmadan yapılamaz mı?
Söylenmek istenen daha gerçekçi şekilde söylenemez mi?
*
Ağustos 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder