22 Şubat 2023 Çarşamba

6 Şubat Depremi'ne Dair

6 Şubat 2023 günü önce Kahramanmaraş/Pazarcık merkezli 7,7 büyüklüğünde ve aynı gün bir süre sonra Kahramanmaraş/Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi ve bunların birçok artçıları oldu. Bu depremler Adana'dan Diyarbakır'a, Hatay'dan Malatya'ya 10 ili ve 13,5 milyon kişiyi etkiledi. 

Suriye'yi de etkileyen bu depremlerde ülkemizde şu andaki açıklamaya göre 42 binin üzerinde insan öldü ve çok büyük bir yıkım oldu. 

Bizim köyümüz de büyük ölçüde yıkıldı, bir kısmı akrabalarımız olan tanıdıklarımdan 10 kişi öldü. Bölgedeki tüm yakınlarımız evlerini terketmek durumunda kaldılar.

Şu an aradan 16 gün geçmiş durumda. Bu sürede çok sayıda görüntü gördüm, çok sayıda tanıklık izledim. Ama depremin şiddeti ve yıkımına dair her yeni günde ortaya çıkan bilgiler karşısında şaşırıyorum. Her ne kadar ilk günden itibaren depremin çok büyük bir yıkım yaptığını fark ettiysem de, anlaşılan yıkımın ölçüsünü hala tam olarak idrak edememiş durumdayım. 

İnsanlar çok zor durumda yaşamaya çalışıyorlar. Havanın soğukluğu yaşamı daha da güçleştiriyor. Ve bu zorluklar anlaşılan uzunca bir süre daha devam edecek ve genelde hayat da herkes için daha pahalı ve dolayısıyla zor hale gelecek gibi. 

Bu depremlerden sadece bölgede yaşayanlar değil, elbette bütün ülke etkilendi ve bu etkilenme daha da sürecek. 

Bu büyük felaket karşısında insanların yardımseverliği ise gerçekten göz yaşartacak seviyede oldu. Ülke içinden ve dışından yardımseverler ilk günden itibaren seferber oldular. 

Yağma ve hırsızlık yapanlardan ve gösterişçilerden de söz edilmekle ve aynı ölçüde birçok "kötü" insanın da olduğunu kesin olmakla birlikte, ne çok iyi insan varmış!

Ama ben pek bir şey yapamadım, pek bir yardımda bulunamadım.

Böyle bir ortamda insanın zor durumdakilere yardım için elinden fazla bir şey gelmemesi çok üzücü.

Varlıksız insanın ne yazık ki kendisine dahi pek faydası olamıyor!

Ayrıca yardım için düzgün bir organizasyon önemli, ama bireysel olarak da yapılabilecekler var elbette.

Yaşlılığım dolayısıyla bireysel bir işe kalkışamadım, ama keşke bir yardım organizasyonunda gönüllü olsaydım.

Ben durumuma yaşlılık ve fakirliği gerekçe olarak gördüm, maddi yönden pek fazla yardım yapabilecek durumda olmadığımı ve benim yapabileceğim yardımların da pek bir etkisi olmayacağını düşündüm.

Bir ölçüde de depremin mağduru sayılırım.

Ama hiç rahat değilim!

Daha çok yardım için çaba göstermeliydim!

Ve öyle yapmalıyım!

Yardım gönüllüsü de olmalıyım!

22.2.2023 


  

30 Ocak 2023 Pazartesi

İnsan olmaktan bıktım

...

İnsan olmaktan sıkıldım diyeceğim. Gözlük takmaktan,  dişlerimi fırçalamaktan, pantolonlarımı temizleyiciye götürmekten, dondurma yemekten. Düzenli ödemeleri kredi kartına bağlamaktan. Yalan dinlemekten ve söylemekten. Düğünlerden, cenazelerden, mezuniyet törenlerinden. Âşık olmaktan ve aşktan düşmekten. Evlât ve baba olmaktan.   Uyumaktan ve uyanmaktan.  Caddelerden, camekânlardan, ucuzluk levhalarından.  Saçlarımın ve tırnaklarımın uzamasından usandım. Giyinip sokağa çıkmaktan, demli çaylardan. Dizilerden. Kitaplardan, yazı yazmaktan, bilgisayarlardan, gazetelerden ve dergilerden.

...


www.diyaloggazetesi.com ==> OKU, YORUMLA ve PAYLAŞhttps://www.diyaloggazetesi.com/insan-olmaktan-biktim-makale,11768.html

Diyalog Gazetesi

25 Ocak 2023 Çarşamba

BENCE DE

Kitap yası 24 Ocak 2023, 10:28 1.3B Metin MÜNİR

www.diyaloggazetesi.com ==> OKU, YORUMLA ve PAYLAŞhttps://www.diyaloggazetesi.com/kitap-yasi-makale,11760.html

Diyalog Gazetesi

...

 Okumak insanı hayatta hiçbir zaman karşılaşamayacağı insanlarla bir araya getirir, içine girme olasılığı bulunmayan hayatlara ortak eder ve yaşaması mümkün olmayan deneyimlere sahip kılar. İnsan kendinden farklı birçok insan, kendininkinden farklı durumlar, yaşamlar, ülkeler olduğunu öğrenir. Bunlar onu geniş ufuklu, hoşgörülü yapar, kendini başkalarının yerine koyabilme yetisini, yani empati duygusunu geliştirir. Hatta bilgeleştirir. Okumak insana daha iyi bir insan olma fırsatı verir.

*

17 Kasım 2022 Perşembe

NASIL YAŞAMALI KONUSUNDA BİR BAKIŞ

Bence, insan önce, yaşamdaki öncelikleri ve bu önceliklerin gereklilikleri konusunda net bir görüş sahibi olmalı, ve sonrasında da, yaşamını bu görüşlere göre oluşturacağı bir plan çerçevesinde sürdürmelidir.


Öncelikler ve bunların gereklilikleri kişiye göre farklılık gösterebilir.


Öncelikler


Ben kendi önceliklerimi şöyle sıralayabilirim:

1.Sağık

2.Aile

3.Uygun bir iş 

4.Çevre

5.Para

… 

Öncelikler kişiye bağlı olarak arttırılabilir.


Önceliklerin Gereklilikleri


Bunlar da bence şöyle ifade edilebilir:

1.Sağlık: Sağlık olmazsa hiç bir şeyin tadı olmayacağı gibi, insanın hiçbir konuda verimli ve başarılı olamayacağı da unutulmadan beden ve ruh sağlığına sürekli olarak gereken özen gösterilmeli, öncelikle bedenin kıymeti bilinip korunmalı, yıpratılmamalı, bunun için de düzenli yaşanmalı, karanlıkta uyunmalı, aydınlıkta uyanık kalınmalı, hareket edilmeli, düzgün beslenmeli

2.Aile: Sevgi ve saygı esas olmalı, düzgün iletişim kurulmalı, güzel konuşulmalı, ilişkilerde özen gösterilmeli

3.Uygun bir iş: Arzulanan işe uygun nitelikler edinilmeli, en başta eğitim olmalı, sonra gerekiyorsa başka niteliklerin edinilmesine çalışılmalı, mesela dil öğrenilmeli, bilgisayar-teknoloji konusunda donanımlı olunmalı

4.Çevre: İyi insanlarla ilişki kurulmalı, olumsuz insanlardan uzak durulmalı, sosyal olunmalı, yalnızlıktan kaçınılmalı

5.Para: Gereksiz harcamalardan kaçınılmalı, daha çok para kazandıracak işler araştırılmalı, kişisel nitelikler buna göre geliştirilmeli 

…

Öncelikler gibi gereklilikleri de çeşitlendirilebilir.


Yaşam bu konulardaki görüşlere göre planlanıp sürdürülmelidir.


17.11.2022

***

EK:


Metin Münir

Bu yaşa gelmeyi istemiş veya gelmek için bir program uygulamış değilim.      Hatta son zamanlarda herhangi bildiğim bir hastalığım olmamasına rağmen “acaba artık ölsem mi,” sorusunu kendime gittikçe daha fazla sorar oldum. Çok yaşlanarak bağımsız yaşama yeteneğimi kaybetmek, kendime ve başkalarına yük olmak istemiyorum.  


www.diyaloggazetesi.com ==> OKU, YORUMLA ve PAYLAŞhttps://www.diyaloggazetesi.com/uzun-yasamak-ama-ne-kadar-makale,11663.html


Diyalog Gazetesi


31 Ekim 2022 Pazartesi

MEÇHULE GİZLENEN TÜRK TARİHİ

Dr. Harunhan Remzi Öztürk, Omca Yayınları, Temmuz 2022, Ankara



Çok kıymetli Remzi Hoca’nın yeni kitabı bu.

Kitaba yazdığı sunuş yazısında Anıl Çeçen kitabı tanıtırken gayet yerinde olarak, "... bir bilgi bombardımanı... Geniş bir genel kültür", s. 16, demiş.

Kitapta yazılanlara, anlaşılan Anıl Hoca’nın itirazı olmamış, ama çok değerli bulup tamamen katıldığım yönleri de olmasına karşın, benim kitaptaki görüşlere epeyce itirazlarım var ve bu itirazlarımı ve kitap hakkındaki diğer bazı görüşlerimi bölümler halinde şu şekilde ifade edebilirim.

*

Birincisi, kitaptaki bazı hususları anlayamadım:

a.Kitapta “başka bir alemin temsilcisi" bir “manevi varlık” olarak yeralan, s. 15, 16, "DOST”un nasıl varolabildiğini kavrayabilmiş, anlayabilmiş, algılayabilmiş değilim, bu durum, sanırım, muhtemelen yazarın çok boyutluluğuna karşın benim sadece tek bir boyuttan bakabiliyor olmamdan kaynaklanıyor, olabilir, öyle olmalıdır!

b."İnsanlar... bilinçaltı iletişim kurabilirler", s. 16, "Sümerlerin ataları olan Anunukilerin, Niburu gezegeninden gelen uzaylı Tanrılar olduğu ifade edilmektedir", s. 18, "Rüyalarda, evrensel bir iletişim kullanılır", s. 30, ve, "Sümer yazıtlarında adı geçen Annunnakiler'in (Tanrıların) geldiği, dünya dışında olduğu belirtilen yerin adı Nibiru gezegeni"", s. 155, 156, ifadelerinde belirtilen hususların da nasıl olabildiğini algılayabilmiş değilim.

c."Çeçen olduğunuz halde, Türk oluşunuzla gurur duyardınız! Bunu... Atatürk'e borçlusunuz", s.57, şeklindeki ifadeleri de anlayamıyorum; yani, karşı olmak şeklinde değil, sadece algılayamamak! 

*

İkincisi, kitapta çok beğendiğim ve tamamen katıldığım hususlar var:

a.Kitabın sunuş yazısında Anıl Hoca’nın "... insanlığın yaşam düzeni ile ilgili temel kavramlar karşılıklı söyleşilerle açıklanmaya çalışılmıştır. Özellikle temel kavramların açıklanmasında bilimsel bilgi birikimine uyulmuştur", s. 16, 17, şeklindeki ifadesiyle vurgulanan kitaptaki bazı kavramların tanımlarıyla ilgili kısımları insanı düşünmeye teşvik edici çok olumlu ifadeler olarak algıladım.

b.Birçok yerde bilimin öneminin ısrarla vurgulanmasını çok değerli buldum.

c.Köklü bir birikimin ürünü olarak düşündüğüm kitaptaki şu ifadeler benim için ufuk açıcı ve öğretici oldu:

"İlk düşünürler Afrika'daki ilk insanlar içinden çıkmıştır. Bu düşünürler sihirsel düşünüş biçimini ve bundan kaynaklanan ruh ve türevlerini, doğaüstü güçler gibi kavramları icat etmişlerdir. Sonra mitolojik düşünüşü ve mabet kavramını icat eden Kuzey'deki insanlar gelir. Bunları tanrısal düşünüşü, yerleşikliği, şehir ve tanrı kavramını icat eden Mezopotamyalı düşünürler izler. Sonra monarşi gibi siyasal sistemi, ahlakı, hukuku ve kanunları icat eden Sümer ve Sami düşünürler gelir. Bunları tek tanrı ve öbür dünya gibi kavramları icat eden Mısırlı düşünürler izler. Ardından düşünüş biçiminde en önemli icadı yapan felsefi düşünüşün mimarları Yunanlı düşünürlerdir. En son olarak da akılcı ve bilimsel düşünüşü, ona dayalı makine ve benzeri icatları yapan Avrupalıları sayabiliriz./ İnsan bugünkü düşünüş biçimine, şu aşamalardan geçerek gelmiştir:/*Biyolojik Düşünme; beş milyon yıl./*Sihirsel Düşünme; bir milyon yıl./*Mitolojik Düşünme; son elli bin yıl./*Tanrısal Düşünme; son on bin yıl./*Felsefi Düşünme; başlangıcı MÖ bin yıl./*Dinsel Düşünme; MS. 3-18 asırlar./*Akılcı ve Bilimsel Düşünme; MS. 18. asır ve sonrası./ Sihirsel düşünüş Afrika'da, mitolojik düşünüş Asya'da, Teolojik düşünüş Mezopotamya'da, felsefi düşünüş Küçük Asya'da (Türkiye-Yunanistan), dinsel düşünüş güney Avrupa'da, akılcı ve bilimsel düşünüş ise kuzey Avrupa'da doğmuştur." s. 52, 53

"Din ile felsefe bir arada gitmez. Çünkü din savunur, felsefe sorgular." s. 54

"Aslında dinler, geçmişteki sihirsel, mitolojik, tanrısal ve felsefi düşünüşlerin ürünlerini sentezler. İnsanların hayatlarını, düşüncelerini, günlük hayattaki işlerinin görünüşteki kaynağını gökteki bir tanrısal oluşumda ararlar. Bu nedenle din, felsefenin ve bilimin müstakil oluşuna kadarki devrede hayatın bütün alanlarına sonraları verilen isimdir./ Dinsel düşünüş, egemen olduğu süre içinde dini olmayan felsefi ve bilimsel düşünmeyi durdurmuştur. Akla yaptığını bilime de yapmış, gelişmesine engel olmuştur." s. 55

"İnsanlık dinsel düşünüşü, MS. 18. Asırda geliştirdiği akılcı ve bilimsel düş(ün)üş biçimi ile sonlandırmıştır. Bu nedenle çağımızda dinsel düşünüşte olmak MS. 18. Asırdan önceki devirlerde kalmak demektir." s. 56

*

Üçüncüsü, bence kitapta şu maddi hatalar var:

a.”Bayrağı, 1941’de İsmet İnönü devir aldı”, s. 21, denmiş, doğrusu 1938’de değil mi?

b."Atatürk, köylüyü bilinçlendirmek... ekonomik olarak kalkındırmak istemişti... Hasan Ali Yücel ve Hıfzı Topuz'un Kurduğu Köy Enstitüleri bunun içindi./... Köy Enstitüleri'nin kuruluşu... 17 Nisan 1940'ta... kabul edilmişti", s. 185, denmiş, oysa, 1940'ta Atatürk olmadığına göre, Enstitülerin Atatürk’ün amacı doğrultusunda kurulduklarını söylemek doğru olabilir mi ve ayrıca Enstitülerin kurucularından biri Hıfzı Topuz değil, İsmail Hakkı Tonguç olmayacak mı?

*

Dördüncüsü, kitaptaki şu ifadelerde bence zaman uyumsuzluğu var:

“Vatikan ve Ortodoks Kilisesi, Selçuklulara ve Altın Orduya karşı... müttefik arayışına çıkmışlardı. Vatikan, Batı Avrupa'da Haçlı Ordusu toplamaya başladı. Doğuda ise, annesi Tatar asıllı, babası Kazak asıllı Cengiz Han ortaya çıktı" s. 125, 126, denmiş. 

Bu anlatımda sanki Selçuklular ile Altın Ordu ve Cengiz Han aynı zaman diliminde var olmuşlar ve ayrıca Cengiz Han Altın Ordu’ya karşı olmuş gibi anlamlar var, oysa, yanlış bilmiyorsam,  Altın Ordu Selçukluların sonunu getiren Cengiz Han'ın sonraki nesillerinin kurduğu bir devlet, öyle değil mi?

*

Beşincisi, kitaptaki şu ifadelerde bence yanlışlıklar var:

"İngilizler… 1907'de Ruslarla masaya oturdular. Osmanlıyı nasıl bölüşecekleri konusunda anlaşmaya vardılar. 1908 yılında... Birinci Dünya Savaşını planladılar.../ Tren yolunun güzergahında; Almanya, Avusturya, Macaristan... Balkanlar ve Osmanlı... vardı. Yani Birinci Dünya Savaşı denen tiyatrodan nasiplerini alan, yenilen tüm milletler! Bu tren yolu yapılsaydı? Dünya petrolünü İngilizler değil Osmanlılar işleyecekti! Çıkan petrolün tamamı Almanya'ya gidecekti. Sanayi dehası Almanya da... her türlü mühimmatta Osmanlı'ya destek verecekti! Kısacası Dünyadaki tüm dengeler değişecekti", s. 166, 167, denmiş.

Buradaki, hiç katılamadığım 1908’de Birinci Dünya Savaşı’nın planlandığı ifadesi bir yana, o tren yolunun yapılmış olması halinde petrolü Osmanlı’nın işleyeceği şeklindeki görüşü tamamen yanlış buluyorum; zira, bilim, teknoloji ve sanayileşmede geç kalmış olan Osmanlı o dönemde sözkonusu ifadelerde belirtilen petrolü arayıp bularak çıkaracak ve işleyecek bir bilgi ve donanıma sahip olmadığı gibi petrolün anlam ifade edecek bir kısmının trenle Almanya’ya taşınması da hiç mi hiç sözkonusu olamazdı ve dolayısıyla burada belirtilen görüşler bence gerçekçilikten uzaktır!

Kısacası, sözkonusu ifadeler, bence, olsa olsa sadece kanaatler olabilirler, ki bunları mutlak gerçekler olarak görmek doğru sayılamaz.

*

Altıncısı, bence kitapta esas olarak iki temel çelişki var:

a.İlk temel çelişki şu: "Emperyalistler üç lanetli şeyi ve o şeylerin maşalarını kullanırlar:/ Terör-terörizm; Anarşi-anarşizm; Şoven-şovenizm", s.  233, diyerek ve çok yerinde olarak üç anlayışın olumsuzluğunu vurgulayan yazar,  kitabın ana eksenini oluşturan Türk tarihiyle ilgili Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarında yaşayanların büyük ölçüde Türk kökenli olduğu şeklindeki anlatımları içeren bölümünde, s. 81-149, sahip olduğu derin bilgi birikimi kullanarak, ve bence, şovenizmin olumsuzluğuyla ilgili kendi ifadesiyle de çelişerek, şovence bir tutum almış bulunuyor.

Konu hakkında, benim uzmanlığım yok, pek bilgili de sayılmam, ve ayrıca yazarın benimle kıyaslanamayacak ölçüde bilgili olduğu da apaçık, kitaptaki konu hakkındaki ayrıntılı bilgiler benim için öğretici de oldu, ama yine de ben, senteze, yani o ayrıntılı bilgilerden çıkarılan sonuca, yani ulus kavramının son iki yüzyılın ürünü olduğunu da göz ardı eden Türk tarih tezi olarak ifade edilebilecek görüşlere, katılamıyorum.

Mesela, “Her şeyi Türkler mi yaptı? Evet her şeyi Türkler yaptı”, s. 99, şeklindeki bir ifadeyi doğru bulmuyorum.  

Ve ayrıca, mesela bana, kitaptaki,

-"Anadolu'ya gelen Türkler Hititleri, Frigleri, Lidyalıları; Mezopotamya'ya göç eden Türkler Sümerleri, Asurları, Babilleri; Akdeniz'e göç eden Türkler Mısırlıları ve Avrupa'ya göç eden Türkler Etrüskleri kurmuşlardır. Ege'ye göç eden Türkler ise Yunanlılardan çok daha önce bu bölgede ileri bir uygarlık yaratmışlardır", s. 59,

-”Başta Anglosakson dünyası olmak üzere Fransa-İtalya-İspanya Türk dünyasının parçalarıdır", s. 94,

-"Roma ve Grek gökyüzüne çıkarıldı... Fatih... gibi... bir rol modele ihtiyaçları vardı. Buldular... İskender... Onu da örnek bir gurur abidesi yapıp, yarattıkları şaşalı geçmişin kalbine oturttular", s. 102, 

-"İranlılar Ankara'nın batısını hiç görmediler. İmparatorluk da kurmadılar... Truva olayı da ayrı bir düzmece", s. 128,

-“Truva olayı, bir simge olup, Tuğran İmparatorluğunun çöken son kalesini anlatır. Spartalılar (Ispartalılar) da Türk asıllıydı. Sonsuz fantezi gücüyle Truva'yı efsaneleştiren, Amerika film endüstrisi, bizim akıl hocamız oldu. Truvalılar da Türk'tü", s. 141-143,

-"Darvin'den 500 sene önce, büyük İslam bilgini İbn-i Haldun, yazdığı bir risale ile evrim teorisinin temelini atmıştı", s. 178,

şeklindeki ifadeler, ve diğer birçok benzeri ifade, doğru gelmiyor.

b.Bence, diğer bir temel çelişki de şu: Bilimselliğin önemi çokça vurgulanmasına karşın, kitaptaki dünya düzeniyle ilgili bazı görüşler bununla çelişecek nitelikte ve bence bilimsellikle bağdaşmıyor.

Mesela, kitaptaki,

-"Tanrı'nın tahtına oturmak isteyen... bir güç türedi... "Gizli Dünya Devleti" adıyla sahne alan bu güc", s. 195,

-"Dinlerin hegemonyasını kırmak için Yahudi toplulukları tarafından dışarıdan desteklenen ulus devletler birbiriyle rekabet içine girdi", s. 196, 197,

-"Bir bankacı aile altı çocuğu... ABD'nin karşısına çıkan… Almanya'nın Bavyera eyaletinde kurulan Ekonomik Dünya Devleti, daha sonra... Londra'ya geçti... küresel sermayenin denetimindeki "Gizli Dünya Devleti"... "çok uluslu federasyonlar" aracılığı ile yönetimi üstlenecektir./ Gizli Dünya Devleti'nin ulus devletleri çökertmek üzere tezgahladığı virüs salgını operasyonu ile ulus devletler çalışamaz hale getirildi... küresel sermaye ve Siyonist İsrail ittifakı... Beden'i seçtirdi", s. 198-201,

-"Amerikan Devletini aciz bırakmak... kesinlik kazanmıştır.../... bütün ulus devletler... emperyalizme karşı enternasyonal bir dayanışma düzeni kurmaları... gerekmektedir", s. 202,

-"Avrupa'nın birinci projesi, Türkiye'yi kan gölüne çevirmek ve yıkmaktır. Anadolu'yu ele geçirmektir... Türkiye-Avrupa Birliği hikayesi, Global Kapitalin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin projesidir. Bu iki güç, farklı sebeplerden dolayı, Türkiye'nin kesin olarak Avrupa Birliği içinde yer almasını istiyor", s. 209,

şeklindeki anlatımları inanılır ve bilimsellikle bağdaşır bulamıyorum.

Bu konularda da uzmanlığımın olmadığının elbette farkındayım, elbette söylenenler kesinlikle doğru değildir diyecek durumda da değilim, ama yine de, mesela virüs salgını tezgahlanması ve gizli dünya devleti yapılanması gibi görüşlere hiç mi hiç katılamıyorum ve bunları sadece komplo teorileri kapsamında düşünülebilecek kanaatler olarak görüyorum.

Dolayısıyla kitabın ana eksenini oluşturan görüşlerdeki iki temel çelişki olarak gördüğüm bu hususlarda yazara ne yazık ki katılamıyorum.

*

Yedincisi, kitaptaki, “Ruslar, Doğu Anadolu'yu işgal ettiklerinde; Ermeni mezalimi karşısında şoka girdiler", s. 117, 118, şeklindeki ifadeye de, Ruslar’ın herhangi bir vahşet karşısında şoka girmek bir yana şaşıracaklarını dahi düşünemediğim için katılamıyorum.

*

Sekizincisi, kitaptaki,

-"Osmanlıda, ikinci sınıf vatandaş yoktu", s. 103,

-"1941 de İnönü eğitimi bilime kapattı", s. 149,

-"Harem sistemi Osmanlıyı bitirdi", s. 182,

-"Atatürk'ün yaşadığı zamanda, otoriter bir recim olduğu inancı yaygın. Tersine... güzel insanların... özgür hissettikleri bir zaman dilimiydi. Fikir hürriyeti kısıtlaması diye bir kavram yoktu", s. 205,

şeklindeki ifadeleri ve İnönü’nün Atatürk çizgisinin tam tersine işler yaptığı şeklindeki anlatımları hiç doğru bulmuyorum.

Özellikle de Atatürk döneminin otoriter olmadığı görüşüne hiç katılmıyorum, o dönem bence  otoriterlikte cumhuriyetin bir tek son yıllık dönemi ile kıyaslanabilir. 

*

Dokuzuncusu, kitapta birçok yerde, cümle ortasındaki bazı kelimelerin büyük harfle başlatılmasının ve soru sorulmayan birçok cümlenin sonuna soru işareti konulmasının nedenini de anlayamıyorum.

*

Onuncusu da, yukarıdaki açıklamalarda belirtildiği üzere, tamamen katıldığım hususlar da bulunmasına karşın, kitabın ana eksenini oluşturan hususlarda yazara ne yazık ki katılamadım.

Elbette her insan farklıdır ve farklı görüşler de doğaldır; ancak, gayet olumlu bir insan olarak görüp, sevip saydığım ve özellikle Öğretmen ve Öğrenci El Kitabı adlı kitabını olağanüstü güzel bulduğum Remzi Hoca’yla görüşlerimizin bu derece farklı olduğunu görünce doğrusu biraz da şaşırdım.

*

31.10.2022


*

EK:


https://birikimdergisi.com/

19 Ekim 2022 Çarşamba

Tanıl Bora

Plütokrasi

…

20. yüzyılda bu kavram, nasyonal sosyalistlere aitti, Propaganda Nazırı Goebbels tarafından bayıla bayıla kullanılırdı. (Kayınpederine bile “plütokrat” diyor günlüklerinde.) Nazi dilinde plütokrat tabiri, Büyük Britanya ve ABD’nin, yani dünyanın büyük “kapitalist güçlerinin” adıydı. Batı demokrasisi, Nazilere göre, fiilen bir küçük zenginler grubunun güdüp yönettiği bir sistemdi. Bu plütokrasinin arka planında da, Yahudilerin olduğuna işaret ediliyordu tabii.

…


*


29 Ağustos 2022 Pazartesi

YER DEMİR GÖK BAKIR Dağın Öte Yüzü 2

Yaşar Kemal, Haziran 2021, YKY'de 27. baskı, İstanbul


Sanki mitoloji çağı!

Bir Anadolu köyünün ve ülkenin 20. yüzyıldaki durumu!

Köylülerin hali!

Kendi Zeus'larını kendileri yaratıyorlar!

Fantastik!

***

Kitaptan bazı notlar:

-"Koca Halil... Aslan Ağanın hırsızlarbaşı./.../ Bir at çalmıştı. Yukarı Göksünden" 38, 39

-"Köylü milleti kurnaz olur" 43

-"Akşama kadar Koca Halil... düşündü, hırsızlıklarını, çaldığı atları..." 55

-"Koca Halilin kirişteki kulakları, karıncaların ayaklarının sesini bile kaçırmazdı. Kulakları için böylesine övünürdü. O kulaklar ki onu, Aslan Ağanın hırsızlarbaşı yapmıştı" 58

-"... yamçılı yolcu..." 70

-"Köylüler pamuğa gittiklerinde, köyde bir tek canlı kalmıyordu... kimse köye girip yerden bir tek çöp bile kaldırmıyordu. Bu gelenek bir köyde değil, bir sürü köyde böylecene sürüp gidiyordu" 71

-"Köylü geleneği bozdu ya, borcunu vermedi ya... kan içiciler de göreneği bozarlar" 79

-"Sandıkta en değerli şeyi, kocası İbrahimin Koca Halille Çerkeslerden çaldıkları bir savatlı gümüş yüzüğü vardı. Üstü yazılıydı. Peygamber sözlerini yazmışlar. Hırsızlık da olsa kutsaldı" 87

-"Şehir adamı azıcık ahmakça olur" 94

-"Sanki kasabalı saklamıyordu malını, vergi geldiği zaman. Sanki öteki köylüler hayvan vergisi alınacağı zaman dağlara kaçırmıyorlardı" 109

-"Kazık atmanın kurnaz sevinci uçmuş da gitmiş" 110

-"Bütün köy birbirine girmiş, yoruluncaya, bayılıncaya kadar, sabahtan akşama kadar dövüşmüşlerdi" 155

-"Bir de tatlıca canını kurtaramazsın. Taşbaşoğlu, çağırıp iki köylüyü, ey Müslümanlar, bu Muhtarın katli vaciptir, yarın çaresine bakın desin. Yeter ki böyle bir söz ağzından çıksın, hemen o anda Muhtar değil, İsmet Paşa olsan, seni toz ederler, toz!" 202

-"Bütün ermişler kıtlıklarda, salgınlarda, harplerde çıkar. Bizimkiler Sarıkamışta harp ederken bu dağlarda her gün bir Mehdi çıkıyordu ortaya... Köylü Allaha değil, onlara sarılmış, tüm umudunu onlara bağlamıştı" 212

-"Ermiş dediğin azıcık divane, saf olacak" 216

-"Çolak bucağının uzatmalı karakol onbaşısı olsaydı... iki dakikada onu bülbül gibi öttürürdü" 262

-"Bu kadar gücün karşısına bir insan akılda Eflatunu zaman, güçte Zaloğlu Rüstem, kurnazlıkta İsmet Paşa bile olsa çıkamazdı. Çıksa bile işte böylece rezil olurdu" 268

-"İnsan kendisini bilmez ki... Belki Allah yanında makbul bir yanın vardır" 282

-"Köylü milleti kadar eşek, hayvan bir millet yeryüzüne gelmemiştir. Hiç dostluğu, sadakati yoktur. Adamlığı yoktur. Yediği sofraya bıçağı spkan ki köylü milletidir. Beş kuruş için, bir avuç ot bitmez kıraç toprak için babasını boğazlayan ki köylü milletidir. Yirmi beş kuruşa, kızını karısnı satan ki köylü milletidir. Adı güzel Muhammede söven, onu adamdan bile saymayıp, yerine Taşbaşı getirip diken, dinsiz imansız, köylü milletidir. Korkak olan, canavar olan, ahmak olan... Kanı ciğeri beş para etmeyen... bir tavşan kadar ürkek olan, köylü milletidir. Hele bir araya gelip de toplanınca, bir koyun sürüsünden daha sessiz olan, bu pis köylü milletidir. Hele şehirli adamı görünce, ejderha görmüş gibi çarpılan, kaçacak delik arayan bu akılsız köylü milletidir. Eline vurup, yıllar yılı ağzından lokmasını aldığımız alçak insan soyu, kuzu soyu, yumuşak, ezik köylü milletidir. Bunlar bir korkarlar ki, yeryüzündeki hiçbir yaratık bunlar kadar korkmaz" 315

-"Onun için köylü dediğin, konuşan bir koyun sürüsüydü. İki sözde istediğin yere çeker götürürdün" 317

-"Şimdi, şimdi candarma gönderip getireceğim onu... Köylümüzün geriliği bu Taşbaş gibi sömürücülerin, yalancıların yüzünden. Geberteceğim onu. Bu devrim Türkiyesinde Mehdi ha? Osmanlı ermişi ha?/.../ İşte bu gelen candarmalar Taşbaşı alıp götürmeye gelen candarmalardı. Taşbaşı alıp götürecekler, karakolda üç gün üç gece, beş gün beş gece döveceklerdi" 318

-"Taşbaş kendisine gelip de iyi olan hastaları görmeyinceye kadar ermişliğine inanmadı. O yatalak, bacakları kurumuş kızı bir hafta sonra karşısında dimdik, terütaze görünce de sevincinden ağladı./ Dilleri çözülenleri, kulakları açılanları gördü... Gördü oğlu gördü. Bütün bunlar azıcık solukla, bir el dokunuşuyla oluyordu" 332

-"Dünya dünya olalı, bir ermişin sonunun iyi olduğunu gören var mı? Ya darağacında can verir, ya da derisini yüzerler" 334

-"Ermişi ermiş yapan fıkaradır. Fıkaralar... derman ararlar... Ermişlere bu yüzden sarılırlar. Bir ermiş de dediklerini yapmazsa eteğini bırakırlar. Dediklerini yapınca da kelle gider. Hükümetin işine gelmez" 353

-"Ama Yüzbaşı dinler miydi? Döve döve öldürürdü. Bu Şükrü Bey kasabaya gelmiş en dayakçı yüzbaşıydı. Karakola gidip de kan işemeden çıkan hemen kimse yoktu. Taşbaşoğlu dayak yemeyi de kendisine yediremiyordu" 368

*

29.8.2022

***


7 Haziran 2022 Salı

CEHALETİM

Ne denli cahil olduğumu, yeni yeni, 70'imde anlayabiliyorum!

1. 70 yıl, ama çok net bir hayat cahiliyim, yaşamın anlamı ve nasıl yaşamalı konularında, süper cahilim.

2. 30 yıl içeriden petrol sektörünün çeşitli yönlerini gördüm, ama petrolün anlam ve önemini yeni yeni idrak edebiliyorum, sanırım, az bulunur bir cehalettir!

3. Atalarımızın göçünü genelde merak ederdim, ama pek bilgim yoktu, şimdi, biraz odaklandım, öğrenmeye çalışıyorum, bu konuda da, ne denli cahil kaldığımı görüyorum!

Cehalet şampiyonu sayılsam yeridir!

7.6.2022