11 Ekim 2026 Pazar

TARİHİ BULUŞMA VE BİR UYARI


Bu yıl Türkiye Çeçen diasporası-anavatan buluşması gerçekleşiyor.
Böylece 166 yıllık bir özlem sona eriyor.
Bu vesileyle burada konuyla ilgili bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

*

Vatandan ayrı olmak acıdır.
Türkiye Çeçen diasporası bu acıyı yoğun şekilde yaşamıştır.
Vatandan ayrı olanı “Tutsak Kafes Kuşu” olarak niteleyen Dr. Harunhan Remzi Öztürk bu konuda şöyle söylemektedir:
“Ben bir Kafkaslıyım.” “Büyüklerimizin her biri “Kafkasya’ya Dönme Hayali” ile hakkın rahmetine kavuştukça; hiç kimsenin umursamadığı bir sürgün yaşantım, hiç kimseyle paylaşamadığın bir ıstırabım oldu! Yaşayıp yaşlanırken geçirdiğim ömrü, bir kafesteki kuş gibi kendi içimde yapayalnız yaşadım! Bu yalnızlığın acısını şiirlere söyledim, öykülere anlattım ya da hikayelerle paylaştım.” (Öztürk, Vaynağh, s. XII, 22, 24)

*

Hep “Çeçen özlemi”yle yaşamasına karşın Türkiye Çeçen diasporası uzun yıllar Çeçenistan ile pek fazla ilişki kuramamıştır.
Nispeten yakın dönemde başlayan ilişkiler genelde ağırlıklı olarak doğal bir şekilde İstanbul üzerinden kurulmuştur.
1991 yılında Çeçenistan’ın bağımsızlık ilan etmesinden sonra ilişkiler yoğunlaşmış ve diasporanın özleminin sona ereceği umudu doğmuştur.
Çok çeşitli çaba ve denemeler ve ilişkiler olmasına rağmen Çeçenler için çok acılı olan bu son 35 yıllık dönemde ne yazık ki umut edilen diaspora-anavatan buluşması tam olarak istenilen şekilde gerçekleşememiştir.

*

Buluşma nihayet bu yıl gerçekleşiyor.
Mayıs ayında 40 kişilik bir grup Çeçenistan’a bir haftalık bir ziyaret için gitmiştir.
Ağustos ayı ortalarında da 50 kişilik bir gençlik grubu Çeçenistan’da 15 günlük dil ve kültürle ilgili bir program uygulamasına katılmaktadır.
Her iki ziyaret masrafları da üstlenen Çeçenistan’daki mevcut Kadirov yönetiminin daveti ve diaspora unsurlarının davete olumlu cevap vermesiyle gerçekleşmiştir.
Bence her iki ziyaret olumlu yönde atılmış önemli adımlardır.
Özellikle gençlerin ziyareti gelecek için daha da umut vericidir.
Bu gelişmelerde büyük pay Çeçenistan yönetiminindir.
Davete olumlu yanıt veren diaspora unsurlarının katkısı da önemlidir.
Ne tür niyetler olursa olsun başta Çeçenistan’da mevcut Kadirov yönetimi ve davete olumlu yanıt veren diaspora unsurları olmak üzere emeği-katkısı olan herkesi kutlamak gerekir.

Bu arada ilginç olan bir husus şudur: Bu gelişmeler kaynağını benim tam olarak bilmediğim Türkiye’de mevcut düşmanca davranan Kadirov yönetimi muhaliflerinin karşı çıkışlarına rağmen geçekleşmiştir. Başkaları da elbette var, ama ben burada bu tür düşmanca tavır alan grupların olduğu bir ortamda sözkonusu gelişmelerden yana net bir tavır alan iki kişiyi adlarıyla anmak istiyorum: İstanbul’dan  Yahyahan Güney ile Ankara’dan İhsan Pilger bu süreçte olumlu tavırlarıyla öne çıkmışlardır. Sessizce bir kenarda durmak varken ortaya çıkıp risk alarak sorumluluk üstlenmişlerdir, emek vermişlerdir, kişisel ya da ideolojik bazı hususlara takılıp kalmadan Çeçenler yararına tavır almışlardır.
İkisini de kutluyorum.

*

Sırada Şarkışla buluşması var.
Onun da başarılı olmasını diliyorum.

*

Bence sözkonusu gelişmeler tarihidir ve hem diasporanın, hem Çeçenistan’ın ve hem de ülkemizin yararına olabilecek niteliktedir, başta insani ilişkiler olmak üzere kültürel, bilimsel, ekonomik ve diğer her türden ilişki arttırılarak sürdürülmelidir.
Özellikle son 35 yılda çeşitli olumsuzluklar, kırgınlıklar, hayal kırıklıkları yaşanmış olmasına karşın bunların aşılarak ve düşmanca yaklaşımların geride bırakılarak dostça bir ortama fırsat verilmiş olması hayırlara vesile olabilecek niteliktedir.
Hayırlı olmasını diliyorum.

*

Ama risklerin de olduğunu unutmamak gerekiyor.
Bölgemiz ve dünya çatışmalardan kurtulamıyor.
Herkes doğal olarak asker gibi kullanabileceği unsurlar arıyor.
İlişkilerde tarafların yararları kesiştiğinde müttefik olmak elbette iyidir, ama her zaman öyle olmayabiliyor, zaman zaman taraflardan birinin ölümcül şekilde zararına olabilecek davranışlar da gerçekleşebiliyor.
Dikkatli olmak gerekiyor.

*

Ayrıca tek başına bireysel dikkat da yeterli olmayabilir.
Örgütlü olmak gerekir.
Bence bizim camiamızda büyük ölçüde eksikliği olan kesintisiz olarak araştırıp, bilgi edinip, sağlıklı analizler yapabilen kurumsal yapılara ihtiyaç bulunuyor.

Cuma Bayazıt
12.8.2026

ALTUNBAY ŞAŞIRTTI


Kıymetli Hüseyin Altunbay’ın “ÇEÇEN DİASPORASININ SINAVI YÖNTEM Mİ SONUÇ MU?” başlıklı yazısı beni çok şaşırttı.(https://kafkascecen.org.tr/3107-2/)


Öncelikle,


“Yönetimle iş birliğini savunan bir kesim, meseleyi ısrarla “Baba vatanla temas kurulmasın mı, asimile mi olalım?” eksenine çekiyor.”

“Hal böyleyken, mevcut yönetimle resmi temasları artırmayı savunanların meseleyi ısrarla “Ya temas kurarız ya da yok oluruz” ikilemine sıkıştırması haksız bir çarpıtmadır. Bu yaklaşım, getirilen haklı eleştirileri kasıtlı olarak saptırmakta ve itiraz edenleri sanki toplumun köklerinden kopmasını savunuyormuş gibi göstermeye çalışmaktadır.”


şeklindeki ifadelere şaşırdım.

Böyle diyen mi var?

Ben bilmiyorum.

Ben işbirliğini/iyi ilişkileri savunuyorum, ama hiç öyle demiyorum. 

Ama yazıya göre “çarpıtma” ve devam eden affedilemeyecek nitelikteki eylemlerle büyük yanlış yapmış oluyorum.

Ama bence hiç öyle değil.

Benim bildiğim ve Ankara derneğindeki konuşmalarda gördüğüm kadarıyla istenen, daha önceden de yazdığım gibi, anlamsız Kadirov düşmanlığına son verilmesi ve her açıdan iyi olacağı anlayışıyla mevcut Çeçen yönetimiyle iyi ilişkiler kurulmasıdır.(https://kafkascecen.org.tr/cecenistan-seyahatine-dair/)

Bu açık istek ne hale getirilip sunulmuş, doğrusu şaşırdım.


Sonra,


“Bu noktada dile getirilen eleştirilerin gayesi, diasporayı kutuplaştırmak veya belirli yapıları yıkıcı şekilde hedef almak değil; aksine, bu gidişata dair toplumsal bir farkındalık oluşturmaktır. Çelişkilere ve etik sorunlara işaret etmek, anavatanla kurulacak ilişkilerin daha sağlıklı, kapsayıcı, bağımsız ve ilkeli bir zemine oturması için bir düşünce çağrısıdır. Görmezden gelinen mağduriyetleri hatırlatmak ve tek taraflı maddi bağların getireceği dışlayıcı riskleri konuşmak, ortak vicdanı diri tutmanın bir gereğidir.”

“Diaspora olarak Çeçenistan’da bir savaş başlatmak veya bitirmek, Çeçenistan’daki siyasi yapıyı doğrudan değiştirmek bizim yapabileceğimiz işler değil. Ancak tutarlı durmak, yanlış olana “yanlış” diyebilmek tarihi bir sorumluluktur. Hedefe giden yolda ilkelerden taviz vermemek, anlık menfaatlerden feragat etmeyi gerektirse de kanaatimce doğru olan budur. Meşru ve şeffaf yöntemler, savunduğumuz davanın inandırıcılığını korur.”

“Özetle mesele Çeçenistan ile bağları koparmak değil; bu bağları siyasi tavizler vermeden, ahlaki konumumuzu kaybetmeden ve kendi bağımsız imkânlarımızla, ilkeli bir şekilde sürdürebilmektir.”


Şeklinde ifadeler var.

Peki bunlara hayır diyen mi var? Varsa kim?

Bugünkü Çeçen yönetimiyle iyi ilişkiler kurulsun demek bunlara karşı bir duruş mudur?

“Çelişkilere ve etik sorunlara işaret etmek”, “Görmezden gelinen mağduriyetler”, “tek taraflı maddi bağların getireceği dışlayıcı riskler” deniyor, bunlar nelerdir? Kim etik sorunlara işaret edilmesin istiyor? Kim hangi mağduriyetleri görmezden geliyor? Tek taraflı maddi bağlar mı var? 

“Ancak tutarlı durmak, yanlış olana “yanlış” diyebilmek” deniyor, hangi yanlış olana yanlış demeyip tutarsız olan kim?

“Hedefe giden yolda ilkelerden taviz vermemek” deniyor, kim hangi ilkeden taviz verilmesini istiyor?

 “Meşru ve şeffaf yöntemler” deniyor, buna karşı olan mı var?

“Çeçenistan ile… bağları siyasi tavizler vermeden, ahlaki konumumuzu kaybetmeden ve kendi bağımsız imkânlarımızla, ilkeli bir şekilde sürdürebilmek” deniyor? Siyasi taviz verilmesini isteyen, ahlaki konumunu kaybeden mi var? Bunlar çok ağır suçlamalar değil mi? İnsaflı mı? Çeçen yönetiminin davetine olumlu cevap verilmiş olması bir tür “satılmak” mıdır? Bu kadar ucuz mu?


Daha sonra da,


“Bu tablo karşısında, diasporayı temsil eden bazı kurum ve derneklerin sergilediği seçici hafıza ise toplum vicdanında haklı soru işaretleri bırakmaktadır. Çeçen tarihindeki sürgün ve soykırım gibi trajik olaylarda haklı olarak ortak, resmi ve gür bir ses çıkaran bu yapıların; konu son 20 yıllık savaşa, o dönemde yaşananlara ve bu sürecin ağır bedellerini ödeyen insanlara geldiğinde bilinçli bir sessizliğe bürünmesi düşündürücüdür. Geçmiş yüzyılın acılarına resmi düzeyde sahip çıkarken, henüz kabuk dahi bağlamamış yakın dönemin mağduriyetlerini adeta yaşanmamış gibi özenle tırpanlamak, sergilenen duruşun tutarlılığını zedeleyen derin bir çelişkidir.”

“Maddi ve siyasi olarak bu hizalanmayı tercih eden ve tüm diasporayı temsil etme iddiasında olan bazı kurumların, eleştirileri görmezden gelerek sadece belirli bir çizgiyle yürümesi; farklı düşünen, yakın tarihte bedel ödemiş veya bu etik sorunlara itiraz eden geniş bir kesimi dışarıda bırakma sonucunu doğurmaktadır. Birleşmeyi savunduğunu iddia eden bir anlayışın, kendi içinde bu denli büyük bir dışlamaya yönelmesi, toplumsal dokuyu onarmaktan ziyade yeni çatlaklar yaratmaktadır.”


Şeklinde bence çok ağır olan suçlamalar var.

Doğrusu inanmakta zorluk çekiyorum.

Bunlar nasıl söylenebiliyor?

Burada söylenenleri yapan mı var? Varsa kim?

“konu son 20 yıllık savaşa, o dönemde yaşananlara ve bu sürecin ağır bedellerini ödeyen insanlara geldiğinde bilinçli bir sessizliğe bürün”en, “henüz kabuk dahi bağlamamış yakın dönemin mağduriyetlerini adeta yaşanmamış gibi özenle tırpanla”yanlar kimler?

Bu kadar ağır suçlamaları hakedenler kimler?

“Maddi ve siyasi olarak bu hizalanmayı tercih eden ve tüm diasporayı temsil etme iddiasında olan bazı kurumlar” hangileri, bunlar hangi “eleştirileri görmezden gelerek sadece belirli bir çizgiyle yürü”yorlar, “farklı düşünen, yakın tarihte bedel ödemiş veya bu etik sorunlara itiraz eden” kim neyin dışında bırakılıyor, hangi anlayış “kendi içinde bu denli büyük bir dışlamaya yönel”iyor? 

Doğrusu bunlarla ne kastediliyor bilmek isterdim!


Yazının özü, bence,


"Ancak bugün, 90’lı yıllardaki tablodan çok farklı bir gerçeklikle karşı karşıyayız”, “yeni yönetim anlayışı, bölgede farklı bir tablo yarattı”, “muhalif seslerin baskı ile, kimi zaman aileler üzerinden susturulması ve diasporadaki kanaat önderlerine yönelik operasyonlar düzenlenmesi derin bir güvensizlik ortamı doğurdu. Bugün güvenlik kaygısıyla kimliğini gizleyen, memleketine dönemeyen on binlerce insan var. Güncel konulardan trafik tartışması gibi basit gerekçelerle gençlerin zorla Ukrayna cephesine gönderilmesi benzeri olaylar, bölgede yaşanan hukuksuzluğun ve ağır bedellerin somut bir örneği.”

“Buradaki temel itiraz, temasın bizzat kendisine değil; bu temasın mevcut yönetimin finansmanı ve siyasi gölgesi altında yapılmasıdır. Bir amaca ulaşmak, tek başına bir başarı ölçütü olmaz; o amaca giden yolda kullanılan yöntemler, sonuç kadar önemlidir. Temas faaliyetlerinin mevcut yönetimin bütçesiyle sağlanması, sıradan bir misafirperverlik olarak okunamaz. Tek taraflı maddi destek, kabul edeni karşı tarafa borçlu kılar ve zamanla fikri tavizleri beraberinde getirir. Yönetimin parasıyla bir ziyaret yapılıyorsa, oradaki hak ihlallerini eleştirme, Ukrayna’ya zorla gönderilen gençler için ses çıkarma hakkından da feragat etmiş olursunuz.”


Şeklindeki ifadelerde yer alıyor.

Burada söylenenlerin özü de bence şöyle:

Kadirov muhalefeti susturuyor, 

Gençleri Ukrayna’ya gönderiyor,

Ve Kadirov’un davetiyle giden ona borçlu olur ve fikri taviz verir.


Aslında açıkça söylenmese de yazıda Kadirov düşmanlarının mantığı egemen. Ve dolayısıyla Kadirov’a düşmanlık sürdürülsün denmek isteniyor.


Peki,


Kadirov düşmanlığı mevcut Çeçen yönetimine düşmanlık şeklinde ilelebet sürdürülmeli midir?

Bu düşmanlık gerçekte kimin/neyin düşmanlığıdır?

Bir şekilde Çeçen yönetimine düşmanlığa son verilmesi yönünde adım atılması kötü müdür?


Kaldı ki, bence,


Düşmanlarının Kadirov hakkında söyledikleri olumsuzlukların çoğu abartılı ya da gerçek dışı.

Kadirov’un yaptıklarının çoğu genelde her ülke yönetiminin yaptıklarından çok da farklı değil.

Mevcut durumda Kadirov’un muhaliflerinden ziyade düşmanları var ve bunların da asıl meselesi/önceliği Çeçen halkı değil. Kendi gündemleri var! Herkesin de kendi gündemlerine bağlı kalmasını istiyorlar!


Ve,


Kadirov’la ilgili günümüzde somut olarak söylenen tek husus olan Ukrayna’ya adam gönderme konusu nasıl bu hale getiriliyor, anlamak zor, Ukrayna konusu gerçekten üzücü, ama Kadirov’un yaptığı savaştaki her ülkenin yaptığı değil midir? Ve karşı saflardaki Çeçenlerin tavrından daha anlaşılır değil midir?

Kadirov’a muhalif olunabilir, ancak Çeçen yönetimine düşman olmak şart mı?

Düşmanlık şartsa yalan yanlış ifadeler olmadan yapılamaz mı?

Söylenmek istenen daha gerçekçi şekilde söylenemez mi?

*


Ağustos 2026


ÇELİŞKİ YOK /BİR AÇIKLAMA


Geçmişte Çeçen bağımsızlığından yana olduğum halde bugün Kadirov yönetimiyle iyi ilişkiler kurulmasından yana olmamı çelişkili bulanlar varmış.

Oysa bence hiç çelişki yok.

Durum çok basit.

Ben her durumda sadece Çeçenlerin istediğinden yanayım.

O kadar.

Başka bir isteğim yok.

Çeçenler bağımsızlık istediklerinde onları destekledim.

Aslında hakedilmiş bağımsızlık gelip tam kapıya da dayanmıştı.

Ama bu fırsat bence esas olarak dış destekli dayatmacı bazı hırslı Çeçenler yüzünden heba edildi.

Yazık oldu.

Ve yeni durumda Çeçenler bir şekilde Ruslarla birlikte yaşamayı seçtiler.  

Bugün Kadirov yönetiminde yaşıyorlar.

Ben bu seçimlerine de saygı duyuyorum.

Bağımsızlık isteyin demiyorum.

Onlara savaş ya da başka bir şey dayatmıyorum.

Görüşümü elbette söylerim, ama ukalalık edip onlara akıl vermeye de hiç niyetim yok. 

Gelecekte bağımsızlık isterlerse yine onlardan yana olurum.

İstediğim sadece Çeçenlerin istedikleri şekilde yaşaması.

Gereksiz yere kan akmasına meydan verilmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmasını diliyorum.

Diasporanın anavatanla dost olmasından, sadece akraba ve arkadaşlarla olan iyi ilişkilerle yetinilmesinden değil, bir bütün olarak Çeçenistan’la iyi ilişkiler kurulmasından ve her tür kurumsal ve kişisel ilişkinin artmasından yanayım.

Bu iyi ilişkilerin de hemen herkesin yararına olacağına inanıyorum.


Cuma Bayazıt

19.8.2026


RUS İSTİHBARAT AĞLARININ TRANSNASYONEL BASKI FAALİYETLERİ VE PARAVAN YAPILANMA MODELİ RAPORU adlı BİR “RAPOR”U TASARLAYAN ZİHNİYETE DAİR


Daha önce yazdığım gibi rapor adı verilen metin aslında bir ihbar dilekçesi.(https://kafkascecen.org.tr/rus-istihbarat-aglarinin-transnasyonel-baski-faaliyetleri-ve-paravan-yapilanma-modeli-raporu-adli-bir-rapora-dair/)

Henüz işlenmemiş bir suç ihbar ediliyor, Türkiye Çeçen diasporası gelecekte Rus casusluğu yapacak deniyor!

Önce ısrarla Türkiye Çeçen diasporası-anavatan dostluğu engellenmek isteniyor.

Dayatma yapılıyor.

Israrlı çabalar işe yaramayınca bu metin hazırlanıyor.

Bence bu bir kötülük belgesi.

Kötülükte sınır tanınmayacağının da ilanı.

Doğruyla yalan harmanlanıp kurgu yapılmış.

Bile isteye.

*

Bu metni tasarlayan nasıl bir zihniyettir?

Böyle bir içerik nasıl düşünülebilmiştir?

Ve niye?

Nasıl bu kadar kötü olunabiliyor?

Anlamak zor!

*

Metnin içeriğinden şunlar anlaşılabiliyor:

Hazırlayanlar Kadirov düşmanları.

Hukuksal, diplomatik, siyasal ve istihbari destek buluyorlar.

Ciddi bir çaba harcıyorlar.

Metni 2-3 ay gibi kısa bir sürede hazırlıyorlar.

İçerik sıradan kişilerin tasarlayabileceği türden değil!

Normal bir zihnin ürünü olamayacak nitelikte!

Ve sanki profesyonelce.

Yazanlar yazdıklarını sanki kendi pratiklerinden biliyorlar!

Sanki uygulamalarını anlatıyorlar!
Tabii başkalarına atfederek!

Goebbels diyorlar, ama ondan aşağı kalmıyorlar.

Abartıyorlar.

Silahlı çatışmalara katılanlar da dahil çeşitli kesimlere defalarca normalleşme çağrıları yapıp barış eli uzattığı halde bu durumu görmezden gelerek Kadirov’u sürekli işkence yapıp adam öldüren bir zalim olarak anlatıyorlar.

Her ülkede her yönetimin yaptığı türdeki bir kısmı çeşitli yönlerden eleştirilebilecek bazı uygulamaları düşmanlığa gerekçe sayılması gereken zulümler olarak gösteriyorlar.

Kanıtsız suçlamalarda bulunuyorlar.

Gerçeği tersyüz etmekten çekinmiyorlar, zamanında Basayev’in üstlendiği baba Kadirov’un öldürülmesi eylemini Ruslara malediyorlar. 

Tutarlı olma gereği duymuyorlar, bir yandan Kadirov’a kukla diyor, diğer yandan uluslararası tescilli Rus suçlarını dahi ona yazıyorlar.

Diaspora birliği diyerek olmayan bir şeyden bahsediyorlar. 

Dijital materyal hazırlama, yapay dernek kurdurulması ve benzeri hususlardan bahsediyorlar, bunların tamamını ve daha fazlasını kendileri yapıyorlar: Bu iddiaları dile getirdikleri metin dahi olmayan bir merkez adına isimleri açıklanmayan kişilerce hazırlanıyor, sahte isimlerle taciz yazıları yazıyorlar, dijital materyal oluşturuyorlar, ama utanmadan bu ve benzeri hususları Çeçen diasporasına yakıştırmaya çalışıyorlar.

Etki ajanlığı ve adam devşirme diyorlar!

Çeçenistan’ın 1997-1999 dönemindeki durumu hatırlandığında bu sözler ayrı bir anlam kazanıyor, sanki bu işleri o dönemde orada yapmışlar, sanki bu işleri meslek edinmişler ve sanki hala da yapıyorlar!

Parayı da eksik bırakmıyorlar, parasal imkanla adam devşirmeden bahsediyorlar, sanki yaptıklarını anlatıyorlar.

Sivas derneğiyle ilgili genelde herkesin antipatisini kazanmış gönüllü olarak verilen bir parayı alan kişinin keyfince kullanılmasından ibaret olan yıllar öncesinin sıradan bir parasal olayından şimdi bahsediyorlar.

Oysa parasal şaibe denince aslında kendilerinin utanması gerekiyor.

Anlaşılan o ki bu günümüz Kadirov düşmanlarının da dahil olduğu bir grup Çeçen itibarının yüksek olduğu 1997 öncesi dönemde Çeçenler için yardım toplamaya başlıyor, ama hemen o dönemde şaibe iddiaları ortaya çıkıyor. Daha 1997’de dahi Çeçenler adına toplanan yardımların çoğunu Çeçenlere vermedikleri söyleniyor. 1997 kurbanında Çeçenlere 400 kurban parası gönderildiğinin açıklanması üzerine o çevreye yakın vicdanlı biri o yıl Çeçenler adına çok daha fazla kurban parası toplandığı halde niye sadece 400 kurban parası gönderildiğini sorgulamaya kalkıp o dönemdeki ilgiliye ulaşmak için yurt dışına gidip sorduğunda biz parayı nereye harcayacağımızı iyi biliriz, sakın sorgulamaya kalkma diye tehdit ediliyor. Aynı kişi sonraki yıllarda da benzer görüşleri/iddiayı tekrarlıyor. Buradaki iddiaya göre Çeçen kanı akarken Çeçenler adına toplanan paraların çoğu Çeçenlere verilmiyor.

Yardım yapan insanlar da istismar ediliyor.

Toplanan yardım paralarından Çeçenlere verilen az bir kısmı ise anlaşıldığı kadarıyla bölücülük yönünde kullanılıyor. Devlet başkanı Mashadov dururken başkalarına verilip içerde ve dışarıda yandaş devşiriliyor, Çeçenlerin bölünmesi sağlanıyor.

Bunun sonucunda Çeçenler arasında onlarca kişinin öldüğü çatışmalar yaşanıyor.

Böylece Çeçenlere yapılabilecek en büyük kötülük yapılıyor.

Bu yüzden Kadirov düşmanlarının günümüzde parasal şaibe denince utanmaları gerekiyor, ama utanmıyorlar, hala parasal şaibeden bahsedip Masak diyebiliyorlar.

Bunu yapan nasıl bir zihniyettir?

Anlamak zor.

*

Bence sözkonusu metni tasarlayan akıl Çeçen aklı olamaz!

Kesinlikle.

İçlerinde Çeçen olabilir.

Onlar da ya gafildir, ya da bir şeylere inandırılmış!

*

Bunu yapan zihniyet Çeçen yararını gözeten bir zihniyet de değildir.

Zaten bu metinle Kadirov düşmanlığını aşıp açıkça Türkiye Çeçen diasporasına da düşmanlık ediyorlar.

*

Peki bunu niye yapıyorlar?

Konu sadece para mı?

İdeoloji mi?

İntikam mı?

İtibar mı?

Başka bir şey mi?

Ya da hepsi mi?

Anlayamıyorum. 

*

Ama bu kadar kötülük tasarlayan bir zihniyete bakınca Kadirov düşmanlarının hiçbir makul ve haklı yanı olamayacağını düşünüyorum.

Bu zihniyetin önceliği de Çeçenler olamaz, bu zihniyet Çeçenleri olsa olsa bir araç olarak gören bir zihniyet olabilir!

Bu zihniyetten Çeçenlere hiçbir hayır gelmeyeceğine inanıyorum.

Kendilerinden başka kimseye de.

*

30.8.2026


RUS İSTİHBARAT AĞLARININ TRANSNASYONEL BASKI FAALİYETLERİ VE PARAVAN YAPILANMA MODELİ RAPORU adlı BİR “RAPOR”A DAİR


Rapor adı verilen metin aslında bir ihbar dilekçesi.

Anlaşılabildiği kadarıyla olmayan bir merkez adına kimliğini gizleyen kişilerce hazırlanıyor.

Konu Türkiye Çeçen diasporası-anavatan buluşması.

Diasporanın 166 yıllık özlemi bu yıl sona eriyor ve anavatanla buluşma gerçekleşiyor.

Sözkonusu metin işte bu buluşmayı Rus casusluk faaliyeti sayıyor.

Aslında önce buluşma engellenmek isteniyor.

Bazı Kadirov düşmanları buluşmaya karşı çıkıyor.

Herkesin kendileri gibi düşünmesi için çirkin sözlerle saldırıp baskı kurmaya çalışıyorlar.

Başka yöntemler deniyorlar.

Dayatıyorlar.

İstedikleri olmayınca da bu defa alelacele hazılanan bu metinle ortaya çıkıyorlar.

Doğru ile yalanın harmanlandığı bir kurgu yapılıyor.

Yapılan Kadirov düşmanlığını aşıp tam bir Çeçen düşmanlığına dönüşüyor.

Bu ısrarlı ve yoğun çabanın nedenini anlamak kolay görünmüyor.

Yapılan kötülükte bir zirvedir.

Nasıl bu kadar kötü olabiliyorlar?

Nasıl oluyor da utanmıyorlar?

Ve ne için?

Kaybedecekleri çok şeyler mi var?

Bakalım bu yalan dolu kötülük zirvesi metne itibar eden bulabilecekler mi?

Cuma Bayazıt

16.8.2026


26 Haziran 2026 Cuma

Bir Örgüt Ustasının Yaşam Öyküsü TALAT PAŞA

Tevfik Çavdar, Birinci Baskı: Ocak 1984, Dost Kitabevi, Ankara


*

Yazar Talat Paşa övgüsünde sınır tanımıyor, kitabın adında başlıyor, her fırsatta, olur olmaz övgüler diziyor.

Oysa kitabın içeriği tam tersini söylüyor!

Ama ne gam, yazar yine de övgüye devam ediyor.

Bu uğurda yalancılıkta bile marifet buluyor.

Öznesine içeriğiyle uyumsuz sınırsız övgüler dizilmesi açısından örneği pek bulunamayacak eşsiz bir kitap olmalı.

*

Yazarın övgü çabasına karşın kitabın içerdiği dönem hakkında önemli bilgilerden bile İttihatçıların son derece olumsuz özellikleri olduğu açıkça anlaşıyor. 

Hürriyet diyerek gelip en kanlı ve despot yönetimi oluşturuyorlar!

İşleri güçleri entrika!

Birbirleriyle de el altından sürekli çekişiyorlar!

Sonunda hiç gerekmediği halde ülkeyi yüzbinlerce insanın ölümüne yolaçan savaşa sokup Osmanlının sonunu getiriyorlar, hem de olabilecek en kanlı şekilde!

Ama günümüzde hala yaygın bir şekilde övülüyorlar.

*

Diğer yandan o dönemin birçok olumsuz özelliği sanki örnek oluşturmuş ve sonraki cumhuriyet dönemi tarihinde sürekli tekrarlana gelmiş!

Ne büyük talihsizlik!

*

İlgili dönemin yazarlarından ikisinin şöyle yazdığını yazarımız aktarıyor:

"Cenap Şahabettin... yazısı" "Talat çılgın bir harisi cah idi. İştihayi ikbaline mebusluk yetişmemişti. Nazırlık gayrikafi geldi. Belki Sadrazamlığı bile azımsadı. O, hergün biraz daha salahiyet, biraz daha kuvvet, biraz daha bidac-ı tahakküm kazanmaya çalışırdı... bir de velev serap olsun bir hale-i şöhret isterdi." "Daima dilinde muhabbeti amme ve gönlünde yalnız nefsine muhabbet vardı. Kimlerden korkarsa onları büyük tanırdı ve kimler ondan korkarsa onlarda liyakat bulurdu. Onunla rekabete kalkışan ehliyet; işte kafası ezilecek ejder bu idi./ Talat için... vatan "İttihat Kulüpleri" idi... Tatmin-i ihtirası için Trablus harbini açtı, tatmin-i ihtirası için Balkan habini açtırdı. Tatmin-i ihtirası için Babıali'yi müsellemen bastı ve bastırdı./ Talat bir hiç değildi... bir komiteci idi... Onun habis bir zekası vardı. Ağ örmeye, tuzak kurmaya, pusuya yatmaya, karmanyola çevirmeye müsait, hilekar, düzenbaz, allak, kalleş bir zeka... hayatı... hepsi aynı şeydir; entrika./... entrika sayesinde en yüksek mansıba erdi. Fakat... kökleri gübrede idi. Talat nereye çıksa ayağında ağır bir çamur kitlesi his olunurdu.../... Bütün şaşaa-ı resmiyesine rağmen Talat bedbaht yaşadı.../ Talat'ın kurnazlıkla örtünmek ve teklifsizlik içinde gaip olmak isteyen şeytani bir gururu vardı." (Çavdar, s. 485-487)

"Ali Kemal... yazı" "Cavid ve Cahit vesaire gibi samimi arkadaşları alenen söylerlerdi. Talat yalancı idi. Verdiği sözde durmazdı. Cahil idi... son derece kaba idi." "Talat'ın en ağır günahı, vaktiyle Aksaray'da türeyen mahut on ikilerin reisi gibi adeta tulumba kaldırırcasına bu memleketi idareye kalkışması ve o tulumbacıların, adüvlerine reva gördükleri hunin muamelelere muarızı siyasilerini uğratmasıdır. Mesela Hasan Fehmi'den biçare Zeki bey'e kadar bütün o siyasi katillerin mürettibi hakikisi idi. Mahmut Şevket Paşa hadisesini vesile ittihaz ederek muhaliflere o havsalaya sığmaz itisafları Cemal ile birlikte tertip eden yine o idi./... ocak adamı idi. Ocak vurmak isterse o öldürürdü.../ Ocağın irili ufaklı efradından hiçbiri yoktu ki Talat'ı sevmesin… İttihat ve Terakki oyunu meydana çıkmamış olsaydı... bir posta müdürü de olamazdı. Çünkü o müdürlük için iktiza eden ufak tefek liyakatlardan bile mahrumdu. Fakat hiç şüphe yok ki mahallesinde bir ele başı olurdu. Hele onikiler yaşasaydı bunların başına geçerdi... Bu millet ve memleketin talihsizliğidir ki tesadüfün garip bir cilvesiyle onikilere bedel İttihat ve Terakkinin reisi oldu. O sayede sadareti ihraz eyledi. Başımıza harbi umumi vesaire belalarını getirenlerin birincisi oldu. Mamafih ocak ocak olduktan, yani bu mülkü yıkmak için yandıktan ve tutuştuktan sonra başka Talat'lar da zuhur ederlerdi." (Çavdar, s. 487, 488)

Dönem yazarları bu şekilde olumsuz yazıyorlar, ama bizim yazarımız mecburmuşcasına doğru da olmayan bir şekilde savunmaya koyuluyor, üstelik yalancılıkta bile neredeyse bir marifet buluyor.

Hayret etmemek mümkün değil! 

"Siyaseti bilmeyen yazarların düşebileceği tüm yanlışlara Ali Kemal'de Cenap Şahabettin'de düşmektedir. Talat'ı suçlarken en büyük kusuru olarak, dolaylıda olsa usta örgütçülüğünü öne sürmektedirler... Yalancılığı, verdiği sözleri tutmaması, herşeyin ondan beklenmesinin doğal bir sonucudur." (Çavdar, s. 488, 489)

*

26.6.2026


23 Haziran 2026 Salı

"CEVAP"A CEVAP

Tamamen "Çeçen sorumluluğu" anlayışıyla görüşlerimi açıkladığım Çeçenistan Seyahatine Dair başlıklı yazıma "Lom-Ali Bakho" "cevap" yazmış.

"Cevap"ın içeriğinde bence Çeçen halkı ve "gerçek" umursanmamış!

Üslupsa tek kelimeyle çirkin. Şu türden ifadeler kullanılmış: diasporanın onurunu takas, Çeçen şehitlerine yönelik ağır hakaret, katilleri aklama, hezeyan, sinsi yaklaşım, diasporanın kurucu mitlerini ve hafızasını bir kenara bırakma, vicdani bir buhran, suç ortaklığı, sipariş üzerine kaleme alma, Dudayev’in ve Maskhadov’un liderliğini yaptığı anayasal devlet geleneğini kirletme, kendi varlığını ahlaken feshetme, şirret ile melanet arasında tercih yapma, vicdan tutulması, gayriahlaki, katillerle zımni suç ortaklığına soyunmak, şühedasının kanını Kadirov’un sahte ihtişamla donatılmış sofralarındaki kırıntılara tebdil, celladına aşık parayı ve konforu görünce diz çöken sahte aydınlar.

Bu ifadelerle benim için söylenen ya da ima edilen nitelemelerin hepsini, eksik ya da fazla değil aynen, sahibine iade ediyorum.

Herkes elbette her konuda istediğini düşünebilir, istediğine muhalefet ve hatta düşmanlık da edebilir, ama başkasına dayatma olmamalıdır.

Dayatma bir tür zorbalıktır ve kabul edilemez. 

Cuma Bayazıt

22.6.2026