1 Ekim 2017 Pazar

KARAMAZOV KARDEŞLER

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Rusça aslından çeviren: Nihal Yalaza Taluy, XV. Basım Şubat 2017, İş Bankası Yayınları, İstanbul

Dostoyevski(D)'yi okuduğumda, gördüğüm, D'nin, koyu bir Rus ırkçısı ve dincisi olduğu, olmuştu; bunun üzerine, bu niteliklere sahip ve çok övülen birinin ne yazdığını daha dikkatli bir şekilde okumak isteğiyle almıştım, 1025 sayfalık bu kitabı.
*
Kolayca okudum, ama, övemiyorum!
*
Çok kolayca, sanki çalakalem türünden, yazılmış, gibi!
Sanki, amaç, bir şekilde görüş-düşünce aktarmak!
Her şeye değinilmiş!
Sanki, dönemin güncel konularından hiçbirinin atlanmamasına, çalışılmış!
Dolayısıyla, dönemin "havası" yansıtılmış denebilir; tabii, bazı insan özellikleri de...
Bence, özelliği, sadece, o kadar.
Bir de, Rus dinciliği ve Rus ırkçılığı!
*
Bolca parantez ve tırnak işareti var.
Aynı anda, siz ve sen içeren, şöyle cümleler de: "Size gelmedim; yukarı çıkıyorum, Hoşça kal! diye bağırdı" s. 366
*
Bence, bütünlüklü ve tutarlı, hiç bir tip yok; tiplerin hepsi, yapay ve tutarsız...
*
Kurgu da yok, gibi, bence; bir anlatıcı, nasıl isterse öyle anlatıyor; bölümler, her biri ayrı müstakil bölüm sayılabilecek nitelikte; muhtemelen, bölüm bölüm, dergide yayınlanma etkisi de olabilir; sonra da, birden bire, hiç yoktan, bitivermiş, oysa, daha devam edecekmiş gibiydi, ve, hikaye de bitmemişti!
*
Vaaz gibi, her biri müstakil bölüm olabilecek nitelikte anlatımlar var. Mesela, şu sayfalardakiler: s. 302-352, s. 377-432
*
Anlatıcı, birçok yerde, şu tür şeyler söylüyor:
-"İvan... saat ikide yatmıştı. Kafasından neler geçtiğini anlatmayacağım, hem ruhuna girmemizin henüz sırası değil; onun da zamanı gelecek. Zaten içindekileri aktarmaya ne kadar çabalasak, kolay olmayacaktı bu" s. 366, 367
-"Biz de söylediklerini olduğu gibi verecek yerde özetlemekle yetinelim" s. 493
-"Önceden şunu önemle belirteyim ki, mahkemede olanları değil tam bir bütünlükle anlatmaya, gerekli bir düzen içinde aktarmaya bile gücümün yeteceğini sanmıyorum... Bu nedenle sadece beni özellikle etkileyen, aklımda ayrı yer tutanları anlatacağım için okuyuculardan özür dilerim" 875
*
Aynı konuda tamamen zıt ifadeler var:
-"... eski konuşmalarından da bazı şeyler katmış mıydı, bunu söyleyemem", s. 381, "Alyoşa notlarına, hiç şüphesiz, Staretzle eski konuşmalarından da bazı kısımlar eklemişti" s. 382
-"Fenya... yüzbaşı buralarda mı?... Korkudan ödüm patlıyor!/.../... Mitya'dan bugün pek korkuyorum, Alyoşa", s. 463, "... oradan bir tatar koşturacak... Tatarın getireceği haberi bekliyorum./.../... Ama artık korkmuyorum; ne ondan, ne bıçağından" s. 467
*
Çocuklarla ilgili bir bölüm var, ama, bence, konuşmalar hiç çocuklara göre değil, s. 696-714, mesela, on üç yaşındaki Kolya'nın bazı konuşmaları şöyle:
-"Bir ulusun doğuşu gibi önemli tarih olaylarından söz açmadan önce konuştuklarımızın anlamını iyice bilmek gerek, dedi. Ben, kendi hesabıma, bütün bu kocakarı masallarına kulak asmam; zaten genel tarihe de pek saygım yoktur./ Kolya bunu ortaya ve kayıtsız bir tavırla söylüyordu" s. 732 -"Nefret ederim tıptan!/.../... Doktorluk da namussuzluk!" s. 734
-"Tanrıya diyeceğim yok. Şüphesiz, Tanrı sadece bir varsayım... Ama varlığının düzen için... dünyanın düzeni ve başka şeyler için gerekli olduğunu kabul ediyorum. Olmasaydı icat etmek gerekirdi onu.../.../... Voltaire Tanrıya inanmadan insanları severdi" s. 735
*
Tam anlamıyla fantastik bölümler var: "Şeytan. İvan Fyodoroviç'in Kabusu", s. 845-867, ve, ayrıca, s. 480-484
*
Kitaptan bazı notlar:
-"Fyodor... kendine özgü kırıtmalarıyla karşınıza hiç ummadığınız bir rolde çıkmaya bayılırdı. Hem bunu hiç gerekmezken, hatta o seferki gibi, kendi zararına yapardı. Hoş bu... pek çok akıllı insanda rastlanan bir özelliktir" 8
-"... askeri okula girdi. Bitirince Kafkasya'ya gitti, rütbe kazandı" 9
-"Gene de öğrencilerin hepsi onu seviyordu" 19
-"... sarhoşlara özgü kurnazca bir gülümseme..." 24
-"... mucize gerçekçide hiçbir kaygı uyandırmaz... Gerçekçinin imanı mucizeden doğmaz; iman, mucizeleri doğurur.../... hayattan vazgeçmenin en kolay özveri olduğunu anlayamazlar... gençliğin en verimli beş altı yılını ciddi öğrenime, bilime vermek çokları için göze alınamaz bir özveridir./... Tersine bir karara, ruhun geçiciliğine ve Tanrının yokluğuna varmış olsaydı hemen bir zındık, sosyalist olup çıkardı. (Çünkü sosyalizm... daha çok zındıklık, tanrısızlık; yerden göğe yükselmek için değil, göğü yere indirmek kastıyla inşa edilmiş bir Babil Kulesidir" 27, 28
-"Staretzlik bizde, Rus manastırlarında... Ortaya çıkalı yüz yıldan az bir zaman olmuştur. Oysa bütün Hıristiyan Doğu'da... bin yılı bulur... eski zamanda Rusya'da da Staretzlik vardı ya da olması gerekirdi. Fakat Rusya'nın geçirdiği çeşitli yıkımlar, Tatar istilası, iç karışıklıklar; İstanbul'un fethinden sonra Doğu'yla ilişkilerin kesilmesi yüzünden bu zümre ortadan kalkmıştır.../... Staretz; ruhunuzu, iradenizi alıp kendi ruhuna, kendi iradesine bağlayan adamdır" 29
-"Staretz Zosima... gençliğinde... Kafkasya'da subaylık yapmıştı" 31
-"... dünyevi günahlardan ezilmiş olan basit, alçakgönüllü Rus ruhu için en büyük ihtiyaç, teselli, kutsal bir varlık, bir ermiş bulup önünde secdeye kapanmaktır" 33
-""... dünya gerçek bir İsa Krallığı halini alacak..." Alyoşa'nın hayalleri bunlardı./... Ağabeyi İvan'ın... zındık olduğunu kesinlikle biliyordu. Küçümsense bile bu yüzden ağabeyine kırılmak elinden gelmiyordu.../... 40-50 yıllarının liberali, özgür düşünceli bir inkarcı olan Miusov... Birdenbire, manastırı ve "ermiş"i görme isteğine kapıldı" 34, 35
-"Tula derebeylerinden Maksimov" 39
(Derebeyi olarak mı çevriliyor; kont, baron, vs, olamaz mı?)
-"Bu keşişhanede yirmi beş ermiş, ruhlarının selameti için dünyadan ellerini eteklerini çekmiş yaşıyorlar; birbirlerinin suratlarına bakıp lahana yiyorlar" 41
-"Gerçekten, bazen, incinmiş olmak sadece zevkli değil, güzel de!" 52
-"Halkın sessiz, bitmez tükenmez sabırla dolu bir kederi vardır... Böyle bir keder avunma da istemez, çaresizlik onun besinidir. Sızlanmalar, kanayan yarayı büsbütün azdırmak ihtiyacından başka şey değildir" 56, 57
-"Sevgi bütün dünyayı satın alacak değerde bir cevherdir" 62
-"İçinizdeki sevgi çoğaldıkça Tanrının varlığına da, ruhun ölmezliğine de aklınız yatmaya başlar" 67
-""Toplu olarak insanları sevdikçe kişilere karşı sevgim o oranda azalıyor... kimseyle aynı odada iki gün bile geçiremem... Bana yaklaşan kimse kişiliği eziyor, özgürlüğümü sınırlıyormuş gibi geliyor bana. Yirmi dört saat içinde en iyi insandan nefret edebilirim..."..." 68, 69
-"Devletle Kilise arasında, mesela şu mahkeme gibi konularda bir uzlaşma bence aslında bütünüyle olanaksızdır. Karşılık verdiğim bir din adamı Kilisenin Devlet içinde belirli, özel bir yeri olduğunu ileri sürmektedir. Bense, tersine, Kilisenin bir köşeye sığınmadan Devleti içine alması gerektiğini öne sürdüm... geleceğin Hıristiyan topluluğunun gelişmesi sadece bu yönde olmalıdır./.../... Kilise gerçek bir saltanattır, hüküm sürmek için kurulmuştur; sonunda yeryüzünde tek saltanat olarak kalacaktır.../.../... her Devlet, Kiliseye aykırı ne varsa uzaklaştırarak ona üstünlük sağlamalıdır" 73-75
-"Tolumu zamanımızda bile koruyan... tek araç, suçluya vicdanının sesini duyurabilen İsa yasasıdır... bugünkü suçlu suçunu Devlet karşısında değil de, sadece Kilise karşısında kabul eder" 78
-"... tek, evrensel, egemen bir Kilise... yüzyıllar geçse bile bu kaçınılmaz sonuç gerçekleşecektir.../.../... Yeryüzünde Devletin yerini Kilise alacakmış!.../.../... tam tersine Devlet Kilise haline gelip Kiliseye kadar yükselerek, bütün evreni kaplıyor" 80, 81
(s. 73-81; Kilise: !?)
-""Bizim bütün bu sosyalist, anarşist, zındık ve devrimcilerden pek o kadar korktuğumuz yok," dedi. "... Fakat aralarında sayıları çok olmamakla birlikte, birkaç kişi var ki durumları tamamen başka: Bunlar hem Tanrıya inanan Hıristiyanlar, hem de sosyalistler... Bizi en çok bunlar kaygılandırıyor, korkunç insanlar! Bir Hıristiyan sosyalist, dinsiz bir sosyalistten çok daha korkunçtur."..." 82
-"Kadın bacaklarının şairi Puşkin..." 99
-"Zaten Karamazovluk şöylece özetlenebilir: Şehvetli, kar düşkünü ve akıldan sakat insanlar" 100
-"... dinsizliğe eğilimi, bir kırık sosyalizm rengi hatta cilası taşıyan... aptalların gözünü boyayacak bir dergi olacakmış... Sosyalist bir renk taşıdığım halde abonelerden aldığım parayı bankaya yatıracak, fırsat buldukça bir Yahudi eliyle bunları işletecekmişim" 103, 104
-"Aklın aşağılık saydığında kalp çoğu zaman güzellik buluyor. Sodom'da mı bu güzellik?... Feci olan yanı, bu güzelliğin yalnız korkunç değil, aynı zamanda esrarlı oluşu... Bu, şeytanın Tanrıyla boy ölçüşmesi; dövüş alanı olarak insan kalbini seçmiş" 139
-"Rus mujiği genel olarak dayak düşmanıdır. Bunu öteden beri söylerim. Köylümüz düzenbazdır, hiç acımaya gelmez... Bu Rusya mezbelelik azizim. Şu memleketten nasıl nefret ettiğimi bilsen... daha doğrusu Rusya'dan değil de içindeki kötülüklerden... hoş Rusya'dan da nefret ediyorum ya..." 172, 173
-"... bu, gelip geçici, Rus kadınına özgü bir güzellikti" 195
-"Hıristiyan milletini sevin, sürüyü yabanların ellerine kaptırmayın... Millete hiç durmadan, yılmadan İncil'i anlatın" 215
-"Şanlı İlyas'ı duymadın mı; sarıldığı gibi kaldırıp götürür" 222
-"... dünya bilimleri... ayrı ayrı parçaları imcelerken bütünü, hem de şaşılacak bir basiretsizlikle gözden kaçırdılar... Çünkü Hıristiyanlığı reddeden, ona isyan edenler bile aslında İsa'nın verdiği örneği aşamadılar" 224
-"Çirkefin tadı başka... Herkes kötüler, ama gene de içindedirler. Şu farkla ki, onlar gizli, ben apaçık yapıyorum... Cennet de senin olsun... gözüm yok... Farfaracıdır şu İvan, bilginlik filan laf... Ağzını açmadan suratına bakar, sırıtır... Bütün marifeti bu./.../... İnsanın parası oldu mu her şeyi elde eder" 227
-"... seviyorsunuz... Ama ona ihtiyacınız var: Sadakatinize, kahramanlığınıza fırsat vermesi, ihanetini başına kakmanız için gerekeli... Hep gururunuzdan geliyor bunlar" 253
-"Okul çocukları da acımak nedir bilmezler ha!.. Teker teker her biri Tanrı meleğidir, ama bir araya geldiler mi, hele okulda nasıl acımasızdırlar" 270
-"Rusya'mızda sarhoşlar insanların en iyisidir. En iyiler de alabildiğine sarhoştur her zaman" 271
-"Bir Rus mujiği okumuş bir insan kadar duygulu olabilir mi? Cahilliği yüzünden duygu nedir bilmez o" 297
-"On iki yılında... Birinci Napolyon, Rusya'yı istila etmişti; keşke o zaman yenseydiler bizi: Akıllı bir ulus, bir hımbıl yığınını alt ederek kendine katmış olurdu.../.../... Rus ulusu dayak ister" 298
-"Budalalık düzdür, kurnazlıktan yoksundur; zeka hileye, sinsiliğe başvurur. Akılda namussuzluk; aptallıkta doğruluk, namus vardır" 313
-"Bence, İsa'nın insan sevgisi dünyamıza göre mümkün olamayacak, mucize gibi bir şeydir. Gerçi o, bir Tanrıydı; biz Tanrı değiliz. Diyelim ki, derin bir acım var; karşımdakinin acımın ölçüsünü tam olarak öğrenmesi olanaksızdır" 314
-"Yakınlarımızı kuramsal olarak, hatta bazen uzaktan sevebiliriz, ama yakından hemen hemen hiçbir zaman sevemeyiz" 315
-"... geçenlerde Moskova'da karşılaştığım bir Bulgar, Slavların toplu olarak ayaklanmasından ürken Türklerle Çerkezlerin, Bulgaristan'ın her köşesinde yaptıkları caniliklerden söz etmişti bana; yani yakıp kestiklerinden, kadın ve çocuklara nasıl tecavüz ettiklerinden, mahpusları kulaklarından duvara çivileyip onları nasıl o halde sabaha kadar beklettiklerinden, güneş doğunca da onları astıklarından ve akıl almayacak daha bir sürü şeyden... Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz... şu tatlı zevk düşkünlüğünden gözü dönen Türklerin eziyetlerinden çocuklar da nasibini alırmış... minicik bebekleri şöyle yukarı hoplatıp, analarının gözleri önünde süngüleriyle yakalamaya değin varırmış, ki en tatlı hazzı da annelerin gözlerinden alırlarmış... Gözünde bir canlandır: Tir tir titreyen annesinin kollarında el kadar bir bebek, etraflarında da içeri giren Türkler... Neşeli bir numara yapmak düşüyor akıllarına: Bebeği okşuyor, gülsün diye gülüşmeye koyuluyorlar ve beceriyorlar da... bebek gülüyor. Hemen o anda Türk, tabancasını bebeğin yüzüne doğrultuyor, namlu ile yavrucak arasında yalnız dört verşok mesafe kalmasına dikkat ediyor. Minik oğlan keyifli keyifli gülerek ufacık ellerini tabancaya uzatıyor... sanatçımız o anda yavrucağın tam kafasına doğru nişan alarak tetiğe asılıyor; bebeğin kafası paramparça oluyor... Pek sanatsal, değil mi? Bu arada, derler ki Türkler tatlıya bayılırmış.../.../... Türkler ile ilgili hikayeler de girdi koleksiyonuma... Rusya'ya özgü parçalar da var elimde, hem Türklerinkinin yanında ala kalırlar. Bizde bilirsin, daha çok dayak, sopa, kırbaç geçer; ulusal bir nitelik kazanmıştır bunlar. Bizde kulak çivilemek yoktur, ne de olsa Avrupalıyız, ama sopa, kırbaç özbeöz malımızdır, elimizden alınamaz. Yabancı ülkelerde dayak faslı kalkmış galiba; ahlak mı düzelmiş, yeni yasalar mı insanlara birbirlerini dövmek için izin vermiyormuş ne..." 316-318
(Vahşet anlatımı, en azından, abartılı değil midir? Ve, abartı olduğu bilindiği halde, anlatım böyle yapılmamış mıdır? Öyleyse, amaç ne? Amacın iyi bir şey olması mümkün mü?)
-"Biz, Tanrının ışığına kavuşmuş bir kardeşimizin kellesini uçurmayı saçma buluruz, ama tekrar ediyorum, gene de aşağı kalmayız. Bizim, tarihten kalma, içten gelen büyük bir tutkunluğumuz, dayak zevkimiz vardır... Tatarlar öğütledi bunu bize; yadigar olarak da bir kırbaç bıraktılar. Ama yalnız atlar değil, insanlar da dövülür... Dayak atanlar arasında öyleleri var ki dövdükçe kızışıp sonunda tam bir şehvet duymaya başlarlar... Rus halkının avukatlara ablakat, "kiralık vicdan" diye ad takması hayli eskidir... bazı insanlarda çocukları, sadece çocukları hırpalama zevki tam bir tutkunluk hali almıştır. İnsan cinsinden başka yaratıklara karşı Avrupalılar gibi aydın ve insan sever, son derece hayırlı, yumuşaktırlar. Ama çocukları hırpalamaktan pek hoşlanırlar... O zavallı beş yaşındaki kıza aydın geçinen ana babası çeşitli eziyetler ederlerdi... Haber vermediği için küçük kızlarını kışın en soğuk gecelerinde helaya kapatmaya başladılar... Ceza olarak pisliğini yüzüne sürüyor, ağzına sokarak yemeye zorluyorlardı. Bunu yapan, kızın öz annesiydi!" 320, 321
-"Manastırlarımızda bu çeşit mensur şiirlerin... yenileri de yazılıyordu. Üstelik bunlar Tatar istilası sırasında yapılıyordu! "Meryem Ana'nın Cehennemi Dolaşması" manastır işi şiirlerin Yunancadan alınma örneklerinden biri. Bu ufak mensur şiirde cüretten yana Dante'den geri kalmayan sahnelere rastlanır. Meryem Ana cehenneme iner" 328
-"Şiir, tasarladığın şekilde İsa'yı kötülemiyor, tam bir övgü bu!... Ortodoks kilisesi anlayışı bu, öyle mi? Sen Roma'nın, hatta hakçası bütün Roma'nın da değil, Katolikliğin en kötü yanını, engizisyoncuları, Cizvitleri almışsın... Hiç, hiç öyle değildir onlar... Sadece hükümranlık, adi, maddi zevkler peşindedirler... Belki Tanrıya bile inandıkları yok" 347
-"Katolikler bu yüzden masonlardan nefret eder, onları rakip sayar, düşünce bütünlüğünün dağılmasının nedeni görürler" 349
-"(Herzenstube yaşlı, pek saygıdeğer bir adamdı, eyaletin en titiz, en dikkatli doktoruydu.) Nöbetin son derece önemli ve "büyük tehlikeler doğurabilecek çeşitten" olduğunu söyledi. Şimdiki halde kendisi hastanın durumunu tamamen anlamış değildi, ama... başka çareler düşünecekti" 374
-"İnsanın en değerli anıları aile ocağında geçen çocukluğunun anıları oluyor. Ailede bir parçacık sevgi ve dirlik varsa bu böyledir" 387
-"Tanrı, "Eyüp kulumu gördün mü?" diye sormuş" 388
-"Hıristiyan kalbinin anlamadığı yoktur! Onlara İbrahim, İsak ve Rebeka'nın menkıbelerini, Yakup'un Lavana'ya giderken uykuda Tanrıyla nasıl mücadeleye girip "Korkunç yerdi burası!" dediğini anlatır... kardeşlerinin... Yusuf'u nasıl sattıklarını... anlatan hikayeyi okumalı... Yusuf'un onları suçlayıp nasıl eziyet ettiğini, en küçükleri Bünyamin'i yanında alıkoymasını dinletmeli. Yusuf, "Seviyorum sizi, hem seviyor hem eziyet ediyorum!" demiş... Yakup'un... kalbinde gizlediği sözler şunlardı: Zamanı gelince soyundan, Yahuda sülalesinden dünyanın biricik umudu bir Barışçı ve Kurtarıcı doğacaktı... Peygamber Yunus'un efsanesini okuyun... İncil'den, en iyisi Luka'dan, İsa'nın mesellerini... Ondan sonra halkımızın ne kadar sevecen, iyilik bilir olduğunu... göreceksiniz.../.../ Tanrıya inanmayan, kullarına da inanmaz... Tanrı sözlerini bilmeyen bir ulus yok olmaya mahkumdur" 390-392
-"Petersburg'da, Askeri Lisede... öyle yeni alışkanlıklar, yeni fikirler peydahladım ki, tepeden tırnağa bir değişmeye uğradım, vahşi budalanın biri oldum... Subay çıktığım zaman alayımızın şerefi uğruna kanlarımızı dökmeye hazırdık, oysa gerçekte şerefin ne olduğunu bilenimiz yoktu... Sarhoşlukla, sefahat ve hovardalık alemlerimizle adeta övünürdük" 394
-"Evet, yüzyılımızda herkesin tekliğe kaçması, kendi kabuğuna çekilmesi, varını yoğunu başkalarından kaçırması insanları sadece hemcinslerinden uzaklaştırmak, karşılarındakini de kendinden nefret ettirmek sonucunu veriyor. Biriktirdiği servetin miktarı arttıkça 'Artık kudretliyim, hiçbir ihtiyacım kalmadı!' diye düşünür" 405
-"On dört yıldır cehennem azabı çekiyorum. Acı çekmek istiyorum. Asıl acıya kavuşunca yaşamaya başlayacağım... Tanrı kuvvette değil, doğruluktadır" 411
-"Dış dünyada Hıristiyanlığı yönetenlere bakın, İsa'nın simgesi ile tanrısal gerçeği çarpıtmadılar mı? Ellerinde bilim var; ama maddeden başka şey tanımayan bilim... İnsan varlığının en soylu yanı maneviyat inkar ediliyor... reddediliyor. İnsanlar, hele şu son zamanlarda bir özgürlük teranesi tutturdular; neymiş... Yalnızca esirlik ve kendine kıymadan ibaret!" 418
-"Rahipliğin durumu... Aşırı, gereksiz isteklerden kendimi çekerim, kibirli, bencil irademe itaatin gemini vurur, böylece Tanrının yardımıyla ruh özgürlüğüne kavuşarak manevi bir ferahlık duyarım... Rusya'nın kurtuluşunun halkta olduğuna inanıyorum. Rus manastırları da öteden beri halkın yanı başındadır... Halk da bizim gibi iman sahibidir; imanı olmayan, istediği kadar yüreği içtenlik, kafası deha dolu olsun bizim Rusya'da hiçbir işte başarı kazanamaz" 419, 420
-"... erkeklerin... vahşete varan kaba davranışları hep sarhoşluktan doğuyor... Rusya'nın kurtuluşu Tanrıdadır, Rusya'nın kurtuluşu, halkın imanında, tevekkülündedir!... Büyük ulusumuzun gerçekten soylu ağırbaşlılığına ömrümce tanık oldum ve hayret ettim... İki yüzyıl süren kölelikten sonra bile köle ruhlu olmamıştır!.../.../... ulusumuz başka uluslar arasında parlayacak..." 421, 424
-"Yaratılan her şeyi hem tümüyle, hem de... ayrı ayrı sevin... Sevdiklerin seni tanrısal sırra erdirir.../... Sevginin yardımıyla koskoca dünyayı fethedebilirsiniz. Sevgiden doğan alçakgönüllülük güçlerin en yamanıdır" 426
-"Sonuna kadar inan; herkes doğru yoldan sapsa, doğru yolda kalan tek başına sen olsan bile" 429
-"Bence cehennem, sevmemekten doğan bir acıdır... İbrahim'in bahçesi... " 430, 431
-"... arada bir bazı rahiplerin ölülerinin tabutta hiç bozulmadan kaldığına dair ağızdan ağza anlatılanlar cemaati duygulandırıyor... Bunlar arasında en çok, yüz beş yaşına kadar yaşamış ünlü evliya ve perhizkar Staretz Eyüp'ün hatırası anılırdı. Epey önce, 1810 sıralarında ölmüştü" 441
-"En koyu Hıristiyan diyarlarında, mesela Aynaroz'da bile çürüme kokusuna önem verilmez.../... Başkaları... "Onlar arada Türk boyunduruğu altında kala kala her şeyi unutmuşlar. Hangi saf Hıristiyanlığın sözünü ediyorsunuz, kilisede çanları bile yokmuş..."..." 444
-"... tatar geldi! diye sevinçle soluk soluğa bağırıyordu" 477
-"Celile'nin Kana Şehri/.../... İsa'nın anası da oradaydı.../.../... Celile'de Kana, Birinci Mucize bu... İsa ilk mucizesini yaratmak için kederli değil, sevinçli insanlara gitti, sevinçlerinin sönmemesine yardım etti.../.../... İsa hizmetkarlara emretti: 'Küpleri su ile doldurun.'... Sofracı başı, şarap olmuş suyu tattığı zaman, bunun nereden geldiğini bilmiyordu, ama suyu getiren hizmetkarlar biliyordu.../... ne oluyor?.. Oda niçin böyle genişliyor?.../... ihtiyar ona doğru geliyordu. Tabut ortada yoktu... Demek o da, Alyoşa da şölene, Celile'nin Kana'sındaki düğüne çağrılmıştı.../.../ İhtiyarın sesi, Staretz Zosima'nın sesiydi.../... ihtiyar devam etti./.../... uyandı./... dizüstü uyumuşken şimdi ayaktaydı... ölüye baktı. Daha bir an önce sesini duymuştu.../.../... Zayıf bir delikanlı olarak yere kapanan Alyoşa doğrulduğu zaman sağlam, cenge hazır bir erkekti, bunu geçirdiği vecd anında anlamış, duymuştu... "O saat ruhuma biri girdi," diye tekrarladı" 480-484
(Ne fantezi ama; fantezide öncü sayılmaz mı?)
-"Bir Rus söylüyor size bunu... bir Rus!"  496
-"Derin bir sıkıntı ruhunu kalın bir sis tabakası gibi sardı" 501
(Ne benzetme ama...)
-"Kıskançlık! "Othello kıskanç değil, karşısındakine inanan bir adam," diyor Puşkin; yalnız bu sözler büyük şairimizin zekasındaki olağanüstü derinliği göstermeye yeter... Gerçek kıskanç öyle değildir. Kıskanç adamın an ufak vicdan azabı duymadan manen ne kadar düşebileceğini, ne türlü adiliklerle bağdaşabileceğini düşünmek bile güçtür. Hem de adi, kirli ruhlu olmaktan gelmez bu... Tam tersine, temiz, özverili bir sevgiyle dolu gönlü yüce insanlardır... Othello'nun kötülük bilmeyen, çocuk gibi saf bir ruhu vardı; saftı ama, ihanete dayanamıyordu; bağışlayamıyor değil, dayanamıyordu. Gerçek kıskanç ise bambaşkadır... Bir kıskanç... bağışlayabilir... Yeter ki... "son defa" olduğuna... inanabilsin" 507, 508
-"Yürüyüşten insanın kişiliğini anlamanın mümkün olduğunu... beni bu kadar üzen şu manastır olayından sonra tam bir gerçekçi oldum. Bir iş tutmak istiyorum. Turgenyev'in dediği gibi: Yeter!/.../... Altın madenlerini bulup milyonlar kazanarak dönecek, bir toplum yöneticisi olacaksınız. Bizlere iyiye giden yolu gösterirsiniz. Her şeyi Yahudilerin eline bırakacak değiliz ya! Binalar yaptırıp şirketler kurarsınız" 514
-"Borç verdiğin adamı dostluktan silmek gerek" 517
-"Dimitri, nedense "Sadece sessizliğin fısıltısı duyuluyor" mısrasını hatırladı" 521
-"... ince Hollanda bezinden gömleği..." 522
-"Hafif olur kadın tabiatı, Hem hercai hem bozuk... Odysseus doğru demiş" 535
-"Yaratılmış her şeyi kutsal sayıyorum" 541
-"Hamlet'i hatırlar mısın: "Canım sıkılıyor Horatio...".../.../... Sen hayatında bir şey çaldın mı hiç?/.../... Devletin parasını demek istemiyorum, onu herkes çalar, tabii sen de.../.../ Başkasının malını kastediyorum" 542
-"Yüzünün ifadesi birdenbire değişti. Odaya girerken ciddi, trajik olan hali çocuklaştı. Bir anda uslanmış, küçülmüştü adeta. Çevresine çekingen bir sevinçle bakıyor, sık sık sinirli sinirli kıkırdıyordu; kovulup yeniden yüz bulmuş bir köpeği andırıyordu... çocuksu bir gülümseme..." 558
-"Zaten ömrüm boyunca çektiğim acıların baş nedeni mertlik, yücelik peşinde koşmam oldu. Diyojen gibi, elimde fener, mertlik peşine düşmüştüm, bir yandan da çeşit çeşit kepazelikler yapardım... dış görünüşünü sevmezdim onun; namussuzca bir gurur, her kutsallığı çiğneme isteği, tam bir imansızlık okunurdu her halinden" 617
-"Herif Polonyalı, Yahudi avukat bozuntularını toplar, değil üç bini, ihtiyarın elinden bütün Çermaşnya'yı alırdı" 669
-"Kolya, bir keresinde, Troya'nın kimler tarafından kurulduğunu sorunca Dardanelov genel olarak ulusların gelişmelerinden, göçlerinden, zamanın derinliğinden, efsanelerden söz etti. Ama Troya'yı kimlerin kurduğunu açıklayamadı" 687
-"Ben sosyalistim, Smurov./-Sosyalist ne demek?/-Tam bir eşitlik; mal, eşya ortaklaşadır, evlenme yok, din, yasalar isteğe göre, her şey öyle" 699
-"... benim tarzım budur. Bir kişiliğe biçim verip bir insan yaratmak" 709
-"Halka inanırım ben, şımartmamak koşuluyla" 728
-"Troya'yı Tevkros, Dardanos, İlias ve Tros kurdular!" 731
-"Ben sosyalistim Karamazov, tepeden tırnağa bir sosyalistim./ Ansızın sustu./-Sosyalist mi? diye güldü Alyoşa. Ne zaman becerdiniz bunu? Yanılmıyorsam daha on üç yaşındasınız./ Kolya içerledi:/-Bir kere, on üçümde değil, artık on dördündeyim... iş yaşımda değil, düşündüklerimde, öyle değil mi?/ Alyoşa alçakgönüllü bir tavırla,/-Yaşınız ilerledikçe çağın düşünceler üzerindeki önemini görürsünüz, dedi. Zaten söylediklerinizin size ait olmadığı kanısı uyandı içimde" 736
-"... koca Belinski de bu düşüncedeymiş" 737
-"Kolokol (Çan), Londra'da çıkan ve Herzen'in Rusya'ya gizlice getirttiği siyasi bir dergidir" 738-Dipnot 9
-"Rusya'da kalmış bir Alman... "Rus öğrencisine, şu ana kadar hiç bilmediği yıldızlarla dolu bir gök haritası gösterin. Ertesi gün bunu size, üzerinde düzeltmeler yaparak geri verecektir..." Almanın Rus öğrencisi için söylemek istediği şu: bilgiden yana sıfır oldukları halde alabildiğine bir kendini beğenmişlik.../.../... Ama ne olursa olsun ezmeli şu Almanları.../.../ Sucukçular (salamcılar), Rusların Almanlara verdikleri isimdir" 739, 739-Dipnot 10
-"Yoo, ailenizi Sicilya'ya göndermeye gerek yok. Onları Kafkasya'ya göndereceksiniz. Bahar gelir gelmez kızınızı Kafkasya'ya, eşinizi de romatizması için orada bir ılıcaya yollamalısınız. Sonra da Paris'e, ruh doktoru Lapelletier'nin kliniğine gitmesi gerekiyor" 744
-"... iyilik değil, kötülük istiyorum ben" 774
-"Yahudilerin paskalyalarında çocukları kaçırıp kestikleri doğru mu.../.../ Bir kitabım var: Orada bir yargılama okudum. Yahudinin biri dört yaşındaki bir çocuğun iki elinin parmaklarını bir bir kestikten sonra yavrucağı çarmıha gerer gibi duvara çivilemiş" 776, 777
-""Yazıya sosyalist bir çeşni vereceğim," diyordu... "çünkü bütün köklü Ruslar filozof olur..."..." 783
-"Tanrı var ve var olacak, zira insanlara sevinç bağışlayan Tanrıdır, bu ona özgü bir ayrıcalıktır. İnsanoğluna ibadet yolunda eriyip gitmeyi nasip et Tanrım!" 787
-"Ya gerçekten yoksa Tanrı? Ya bu düşünceyi insanların yarattığını söyleyen Rakitin haklıysa? Tanrı yoksa, yeryüzünün de, evrenin de başı insan demektir. Mükemmel! Yalnız Tanrısız erdemli olabilir mi insan?... Benim erdem anlayışım başka, Çinlininki başka; şu halde değişken bir şey... Öyle değil mi? Yoksa değişmez mi dersin?... İvan'ın Tanrısı yok, düşünceleri var... Mason o galiba" 788, 789
-"Aptallık yüzünden namuslu olan pek çok insan var... Bazı insanların düşmanlığı dostluktan daha yararlı oluyor" 790
-"Kadınlar öyledir ki birader, dertleri şeytan başına... birine, "Suçluyum, kusura bakma, affet!" demeye kaşlk, sitemlerinden soluk alamazsın! İçtenlikle, kolayca affetmez, paçavraya çevirir seni... ondan sonra bağışlar... Kendini bilen her erkek, şu ya da bu kadına kulluk etmeli... Gene de af dilemeye kalkma; asla, hiçbir nedenle yapma bunu" 791
-"Hem öyle sanıyorum ki, Amerika dalaverenin yatağı" 793
-"Katya'yı delicesine seviyordu, ama zaman zaman öldürebilecek kadar da nefret ediyordu ondan" 813
-"Kutsal Peder Suriyeli İsak'ın Sözleri adlı kitaptı.../.../... Suriyeli İsak'ın kitabı..." 832, 841
-"... kabuslarda, mide bozukluğundan falan, insan bazen adeta bir sanat eseri gibi düşler görürü... öyle ayrıntılar vardır ki, yemin ederim sana, Lev Tolstoy bulamaz bu kadarını... ben sadece bir kabusum" 852
-"Şimdi al bir aydın Rus inkarcısının ruhunu, ona balinanın karnında üç gün, üç gece küs duran Yunus peygamberin ruhunu karıştır: İşte sana yolun üstünde yatan düşünürün kişiliği" 858
-"Belinski'nin bütün gücüyle alaya aldığı romantizm damarı sende de var. Ne yapalım delikanlı... şaka olsun diye, Kafkasya'da hizmet etmiş emekli bir beşinci dereceden memur kıyafetinde, fraklı, göğsümde Aslan ve Güneş nişanıyla gelmeyi düşündüm... Faust'un karşısına çıkan Mefisto, kendini tanıtırken kötülük isteyip iyilik yaptığını söylüyor... Çarmıhta ölen İsa... göğe yükselirken ben oradaydım... iffetli Eyüp'ü meydana çıkarmak için nice ruhlara kıyıp şerefli insanları çamura düşürmek gerekmişti" 862, 863
-"İnsanlık, tüm olarak Tanrısızlığı kabul ederse... kendiliğinden, yamyamlığa başvurmadan çözülür bu dava" 864
-"Bazen düş görüyorum ben Alyoşa... ama uyku düşü değil bu. Uyanıkken, dolaşıp konuşurken görüyorum.../.../-Şeytan! Dadandı bana. İki, belki de üç kere geldi... belki Danimarka köpeklerinin kuyruğu gibi upuzun... boz bir kuyruğu vardır.../.../... Ve o aslında benim Alyoşa: Ben, kendim... İçimdeki bütün alçaklıklar, aşağılıklar ve kötülükler! Evet, "romantik"in biriyim, bunu anlamış o... gerçi iftira ya... Son derece aptal, ama başarısı da buradan geliyor. Kurnaz.../.../... "Sen," diyor, "bir erdem kahramanlığına hazırlanıyorsun, ama erdeme inandığın yok..."..." 869-871
-"İvan'ın hastalığının nedenini anlamaya başlıyordu: "Gururdan doğan kararın üzüntüsüyle aşırı bir vicdan azabı!" İnanmadığı Tanrı ve gerçekliği, hala teslim olmak istemeyen kalbini gitgide sarsıyordu./... "Tanrı yener!.. O da, ya gerçeğin ışıklarında dirilir ya da... inanmadıklarına hizmet ettiği için kalbi nefret dolu, kendisinden ve çevresinden öcünü alarak mahvolur..."..." 873
-"... hemoroitlilere özgü sarımtırak yüzlü..." 879
-"... bütün bayanlar emindi! "Suçlu olmasına suçlu, ama... temize çıkarılacak."..." 884
-"Bizim köylüler de hırsız mı hırsızdır, vicdan nedir bilmezler. Ya kızlar..." 892
-"Doktorların her birinin apayrı bir şey söylemesi epey komik oldu" 894
-"... cümleleri kuruluş bakımından tamamen Almancaydı. Ama... Rusçasını ömrü boyunca örnek, "Ruslarınkinden daha da iyi bir konuşma" saymıştı. Rus atasözlerinin dünyanın en mükemmel, en anlamlı sözleri olduğu iddiasıyla bunları bol bol kullanmaktan da hoşlanırdı" 895
-"Ruslar çoğun ağlanacak yerde gülüyorlar" 899
-"Geçen devrin en değerli yazarı, en büyük eserinde Rusya'yı, belirsiz bir gayeye doludizgin koşan yaman bir troykaya benzetiyor. ... alabildiğine koşan bu troykanın önünde bütün milletlerin saygıyla yol açtığını ekliyor.../ Gogol'ün Ölü Canlar'ından/.../... Karamazov ailesi... bu ailede bugünkü aydın topluluğumuzun ortaklaşa sahip olduğu temel unsurları bulmak mümkündür... sözüm ona "aile babası"na bakın... Baştan silik bir hilebaz, oldukça zeki bir dalkavuk, yaman da bir faizciydi. Her geçen yıl serveti arttıkça başı biraz daha dikleşti. İçindeki aşağılık duygusuyla dalkavukluk kaybolup sadece alaycı, zararlı bir sinik, korkunç bir şehvet düşkünü kaldı. Manevi değerleri tamamen yitirmiş, yerini hayata karşı doyulmaz bir hırs almıştı. Sonunda hayatta şehvetin verdiği zevkten başka şey göremez oldu... "Dünya batsın, ben rahat edeyim de..." der... bugünün babalarının pek çoğundan biri..." 925-927
-"... yanlış düşünceyle bütün suçu Avrupa medeniyetine yükleyerek "anayurt"a sığınırlar... manevi yönden karamsar bir mistiklik... manasız bir şovenlik... çünkü bunların ikisi de millet için Avrupa kültürünü yalan yanlış anlayarak... kötülüklerden çok daha feci sonuçlar doğurabilir" 929
-"... üçüncü oğluna geçelim... Bu, öbür iki kardeşinin tersine ne Avrupa düşkünü, ne aşırı halkçıdır. O, Rusya'yı olduğu gibi, tabii halinde temsil ediyor... biz iyilikle kötülüğün eşi bulunmaz bir alaşımıyız; biz kültürden, Schiller'den yanayız... Vermeyi zerre kadar sevmezsek de almaya -ne olursa olsun- bayılırız... Para veren olmazsa, istedikten sonra bulmasını bildiğimizi de gösteririz" 930
-"Bu tip insanların içinde her türlü çelişme yer bulabilir. Bir anda üstteki en yüce idealler sonsuzluğuyla dipteki en adi, çirkef dolu uçurumu seyredebilirler... Evet efendim, aynı anda iki çelişme göklerin enginliği ve çirkef uçurumu" 932
-"... saralılarda kendilerini suçlandırma bir tutkunluk halindedir" 941
-"Hem Karamazov'un böyle Hamlet'çe, orada ne olacağını düşünmesi mümkün mü?" 952
-"İngiliz parlamentosunda üyelerden biri geçen hafta söz almış, bakanlığa, nihilistlerin durumunu sormuş: Barbar milletleri adam etmenin zamanı gelmemiş midir gibilerden de laf etmiş.../.../-Kronşat'ı kapatır, buğdaylarını keseriz. Nereden alırlar?/-Amerika'dan" 962
-"... ruhbilimin inceliği de Kafkasya kartalı gibi yırtıcılık ve keskin gözlülükten bir an sonra zavallı bir köstebek gibi kör ve ürkek olunabileceğini göstermesinde değil mi?" 966
-""Bir suçsuzu cezalandırmaktansa on suçluyu affetmek daha iyi!" deyişini/ Büyük Katerina'nın sözü/ duyuyor musunuz? Benim gibi bir acize sizlere, Rus mahkemesinin yalnız cezalandıran değil, düşenleri tutup kaldıran bir el olduğunu hatırlatmak düşmez! Varsın başka milletler salt kanun maddelerine dayanarak hükümlerini versinler, biz ruha, öze yönelip bahtsızları kurtarmaya, kalkındırmaya çalışalım. Böyle olursa, Rusya da, adaleti de bu yolda ilerlerse, yarınımıza güvenle bakabiliriz... Doludizgin troykalar değil, heybetli Rus arabası, azametli, sakin yol alışıyla amacına ulaşacaktır. Müvekkilimin kaderi gibi Rus gerçekliğinin kaderi de sizin ellerinizde" 991
-"... tam bir Byron kahramanlığı!... bilmeceler söyleyen bir Sfenks..." 992
-"Biz İncil'i ancak nutuklarımızı söylemeden bir gün önce açarız, bu özgün eserden gereken bilgileri edinir, gereken yerlerde bunlardan faydalanarak karşımızdakilerin gözlerini kamaştırırız... bütün Hıristiyan Rusya'daki "Tanrı"mızın İncil'ini düzeltmeye kalkışmayalım" 993
-"Şüphesiz, rüşvetçilik bu durumda bile şerefli iş sayılmaz, ama eleştirmek de doğru değil" 1008
-"Amerika'ya kaçsam bile bunu neşe içinde, mutlu bir hayat sürmek için yapacak değilim... Amerika'dan şimdiden nefret etmeye başladım. Gruşa da... Rus, Rusya'ya ait o... Anayurdun özlemini çekecek... ruhuma göre insan değil onlar! Rusya'yı severim ben... Rus Tanrısını severim... Geberir giderim orada!/.../... Üç yılda İngilizceyi... belleriz. O zaman da Amerika'ya paydos! Amerikalı vatandaş olarak buraya, Rusya'ya kaçarız... Memleket özleminden saçlarım kendiliğinden ağarır nasıl olsa... Böylece tanıyamazlar belki. Tanırlarsa, varsın sürsünler... ben artık ömrümün sonuna kadar Amerikalı taklidi yapacağım. Hiç değilse öz vatanımızda öleceğiz" 1009, 1010
-"... keşke bir gün ben de kendimi gerçek uğruna feda edebilsem!" 1015
-"Bir yandan böyle bir keder, sonra da gözleme filan yenecek... Dinimizin garip özellikleri..." 1021
-"... hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız ana baba evinden kalma hatıralarımızdır" 1023
-"... her şeyden önce daima iyi kalpli, sonra namuslu olalım" 1024
-"İyi, doğru bir şey yaptığınız zaman hayat öyle güzel ki!" 1025
*
Peki, o halde, D, genelde, niçin o kadar çok beğeniliyor-övülüyor?
Dinciliği ve ırkçılığı, nedeniyle mi, acaba?

1.10.2017

***
EK:

https://birikimdergisi.com/guncel/11022/rusya-nin-yeni-kuresellesme-onerisi

Rusya'nın Yeni Küreselleşme Önerisi

Slavoj Zizek

27 Mayıs 2022 Cuma

#rusya, #savaş, #ukrayna

…

Süregiden Ukrayna krizinde her iki taraf da kendi eylemlerini birer zorunluluk olarak sunuyorlar: Ukrayna'nın bağımsız ve özgür bir ülke olarak kalabilmesi için Batı, Ukrayna'ya yardım etmek zorundaydı; Rusya ise kendi güvenliğini korumak için Ukrayna'ya müdahale etmek zorundaydı. Son örneğe bakılırsa, Rus dışişleri bakanına göre Finlandiya NATO'ya katıldığı takdirde Rusya "buna karşılık vermek için bazı adımlar zorunda kalacak". Hayır böyle bir "zorunluluk" olmayacak, tıpkı Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasının bir "zorunluluk" olmaması gibi. Bu karar ancak Rusya siyasetine hâkim bir dizi ideolojik ve coğrafi varsayım kabul edildiğinde bir "zorunluluk" olarak görünür.

Bu varsayımlar tabulara yer vermeksizin yakından çözümlenmelidir. Putin'in politikalarıyla büyük Rus kültürü arasında katı bir ayrım yapmak gerektiğini sıklıkla işitiyoruz ancak bu ayrım çizgisi göründüğünden çok daha geçirgen olabilir. Ukrayna krizini yıllar yılı müzakerelerle çözmeye dönük sabırlı çabalarından sonra Rusya'nın en sonunda Ukrayna'ya saldırmak zorunda kaldığı fikrini kesinlikle reddetmeliyiz – birisi hiçbir zaman koca bir ülkeye saldırmak ve onu yok etmek zorunda değildir. Rusya'nın tavrının kökleri çok daha derine gidiyor ve bunları gönül rahatlığıyla metafizik olarak adlandırabiliriz.

Rus oligarkların babası (1992'de Rusya'da başlatılan hızlı özelleştirmenin orkestra şefi) Anatoly Chubais, 2004'te şöyle demişti: "Son üç ayda Dostoyevski'nin bütün eserlerini yeniden okudum ve bu adama adeta fiziksel bir nefret duyuyorum. O kesinlikle bir deha ama Rusların özel, kutsal bir halk olduğu fikri, acı çekme kültü ve sunduğu yanlış seçenekler bende onu parçalama isteği uyandırıyor." Chubais'in politik tutumundan hoşlanmasam da Avrupa'yla Rusya arasındaki karşıtlığın (kolektif ruha karşı bireyselcilik, fedakârlık ruhuna karşı materyalist hedonizm) en "derin" dışavurumu olan Dostoyevski konusunda haklı olduğunu düşünüyorum.

…

***

17 Eylül 2017 Pazar

Çerkesler

EDEBİYAT VE KÜLTÜR TARİHİ

Turabi Saltuk, İkinci Basım: Eylül 1998, Berfin Yayınları, İstanbul

Önce genel olarak kültür, sonra da Çerkes kültürü konu edinilmiş.
Çoğu bölüm bana yabancı olmadığından, tamamını okumadım, sadece, göz attım!
Gördüğüm kadarıyla gayet kapsamlı bir çalışma.
Üstelik, niçin bu kadar yoğunlaşma ve çalışma ihtiyacı hissetmişse, "Çerkes olmayan bir yazarın dilinden". s. 8
*
Kitaptan notlar:
-"1917 büyük Ekim Devriminden sonra "Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı" ilkesi, Kuzey Kafkasya'da hayata geçirildikten sonra, yeni bir özgürlük ortamı doğar. Bu ortamda Özerk Bölge ve Cumhuriyetlerde halkların dil ve kültürlerinin gelişmesi, alfabelerinin oluşturulması sağlanır" 103
-"1897 rakamlarına göre... Çeçenistan'da 153 okul 12.800 öğrenci... bulunuyor (du.)" 103, 104
-"Kuzey Kafkasya'da sosyalist iktidarın başa gelmesini istemeyen karşı-devrimci ve milliyetçi Çerkes unsurlar Adiğe, Kabardey ve Kuzey Kafkasya'da sosyalist yönetimlere -Sovyet Komitelere- saldırır ve bir çoğunu da yok ederler. Karşı-devrimci bir hükümet kurarlar. don Nehri boylarında Kızıl Ordu, karşı-devrimcileri bozguna uğratır ve yener. Mihail Şolohov'un, Durgun Akardı Don eserini okuyanlar bu süreç içerisindeki gelişmeleri iyi bilirler. Çerkes gerici ve milliyetçileri, Osmanlı ile ilişki kurarlar. 11 Mayıs 1918'de kendi bağımsızlıklarını ilan ederler. Ve 1918 yılının 30 Ekiminde Osmanlı devleti savaştan yenik çıkınca yerel Çerkes karşı-devrimcileri yalnız kalırlar./... karşı-devrimci hükümetin başbakanı Mihail Halilov, başkomutan sıfatıyla Denikin'e iltihak eder. Kuzey Kafkasya'da Rusya'nın Beyaz Ordusunun Genel Askeri Valisi olarak görev yapar./ kuzey Kafkasya Çerkes coğrafyası, Kızıl Ordu ile karşı-devrimci Beyaz ordu arasında kanlı çatışmaların merkezi olur. Bu çetin mücadele sosyalistlerin zaferiyle sonuçlanır. 1920 yılında sosyalist iktidar Adiğe'de ve Kuzey Kafkasya'da kurulur. İktidara gelen Adiğe sosyalistleri "Ulusların kendi geleceklerini saptaması hakkı" ilkesi uyarınca, Adiğe halkı da özerkliğe kavuşur./... yasalarını kendileri yapar" 107, 108
-"Tarihin kaydettiği ilk Abhaz Alfabesi İ.Ö. 2000 yılında yazılan Kuban Yazıtlarındaki alfabedir" 122
-"Çeçen yazın tarihi ve edebiyatı 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi sonrasında doğmuştur. 1920 yılına kadar tam anlamıyla yazılı alfabeleri halka mal edilebilmiş değildi... Çeçenler arasında sosyalist devrimden önce de yazılı alfabe çalışmaları yapılır. Çeçenlerde alfabe çalışması yapan "Rus subayı ve dilbilimcisi Pert Karloviç Uslar olmuştur. (...) Uslar, Rus Kiril alfabesine Gürcü ve Latin harfler katarak Çeçen bir alfabe vücuda getirmiştir. 37 harf vardır. 20. yy'ın başlarında Arapça kökenli alfabe oluşturulmuştur. (...) 1927 yılında Latin alfabesine geçtiler. (...) 1938 yılına kadar kullandılar."/... sonra Rus Kiril alfabesine geçilir. Yazılı Çeçen edebiyatının ilk öncüleri ve ilk aydınları, sosyalist yeni yaşam döneminden sonra bir araya gelirler. Günlük gazete olan Serto (Işık, Aydınlık) etrafında toparlanırlar" 130
*

17.9.2017

KUŞLAR DA GİTTİ

Yaşar Kemal, YKY'de 23. baskı: Ocak 2004, İstanbul

İlk baskısı 1978 yılında yapılmışmış.
*
Romanmış... Ama, bence, daha çok masal tadında...
Kurgu, tip, var mı?
İnsan sevgisi, var, elbette!
Ama, bütünlük, tutarlılık, var mı?
Halk ağzı bir dil, şiirsel, sanki...
*
Arka kapak yazısında, şunlar da var: ""... bir başyapıt."/ La Croix (Fransa)", ""Batı Avrupa'da neden böyle romancılarımız kalmadı?"/ New Statesman (İngiltere)".
Ben bu övgülerin nedenini anlayamıyorum!
O kadar övülecek nesi var ki?
*
Yine de, kolay okudum, ve, ilgiyle...
*
Kitaptan birkaç not:
-"Yüzünden bir sevinç çığlığı koptu, her bir yanı aydınlığa battı. Ben... böylesi ta yürekten... gülen, yanındakini de kendi sevincinin içine alıp yoğuran, sevinçten çılgına döndüren böyle tatlı bir insan görmedim... yüreğim pır pır etti. Şu İstanbul'un... kötülüğünden sıyrıldım... Yaşşa be Mahmut..." 36
-"Azgın suratlı, bereli adamlar, gözleri velfecr okuyan, camiden Allahla yaman bir dövüşten çıkmışçasına, yüzlerinin olanca nurunu orada, içerde bırakmış çıkan insanlar, mümin mi bunlar, bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar, bunlar mı mümin?" 39
-"Belki fabrika önleri işçiler dağılırken... Belki sebze hali, oradaki Kürt hamallar. Kürtler, dil bilmezler ama kuşlara bayılırlar" 40
-"Ali Şah Dolapderenin racunudur" 49
-"Mido erkek kızdır" 50
-"Şehir insanla dolu.../ Saklanmışlar kendi içlerine burunlarının ucunu görmüyorlar. Saklanmışlar, yumulmuşlar kendi karanlıklarına. Bunlar... çırpınan kuşçukları mı görecekler?" 52
-"Umutların öldüğüne iyice inandığın bir anda insanlık, binbir yönden açan bir ışık-umut çiçeğiyle birden aydınlanıverir" 54
-"İstanbul şehrinin acımasızlığının, yitmişliğinin, kendi kendini, insanlığını unutmuşluğunun, çok şeyler yitirmişliğinin bir anıtı, yüzlerce kuş başından dikilmiş bir anıtı duruyordu" 79
*

17.9.2017

16 Eylül 2017 Cumartesi

Kırmızı Pelerinli Kent

Aslı Erdoğan, 18. Basım: Mayıs 2017, Everest Yayınları, İstanbul

Beni sarsan bir kitap!
Benim hiç bilmediğim bir dünya, Rio de Janeiro'nun, muhtemelen, bir yüzü anlatılıyor!
Daha çok, sanırım, o yüze yazarın kendi bakışı!
Cinayet ve uyuşturucu ile iç içe geçmiş bir "yaşam"!
*
Sarsıyor, düşünmeye zorluyor!
Yaşam ne ki?
Ne yapıyorum?
*
Kitap, romanmış!
Oysa, bana, romandan daha çok, otobiyografik yazılar gibi geldi!
*
Kelime oyunları, laf cambazlıkları, çok fazla benzetme...
Farklı yerlerde, farklı sözlerle aynı şeylerin tekrarları...
Bu yönlerini sevmedim!
*
Kitaptan bazı notlar:
-"Corcovado... (şu ünlü, devasa İsa heykelinin bulunduğu tepe)..." 10
-"Rio de Janeiro (İsminin "Ocak Irmağı" anlamına geldiğini..." 12
-"Que color! (Ne sıcak!) Rio'yu baştan başa saran reklam afişlerinde, İskandinav görünümlü kızlar, diz boyu karlar içinde, ışıl ışıl, sarışın gülücükler saçarlardı. Bedevilerin yeşil tutkusu gibi, Rio'luların yüreğinde kar tutkusu yatar" 12
-"Bana gereksinim duyan tek bir kişiden, hatta bir gözlemciden bile yoksun olmanın mutlak, dört başı mamur, cehennemsi özgürlüğü... İstediğim yalanı savurabilir... en korkunç suçları işleyebilirim" 19
-"Mevsimlerin değişimini özlüyorum... Şu cehennemsi şubat ayında, hep nefret ettiğim karı bile özlüyorum... bir tabancanın korkusunu duymadan, canım çektiğince yürümeyi özlüyorum" 19, 20
-"Yüzeysellik harikası şarkının yüreğine işlediğini..." 21
-"İçine bir-iki damla Akdeniz suyu katılmış Kafkas kanı..." 23
-"Ölüm korkusu, yoğunlaştıkça siliniyor olmalıydı, mutsuzluk gibi" 25
-"İnsan kanının erotik tadını almıştı Rio'da. İçinde boğulduğu batağın korkunç boyutlarını bilmekte yatıştırıcı bir yan vardı üstelik. Aritmetiğe indirgenen ölüm, kişisel bir trajedi olmaktan çıkıyordu" 26
-"Yazmak, her şeyden önce düzene koymaktı ve Rio, tek sözcükle tanımlanabilseydi, KAOS'ta" 30
-"Belleğine kazınmış, göçmenliğin bütün hüznünü yankılayan Avrupalı adlar... "Yeryüzünde yüzeysellik salgın halde ama bu kentte bir din olmuş," derdi... "Şu koca dünyada nereye ayak bastıysam, karşıma hep yüzeysellik çıktı, ama burada bir sanata dönüşmüş."... Mara... Bu çelik iradeli... akademisyeni bile yere sermişti Rio... çalışmasını yarıda kesmiş, kendi değerlerinden kuşkuya düşmüş bir durumda, apar topar, sisli puslu Londra'sına dönmüştü... İnsan, gerçekte gereksinim duymadığını tüketmeye bir türlü doyamıyordu" 30, 31
-"Kirpi gibi dikenli bir sessizlik... farkına varmıştı ana-kız. Hiçbir şey söylemeden, hiçbir şey söylememek için konuştuklarının" 33
-"Kıdemli bir göçmendi, insan için "vazgeçilmez" olanın bir çantaya sığabileceğini, geriye kalan her şeyin gözden çıkarılabileceğini çoktan öğrenmişti" 38
-"Oğlak dönencesinin tam üstündeki bu kentte, insan soyunun bütün olasılıkları gözler önünde... Latin Amerika'ya çöl ezgilerini ve içli köfteyi taşıyan "El Turco"lar, yani Suriyeli Araplar... İnsan teninin alabileceği her renk ve ton.../ Bedenin baş döndürücü anarşisi... Giz diye bir şeyi hiç öğrenmemiş, kalın kazakları, çizmeleri, ahlakın bin bir hapishanesini tanımamış gövdeler... Cinselliğin buharında soluk alıp verebilen bir kent: Rio de Janeiro. Hep çırılçıplak eme hep maskeli... Hep doygun ama hep aç..." 44
-""Para bir baston gibidir, insanın dik durmasını sağlar."... her Allahın günü anımsıyordu. Her eğilip bükülüşünde... "İyi yetiştirilmiş" insanların en temel ilkelerini çiğneyişinde..." 47
-"Erdemlerden daha vazgeçilmez şeyler vardır. Çaydaki limon gibi..." 48
-"... bazen "bellek"... bir kavram gibi görünüyordu. Yalnızca bir sözcük... Gerçeğin karşısında en güvenli sığınak..." 53
-"Portekizli göçmenler, yüzyıllar boyunca iliğine, kemiğine dek sömürdükleri bu topraklarda ayak işlerine bakmayı bir türlü kabullenemez, hınçlarını öteki yabancılardan çıkarırlardı... geçici bir parasızlık onunki... yalnızca bir mola vermiş... Dünyayı, ancak kendi koşullarıyla kabul etmekten vazgeçtiği, ufak tefek ödünlerle durumu kurtarmayı öğrendiği gün yuvasına dönecek, kolayca çarçur ettiği ayrıcalıklarına yeniden kavuşacak" 57
-"Mutsuzluğunu kimseye bulaştırmayan yarı-canlı bir hüzün anıtı" 61
-""Yaşam bir budala tarafından anlatılan hikayedir," dedi.../ "Hiç... hiçbir anlamı olmayan."..." 70
-"... sözcükler... bütün yaşamımı dolduruyorlar. Hatta onu bir kenara itip yerine geçiyorlar" 71
-"Odalarını Che posterleri ile süsleyen, ülkelerinde ölmeye değer bir ideal kalmadığı için bataklıklara koşan iflah olmaz romantikler... en uzak kıtaların özlemiyle yaşayanlar..." 74, 75
-"Aynı olguların farklı dizilişlerle bambaşka gerçeklikler doğurduğunu görecektir... Hiçbir ego kendi gerçeğiyle baş edecek denli küçük değildir" 77
-"Kendini kandırma sanatının doruklarında telefona sarılıyor" 79
-"Rio'da... sıradan bir ölümlü olduğunu çoktan kavramış; herhangi bir sokakta kafasına sıkılacak tek kurşunla kaldırıma serilebileceğini kabullenmişti. Tarihöncesinden beri süregel bir trajedide kendi kısacık rolü için sıraya girmişti ve sözcükler ona yalnızca ödünç verilmişti" 80
-"Rio... Metallere kesinlikle basmazdı; uğursuzluktan korunmak için geliştirdiği nice kişisel törencikten biriydi bu. Daha bir yıl öncesine dek, Brezilyalıların boş inançlarına, karman çorman ettikleri sayısız dine, yarım yamalak anlayıp bağlandıkları her tür mistik düşünceye, astroloji, fal, ikon, ilah ve büyüye burun kıvırırdı. Tek bir tanrının tutunamayacağı denli kaotik kentte, çeşit çeşit din, mezhep, söylence iç içe geçmişti. Bir eliyle yakarken ötekiyle kutsayan Katolik kilisesi; tropiklerin cümbüşünde soluk bir yama gibi duran Protestanlık; sokaklara taşan gürültüsü, patırtılı, sambalı ayinleriyle Vaftiz Kilisesi; artık yalnızca kara büyü işlevi gören candomble; bitpazarı tanrılarına dönüşmüş Kızılderili totemleri; her türlü denge arayışına açık, ekolojik kaygıları olan yeni-kuşak orta-sınıfın gözdesi Zen-Budizm; cehennem sıcağında bile takım elbise giyip favela'lara tırmanan Mormonlar; karnaval maskeli Hare Krişna'cılar... İnsan hayatını har vurup harman savuran bu kentte, hiç kimse tanrısız sağ kalamıyordu" 85
-"Güneşten etkilenmeyen tek canlı türü varoş çocukları, kovandan fırlamış arı sürüleri gibi sağa sola koşuşurdu" 86
-"Akar su yoktu; elektrik yüzde yüz kaçaktı; pencerelere kartonlar, muşambalar yapıştırılmıştı ve her odada bir televizyon vardı. Ne sınırları belliydi evin, ne kapıları, ne de giren çıkanı. "Mülkiyet", "özel hayat" gibi kavramları, enseste ilişkin tabuları geçersiz kılan bir yaşama biçimi egemendi favela'da" 89
-""Dürüstlük gibi bir erdemi yoktu insan belleğinin" 90
-"Rio'da uyuşturucu bütün söylencelerinden sıyrılmış, herkese eşit uzaklıkta bir tüketim nesnesine dönüşmüştü. Ekmekten bile daha kolay ulaşılıyordu" 92
-"Bir Rio karnavalını çiğnenmeden, ezilmeden, soyulmadan, bıçaklanmadan, tecavüze uğramadan atlatmayı başarmıştı" 93
-"Başka hiçbir yalnızlığa benzemeyen karnaval yalnızlığına dayanamaz olunca da, karşısına çıkan ilk kucağa salmıştı kendini. Seçim yapmaksızın" 94
-"... köşebaşlarında kokain dağıtan polisler ve devriye gezen gangsterler; hayat kadınlarına öykünen ev hanımları ve rahibelere öykünen hayat kadınları..." 95
-"Salt gövdeye, bedenin ağırlık merkezine dönüşmüş yüz binlerden bir güç yayılıyor, dipten kabaran bir dalga gibi. Yaşamın tarihten de, sözden de eski itici gücü... Köle efendisini yeniyor" 96
-"Ceza, suç işlemenin verdiği zevki pekiştirdiği gibi, onu şehitlik mertebesine ulaştırmıştı" 97
-"... sorular soruyor... kuşkuya düşürüyordu. Bir hınzırlıktan çok, kavramları bölünemeyen en temel birimlerine dek çözümleme saplantısıydı bu... küçük kız, öğrencileri gibi afallamadı, cevabı anında yapıştırdı./ "Siyah benim rengimdir."..." 100
-"Uygarlık çarkının merkezkaç kuvvetiyle, insanlık alanının dışına fırlatılmış binlerce, on binlerce küçük rulet topu... Birlerce, on binlerce insan.../... gelip geçenlerin temsil ettiği insanlığa küfürler... savuran dırdeliler... "Namusuyla çalışan" orta-sınıf" 102
-"Avrupa'nın en vahşi metropolü, Rio'nun yanında izci kampı gibi kalıyordu" 104, 105
-"yalnızlığı, odak noktası belirlenemeyen bir ağrı gibi gövdesine yayılır, sevme ve sevilme gereksinimi ölüm kalım sorunu haline gelirdi... Yalnız insanlar hep fazla konuşur" 107, 108
-"Dünyayı döndüren gücün sevgi ve iyilikseverlik olduğuna inanan Tolstoy'du, değil mi?" 109
(Olamaz!)
-"Bir de polisler gelip giderdi Yeni Dünya'ya. Pazar payı yüzünden ölesiye kapıştıkları "suçlu"lardan tek ayrımları, silahlarını uluorta sergilemeleriydi. Aynı karanlık, aynı mezar gibi gözler, iktidar zevkiyle sarhoş, insan kanıyla gırtlağına dek doymuş bakışlar... Düzenle düzendışılığın etle tırnak kadar ayrılmaz olduğunu Rio göstermişti ona. Bir zamanlar, filmlerden kapma bir romantizmle yücelttiği yasadışı dünya, artık gündelik yaşamının tiksindirici, sıradan bir ayrıntısıydı yalnızca" 110
-"Adam öldürmenin serbest olduğu bir kentte beni kötülük yapmaktan ne alıkoyabilir ki? Savaş koşullarında her şey mubahtır" 112
-"Hiçbir zaman yırtık, hazırcevap, taşı gediğine koyan biri olmamıştı zaten. Bütün sıkılgan ya da açık yürekli insanlar gibi, kendisinden kat kat aptalların elinde kolayca oyuncağa çevrilirdi" 114
-"Onda belli belirsiz bir Ortadoğululuk seziyordu... belki de zenci atalarının arasına, yüzyıl başlarında Latin Amerika'ya göçen Suriyelilerden, "El Turco"lardan biri karışmıştı" 116
-"Açlıktan ölmek üzereydi... Gücünün son kırıntısıyla, kendi kusmuklarına uzanmaya çalışıyordu. Yeniden, bir kez daha yiyebilmek için" 118
-"Baldırı çıplak bir halk bu, yalnızca kendi parıltısıyla giyinen... Kaynağı belirsiz bir yaşama sevinciyle yetinen... Oysa yaşam diye belledikleri bir kandırmaca. Genelgeçer bir mutluluk yutturmacası" 120
-"Çetin cevizdir Rio'nun melez kadınları... Tek odada üç kuşak büyüdüklerinden, cinsellikleri utanma sıkılma tanımaz... Kadından başka bir şey olmalarına izin verilmeyen bu kentte, onlar da sonuna dek kadın olmuşlardır, SALT-KADIN..." 123
-"Deborah... kırkına merdiven dayamış bu akademisyen kadını hayatta en az ilgilendiren şey bilimdi herhalde. Onun dehasını konuşturabildiği alan hazlardı" 132
-"İngiliz... Darren, sokak çocukları cinayetleri üstüne bir belgesel çekmek için Rio'daydı. Hayatını işine, yani I. Dünya'nın sulugözlü röntgenciliğine adamış bir iletişim çağı misyoneriydi" 133
-"Güpegündüz kentin en işlek caddesinde bir cinayet kurbanıyla karşılaşınca ne yapması gerektiğini bilmiyordu" 138
-"Her kapı aralığında dans edilebilir, her kuytulukta sevişilebilirdi" 142
-"Yalnızca gerçeğin yerine koymak için seçtiğim olgular, yaralarımı yıkayan yalanlar" 147
-"... granitten oyulmuş bir yontu gibi duran... Delilerde bile böylesine bir boşluk, anlam yoksunluğu görmemişti. "Bütünüyle ruhsuz olmalı bu adam. Bir katil... Para ya da zevk için değil de, bir varoluş, kendini dile getiriş biçimi olarak öldüren bir katil. Kırmızı Pelerinli Kent'ten fırlamış gibi."... Polisti herhalde" 150
-"Yaşamı sevmeyi, yalnızca yaşam adına sevmeyi hiçbir zaman başaramamıştı. Onunla uzlaşmamıştı da; ama sonunda, Sıfır Noktası'nda gözlerini açtığında onu kutsayabilmişti" 152
-"Göçmenliğe özgü bir duygusallık, sulugözlülük benimki. Yalnızlığımız çok fazla can yaktığında, acıyı kaptan kaba aktarıyor, aslında zerre kadar anlam içermeyen hayata ne derinlikler yüklüyoruz" 153
-"O bir turist değil, yersiz yurtsuz bir göçmendi" 156
-"Aslında tam istediği gibi ölmüştü" 159
*

16.9.2017

14 Eylül 2017 Perşembe

"O"

Stephan King, Türkçesi: Gönül Suveren, 5. Basım: Nisan 2006, Altın Yayınevi, İstanbul


Kapak yazısında, "King korku-gerilim dalında bir klasik olmuştur... tüm dünyada bestseller olmuş otuzdan fazla kitabın yazarıdır", deniyor.
Yazar, bu ölçüde popüler, ama, benim için, bu kitap, niçin yazıldığını ve niçin alınıp okunduğunu anlamadığım kitaplardan biri; muhtemelen, açıklaması olmalı, ancak, ben anlayamıyorum.
Ayrıca, bence, olay örgüsü saçma, kurgu da sevimsiz...
*
Kılıktan kılığı giren "O"; palyaço, mumya, canavar, yaratık, kurt adam, kuş, iblis, vampir, Drakula, Frankestein, örümcek ve daha neler...
Bir de, saldırgan büyükler ve zorba çocuklar...
*
Kitaptan bazı notlar:
-"... insanların aşağılık yanlarına hitap eden korku hikayeleri yazarak zengin olan..." 32
-"... hiç arkadaşım olmadığını bilmiyor, diye düşündü. Demek ki bizim çocuklar konusunda da sandığı kadar fazla fikri yok. Ama böyle bir şeyi annesine hiçbir zaman söyleyemezdi" 103
-"Palyaço.../ Çocuk, mumya..." 111
-""Bu biziz!..."/... onlar doğmadan çok, çok önce çekilmiş olan eski... fotoğrafa baktılar" 141
-""... Palyaço George'un biçimine girmişti..."/ "... Ben palyaçoyu gördüğüm zaman mumya kılığına girmişti. Eddie'ninki hasta serseri kılığındaydı."/ "C-c-cüzzamlı..."..." 143
"... tehlikeli yaratıklar... en tehlikelisi de Henry..." 146
-"Bunları eski fotoğrafta yürüyen çocuklara bağladı" 151
-"Lavabonun deliğinden bir ses yükseldi. "Bana yardım et...".../.../... Delikten yine kanlar fışkırdı. Damlalar lavaboya, aynaya ve zevksiz bir kağıtla kaplı duvarlara sıçradı" 167, 168
-"Beverly hem ağlıyor, hem gülüyordu" 174
-""O... 1715 yılından beri burada o yaratık! Yirmi yedi yılda bir ortaya çıkıyor. Bir süre cinayetler işliyor..."..." 200
-"İnsan yazı yazdığı zaman daha iyi düşünür" 207
-"'Grup iradesi' diyebileceğim bir güçten yararlandık" 208
-"... kadının gözleri fiyord'lar kadar maviydi. Belki de ataları İskandinav ülkelerinden gelmişti" 226
-"Ama çocuk, öldürmenin verdiği zevki tatmıştı bir kere" 305
-"Çiklet çiğneyen bir kız sigara da içer. Sigara içen bir kız içki de içer. Ve içki içen bir kızın neler yapacağını da herkes bilir" 326
-"Ne kadar çabalarsam çabalayayım, babam yine de kaygılanırdı... Tom da benim için kaygılanıyordu. Biri benim için kaygı duyduğu sürece kendimi güvende hissediyordum" 338
-"Ama küçükler bir arada korkutucu bir sırrı keşfetmişlerdi. 'O'nun bile bilmediği bir sırrı. İnancın, iki yanı da keskin bir bıçak gibi olduğunu. Orta çağda yaşayan on bin köylü, vampirlerin gerçek olduğuna inanarak onları yaratmıştı. Belki bir vampir öldürmek için kalbine kazık çakılması gerektiğini bir tek kişi düşünmüştü. Herhalde bir çocuktu bu" 391
-"ALAADDİN-GELECEĞE YOLCULUK" 437
*

14.9.2017

10 Eylül 2017 Pazar

KAFKASYA'DA SAVAŞ VE BARIŞ

Rusya'nın Sorunlu Hududu

Vicken Cheterian, Türkçesi: Erol Kaplan, Birinci Baskı: Şubat 2017, Belge Yayınları, İstanbul

Emek ürünü bir çalışma.
İlgiyle okudum.
Çeçenistan ile yakından ilgilenmiş biri olduğum halde, Çeçenistan konusunda dahi, yeni şeyler öğrendim.
Yararlı buldum!
*
Kitaptan bazı notlar:
-"... askeri güce başvurdular... iktidar mücadelesi sırasında "iç" politik birliği sağlamak amacıyla "dış" savaşları kullanma isteği... rol oynadı" 49
-"Tarih... hareketlerin ve düşmanlıkların ideolojisi haline geldi... tarihçiler... daha incelikli bir tez geliştirdiler... politik eylemciler haline geldi" 51
-"Sovyetler... Pipes'ın... sözleriyle, "federal yapısının temellerine ulusal ilkeyi yerleştiren ilk modern devlet" oldu. Bolşeviklere göre Rus imparatorluğunun eski sömürge halklarının ulusal haklarının tanınması, sınıfsız gelecek toplumunda ulusal farklılıkların ortadan kaldırılabilmesi için atılması gereken ilk adımdı" 57, 58
-"Sovyet devleti projesi, sosyalist enternasyonalizm ile ulusalcılık... arasında belli bir gerilimi barındırıyordu... Rus olmayan etnik gruplara yönelik Sovyet politikaları genellikle pragmatikti ve politik olarak belirlenmişti, başka bir ifadeyle, çok sayıda çelişkiyi barındırıyordu... "Çok uluslu Sovyet devletinin niteliği, yöneticileri için bile oldukça muğlak kaldı."... Sovyetler... ilk ütopik projeden farklı bir şeye dönüştü... "Sovyetler Birliği, farklı ulusları bir potada eritmek yerine yeni ulusların kuluçka makinesi haline geldi."..." 58, 59
-"Etno-politik bir hiyerarşi oluşturmaya yönelik başlangıçta geçici olan politikalar kalıcı hale geldi... Etnik hiyerarşinin değişik düzeyleri vardı; Rus ulusu yeni Sovyet vatandaşlığının temeli olurken... ulus cumhuriyetleri... Birlik cumhuriyetleri... etnik azınlıklar... Etnik grupların bu hiyerarşisi kendisini en iyi biçimde... dağıtılan konumlarda gösteriyordu... Kafkasyalılar... Kızıl Ordu'nun üst kademelerinde nadiren temsil edildiğini görürüz" 60, 61
-"Sovyet... etno-bölgesel yapılar... yaratıldıktan sonra bu yapılara "ulus"un ayırıcı niteliklerini de giydirmek gerekiyordu: tarih, edebiyat, dil, alfabe ve kültür... tutarlılık... her zaman göz önünde bulundurulmadı" 62
-"Grousset, Urartu Krallığı'nı "Ermeni öncesi Ermenistan" olarak adlandırır" 65-Dipnot 19
-"Ermeni... yaklaşık M.S. 301 yılında Hıristiyanlığı benimsemeleri... Ermeni alfabesinin 5. yüzyılda Papaz Mesrob Mashdots tarafından yaratılması..." 66
-"Bazı tarihçiler, Anadolu'da kurulan Hitit Uygarlığı'nı ve Hazar Denizi'nin doğu kıyılarında yaşayan Kafkasya Arnavutları'nı "Türkleştirmişlerdi."..." 66
-"Sovyetler döneminde, "yerli" statüsü, Sovyet uluslar hiyerarşisi içinde politik statü ve meşruiyet kazanabilmek için oldukça önemliydi... Sonuç, tarihin, arkeolojinin ve dil biliminin politikleşmesi oldu./ Ermeni ve Azeri tarihçiler arasındaki mücadele, Kafkasya Arnavutları'nın kökenleri, doğası ve evrimine odaklandı. Ermenistan ve Gürcistan'ın doğu sınırlarıyla Hazar Denizi arasında... yaşamış bu halkla... ilgili pek az bilgi vardır. Ermenicede Aghvank, Acem ve Arap dillerinde Arran, Yunan ve Bizans kayıtlarında Albania olarak adlandırıldılar. Eski bir Kafkas halkının artık soyu tükenmiş durumda... tarihleri... politik amaçlara alet ediliyor" 66, 67
-"Ermeni kaynakları... Azerbaycanlıları 11. yüzyıldan itibaren Transkafkasya'ya göç eden Türk aşiretlerinin torunları olarak tanımlar" 68
-"Karabağ'ın (aynı zamanda Nahçivan'ın) Azerbaycan topraklarına dahil edilmesi Mustafa Kemal'in önderliğindeki ulusalcı Türkiye'yi memnun etmeyi amaçlayan Sovyet dış politikasının bir sonucuydu ve bu... yerel komünistlerin ilk kararının bizzat Stalin'in kişisel müdahalesiyle tersine çevrilmesi olarak açıklanır./ Sovyet Azerbaycanı tarihçileri, tarih yazımını Sovyet devletinin politik gereksinimlerine uyarlamak gibi zor bir görevle karşı karşıyaydı. Bizzat Azerbaycan fikri, Sovyetler Birliği kurulduğunda oldukça yeni bir fikirdi... Ayrıca II. Dünya Savaşı'nın sonunda, İran'a dönük Sovyet politikalarının basıncı altında Azerbaycan tarihi, Stalin'in arzularını meşrulaştıracak ve haklı kılacak bir rol de oynamalıydı... Azerbaycan'ın toprak birliğinde ısrarcı olmak..." 69, 70
-"Sovyet dogması, Sovyet yönetim sistemini haklı kılacak ve meşruiyet kazandıracak "ulusal tarihlere" ihtiyaç duyuyordu ve bu yönetim sisteminde birlik cumhuriyetleri, Rusya'nın kültürel ve uygarlaştırıcı önder rolüne açıkça sadık kalırken, etno-bölgesel varlıklarına meşruiyet kazandırmaları gerekiyordu" 70
-"Abhazya Krallığı, Tiflis ve Doğu Gürcistan'ın büyük bölümü Arap yönetim altındayken, batıda kuruldu. Abhazya'nın 19. ve 20. yüzyıldaki etnik bileşimi, Stalin dönemi politikaları ve özellikle Abhazya'da doğan bir Megrel olan Beriya'nın kişisel rolüyle... tartışma konularıdır" 80
-"1930'larda, diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi Gürcistan'da da tarihçilere resmi bir tarih hazırlamaları emredildi.../ çalışma... Javakhisshvili... tarafından hazırlandı... 1941'de yayınlandı... kabileden Gürcü ulusunun oluşumunda teolojik gelişmenin ve geçmişe doğru "genişlemeciliğin" bir anlatısıydı; "Hitit-İber" atalarına... sahip çıktı; Urartu Devleti bir Gürcü devleti olarak sunuldu... Gürcü temelinin Pontus Rum Krallığı'nda da bulunduğunu ileri sürdü ve ilk Gürcü yazısının varlığının Hıristiyanlık öncesi çağlara kadar uzandığını iddia etti.../.../ İlk kez Stalin ve Beriya döneminde geliştirilen tarihsel anlatılar, Gürcistan hakkında tarih yazılarında 20 yıl boyunca etkinliğini sürdürdü. Bir Gürcü tarihçi... Abhazya ve Abhaz, Gürcistan ve Gürcüler anlamında kullanıldı... Acar... Ahıska... 16. yüzyılda Osmanlı işgali altında zorunlu Müslümanlaştırma politikasının bir sonucudur, der" 80, 80-Dipnot 50, 81, 82
-"Kızıl Ordu'nun müdahalesiyle Gürcü ve Abhazlar arasındaki güçler dengesi değişti. 31 Mart 1921'de Abhazya bağımsız bir SSC olduğunu ilan etti ancak Sergo Ordzhonikidze'nin baskıları sonucu Gürcistan ve Abhazya "özel bir birlik antlaşmasıyla" birbirine bağlandı. Abhaz kaynaklarına göre Stalin'in Kafkaslar'daki sağ kolu Lavrenti Beriya'nın Sovyet yönetimi altındaki halklara çile çektirme ve bölgelerine Gürcü egemenliğini dayatan politikaların uygulanması gibi özel bir sorumluluğu vardı.../... Abhaz tarihçiler, Gürcistan'ın tarihiyle çelişen kendi tarihlerini yazdılar" 86, 87
-"Çeçenler de... Ruslar bu steplere ayak basmadan önce tartışmasız yerli halklardı.../.../... Ermeni ve Gürcü tarihçiler gibi Çeçen tarihçiler de köklerini Hurrilere ve Urartu Krallığı'na dayandırdılar.../.../... Rusya, Osmanlı ve Kaçarlar karşısında kazandığı zaferlerin ve sonrasında imzalanan barış antlaşmalarının bir sonucu olarak, Kafkas halkları üzerinde yasal yönetim hakkını elde ettiğini düşündü./... Çerkesler ve... Çeçenler... hakimiyetin Osmanlı'dan Rusya'ya geçmesine karşı çıktılar... Rusların Kafkasya'nın Hıristiyan halklarını özgürleştirme hedefi, bölgenin Hıristiyan olmayan halkları üzerinde etkili olamazdı. Ruslar geldiği zamanlarda, İslam, Kuzey Kafkasya... hızla yayılıyordu. Rus işgali ve İslamın işgalciler karşısında birleştirici bir ideoloji olarak rolü, İslamın Çerkesler arasında yayılmasını hızlandırdı; hatta Çeçenler ve İnguşlar arasında çok daha hızlı yayıldı./ Rus bakış açısından Çeçenler, hem halk kültüründe hem de Rus edebiyatında genellikle cani, hırsız, tehlikeli ve acımasız düşmanlar olarak tanımlandı. Puşkin, Lermontov ve Tolstoy... Çeçen savaşçıların gaddarlığından söz ettiler.../ Kafkasya'nın Dağ Halkları'yla ilgili resmi Sovyet tezi zamanla değişime uğradı. 1920'lerin antiemperyalist ruhuyla Bolşevikler dağlı yerleşimcilere geniş bir iç özerklik tanıdılar ve geçmişte sömürgecilik karşıtı bir mücadele verdiklerini kabul ettiler. Bu dönemde, Şamil ve naiblerinin portrelerinin yerini Lenin portreleri aldı ve dönemin Sovyet tarihçiliği, Çeçenistan ve Kuzey Kafkasya'daki direnişi Çarlık karşıtı bir ulusal kurtuluş hareketi olarak niteledi. Daha sonra zorunlu kolektifleştirme başladı. Kuzey Kafkasya bölgesi, kolektifleştirmenin tam olarak uygulandığı, kulakların bir sınıf olarak "tasfiye edildiği" ilk yerdir. Bu saldırgan politika, Kuzey Kafkasya'da yeni isyanları ateşledi; en şiddetli ve yaygını ise Çeçenistan'da yaşandı... Sovyet yorumuna göre bu isyanlar, "molla-milliyetçi ideolojilerin" önderlik ettiği karşı devrimci isyanlardı./... 1994'te... dağ halklarına ilişkin eski söylem yeniden hortlamıştı.../.../... Şeyh Mansur ve İmam Şamil'in savaşları İslam bayrağı altında yürütüldü ve yalnızca Rus işgalcilere karşı değil aynı zamanda şeriat (İslam hukuku) yerine adet'i (geleneksel hukuk) uygulayan Çeçenlere, İnguşlara, Dağıstanlılara ve diğer Kafkas halklarına karşı da savaşıldı./ Çeçenlere ya da Çeçen görüşüne yakınlık duyan Batılı yazarların daha sonraki yorumları, çatışmayı sömürgeci baskıdan kurtuluş mücadelesi olarak anlatır.../.../ İlk büyük isyana, Uşurma adında biri tarafından önderlik edilmiştir... daha sonra Mansur (Arapça anlamı muzaffer) adını almıştır... imansızlara karşı dinsel savaş ya da gaza çağrısı yapan ilk kişiydi... Sovyet döneminde İmam Şamil'in sömürgecilik karşıtı "ilerici" bir lider olarak resmedilmesine hoş görüyle yaklaşıldığı... Şeyh Mansur ise perestroika'nın son dönemine kadar ya sansürlendi ya da olumsuzlandı./.../ Ancak Şamil yalnızca Kuzey Kafkasya direniş tarihinin bir parçasıdır. Kazandığı bütün başarılar Doğu Kafkasya'daydı. Çerkeslerin Batı Kafkasya'daki direnişi, en az onun direnişi kadar önemlidir. Çünkü ilk direnişi başlatan onlar olduğu gibi (Benim ara notum: hani ilk direniş önderi Uşurma idi- ve, bence, direnişle ilgili buradaki anlatım bunun yanısıra başka yanlışları da içeriyor) direnişleri daha uzun sürdü ve özgürlüğünü savunmak için savaşanlar için çok daha yıkıcı oldu./.../... Bir başka tahlilin ileri sürdüğü gibi "19. yüzyıl Kafkasya Savaşları'nda Ruslara karşı savaşma kararları Kafkas ulusal gruplarınca değil, aksine aşiret federasyonlarca alındı." Ayrıca, Çeçenlerin İnguşlardan bir etnik grup olarak ayrılması, Rusya karşıtı mücadeleye katılma ya da katılmama kararının bir sonucudur. Kuzey Kafkasya bölgesinin halkları modern dönemde kendilerini tanımlarken derin değişimler geçirdi ve bunlardan en önemlisi ulusal kimliklerin oluşumuydu/" 87, 87-Dipnot 74, 88-92, 94-96
-"Tarihçilerin rolü, temsil ettikleri ulusların rolünün baskın olduğu ve komşu ulusların rolünün küçümsendiği bir tarih görüşü geliştirmekle sınırlı değildi. Sovyet politikalarının belirlediği çalışma ortamında politikleşmiş ve çelişen bir geçmiş görüşü hazırlamakla da sınırlı değildi... politik konumların ve taleplerin dile getirilmesinde de doğrudan rol oynadılar ve başlangıçta, bunlar Moskova'daki Sovyet liderliğine hitaben yapıldı... Politikleşmiş tarih çalışmaları... Sovyet geleneğiyle de uyumluydu... 1980'lerin sonunda birçok tarihçi tarihçiliğe ara verdi ve... politik mücadele alanına girdiler" 98
-"Sovyet basınında çıkan haberler, habercilikten çok politik makalelerdir, olayların uzağında ofislerde politik organlarca yazılır ve çelişkilerle doludur... gölge yazarlarca..." 122
-"Şubat 1988'in son üç gününde Sumgayıt'ta yaşanan kanlı olaylar, Karabağ çatışmasında da benzer bir rol oynadı" 117
-"Sumgayıt, Bakü'nun kuzeyinde, Hazar Denizi kıyısında yer alan bir sanayi kentidir... "28 Şubat'ta bir grup holigan Sumgayıt'ta karışıklık yarattı.."... Pravda ölü sayısının 31 olduğunu açıklar" 120, 121
-"Shelkov'un sözlerini aktarır: "Şiddet, Azerbaycan'ın her yerinden Sumgayıt'a gelen Azerilerin işiydi." Ordu, katliam başladıktan "üç beş gün" sonra Sumgayıt'a gelmiş görünüyor; oysa küçük bir güç, 50 kişilik suç şebekesinin birkaç gün boyunca her yeri yakıp yıkmasını engelleyebilirdi... Nolyain'e göre Sumgayıt'taki olaylar örgütlüydü ve devlet başkanının bilgisi dahilinde, merkezden izlendiği apaçık ortadaydı... "Bu durum, Moskova'nın iki gizli amacını gözler önüne seriyor: olayları lanetlerken Ermenileri sakinleştirmek ve Azerileri, KGB provokatörlerinin değil de 'etnik nefretin' harekete geçirdiğini sızdırmak." Bu tavrı da Rusya'nın sömürgelerine yönelik daha genel politikasına benzetir:/ Birçok muhabir ve sosyolog, anlaşıldığı kadarıyla, SSCB "öncesi çatışma tarihinde" Kafkasya halklarını birbirine karşı kışkırtmak için aynı yöntemin kullanıldığını bilmiyor. 18. ve 19. yüzyıllarda da çarlık, Kafkasyalılara boyun eğdirmek için aynı yöntemi kullanmıştı" 122, 123
-"Sumgayıt... Adil Baguirov... bu işi KGB'nin örgütlediğini ekler" 126
-"Manukyan, "Sumgayıt örgütlü bir işti... iki halk arasında nefret yoktu..." der" 128
-"Manucharyan da Sumgayıt'in örgütlü bir iş olduğunu söyler ancak onun tahlili... farklıdır... çatışma Sovyet gizli servisince, Gorbaçov'un siyasi projesine karşı "bir iş olarak" örgütlendi" 129
-"İsa Kamber'e göre Sumgayıt, Moskova'nın, hem Ermeniler hem de Azerbaycanlılar üzerinde baskısını sürdürebilmesi için tezgahlanmıştı... "... suç delillerini bulmak da mümkün değildir; bu servisler, günahlarını nasıl gizleyeceklerini bilirler."..." 130
-"Sovyet gizli servisleri bireyleri ve örgütleri bükmek, itibarsızlaştırmak ya da şantaj yapmak, hatta olayları provoke etmek için politik alana müdahale ederdi ve bunlar da "etkin tedbirler" ya da "özel görevler" olarak bilinirdi. Bu bildik yöntemler, bu dönemde de Sovyet liderliğinin emriyle KGB tarafından kullanıldı. Andrew Wilson, Sovyet liderliğinin faaliyetlerini KGB ajanlarının muhalif grupları yönlendirme, ajanların denetiminde sahte "muhalif" partiler yaratma ve dolayısıyla her bağımsız politik inisiyatifi zayıflatma ve politik eylem alanını daraltma girişimlerine göre inceler... KGB... Jirinovski'nin önderlik ettiği... parti oluşturdu" 130
-"... onlarca yıldır süren Sovyet otoriterliğinin, yozlaşmış sosyal ilişkilerin ve verimsiz ekonominin ardından Ermeni toplumundaki değişim isteğinin bir ifadesiydi" 144
-"Ermeni Ulusal Hareketi, Ermenistan politik kültüründe bir devrimdi... günümüz Ermeni düşüncelerini geleneksel Ermeni partilerinin saplantılı halinden kurtardı: Türkiye'den korkma ve bu nedenle Rus korumasına, Çarlık ya da Sovyetler Rusyası'na güvenme. Bu, Diyaspora Hınçakyan (sosyal demokrat) ve Ramgavar (liberal) partisinin çizgisiydi, Taşnaksutyan (milliyetçi) partisi ise hem Türkiye'ye düşman hem de SSCB'ne muhalifti... farklılık... Ermeni Ulusal Hareketi'nin Türkiye ile normal ilişkilerin kurulabilmesini mümkün görmesiydi. Bu, Ermenistan'ın Rusya'ya tarihsel bağımlılığından kurtulmasının tek yoluydu... Yeni ekol, Moskova'nın Kafkasya politikalarının asla "arkadaşlığa" ve benzer duygulara değil, aksine Reelpolitik'e dayandığını... göstermek amacıyla arşivleri incelemeye koyuldu" 146, 147
-"Muttalibov, siyasi olarak bölünmüş ve parçalanmış bir ülkeyi yönetiyordu. Azerbaycanlıların bu dönemde iki görüşü birbiriyle çelişiyordu... "iki büyük rakip politik tez", yani "muhalefetin Türkçü ideolojisi ile hükümetin Azerbaycancı ideolojisi" kolay kolay bir arada bulunamazdı... Türkçü ideoloji, 1992 ortalarında... bir yıl gibi kısa bir süreliğine iktidara geldi" 148, 149
-"366. Motorize Piyade Birliği... Aralık 1991'de Karabağ'dan çekilmeye başladı ve Şubat 1992'de geri çekilme tamamlandı. Ağır silahlar da dahil olmak üzere bütün silah gücünü geride bıraktı" 151
-"Şuşi'nin düşmesi hala bir tartışma konusudur. Azerbaycan'da birçok insan, Azerbaycan liderliğinin bu yenilmesi zor kenti "sattığını" düşünüyor... değişik askeri gruplar askeri hiyerarşiye itaat etmiyordu" 156
-"Muttalibov'un konumu, Moskova'daki Ağustos darbesinden beri sallantıdaydı... ilk saatlerde Muttalibov darbeyi destekleyen açıklamalarda bulunmuştu... Ağustos darbesi, Moskova ile Transkafkasya arasındaki jeopolitik dengeyi yeniden biçimlendirdi... Sovyetler Birliği'nin ölümüyle, Moskova artık Transkafkasya'da statükoyu korumaya gerek duymuyordu... Yeltsin... "demokratlar" olarak adlandırılan Ermeni liderliğiyle aynı politik akımdan geliyordu" 158, 159
-"Ermenilerin askeri zaferlerinin çoğu, Azerbaycan içindeki çatışmalarla aynı döneme denk düşer... Azerbaycan kimliğinin parçalanmış doğası... bölgesel aidiyetler üzerine kuruluydu, büyük imparatorluklarla birleşmiş ya da Bakü, Şirvan, Gence gibi büyük kentler çevresinde kurulmuş hanlıklara bölünmüş toprakların tarihinin gerçek bir yansımasıydı" 160
-"1993... Hüseyin'un Bakü'ye yürüyen askerleri... kimse onları durdurmaya kalkışmadı... isyan ordusu Bakü'nun 30 kilometre uzağındayken, Azerbaycan Komünist Partisi eski başkanı Haydar Aliyev, Nahçıvan'dan Bakü'ye geri döndü ve büyük bir ustalıkla iktidarı Elçibey'den devraldı" 163, 164
-"Aliyev... saldırı emri verdi... Saldırı, Azerbaycan ordusunun gençlerin ulusal orduya alınacağını ve yabancı askeri uzmanlar ve savaşçıları saflarına katacağını ilan etmesinden sonra mümkün olmuştu. Bu uzman ve savaşçılar oldukça değişik ve olağandışı taraflardan geldi: ABD'li eğitmenler, Türk ordusunun eski subayları, Afgan Mücahitler" 165
-"Amerika'nın Sovyetler sonrası dönemde Rusya'nın rolü üzerine görüşlerinin biçimlenmesinde büyük etkisi olan Goltz... Rusya'nın politikasının "Moskova'nın yörüngesinden ayrılmak isteyen devletleri" parçalamak olduğunu düşünüyordu" 171
-"Sovyetler Birliği dağılırken... Kafkasya'da hala askeri güçleri vardı... Bu üslerin çoğu yapayalnız bırakıldı... askerler... açlıkla yüz yüze bırakıldılar... Bu nedenle silahları sattılar, paralı askerlik yaptılar. Tüm bu olanların ardında bilinçli, yönlendirici bir "el" görmek yalnızca bir kuruntudur./... 1991... 1992... Rusya'nın Kafkasya konusunda belirgin bir politikası bile yoktu... Rus Ordusu, Baltık Donanması'na kadar silah ve cephane satıyordu ve bunlar daha sonra Kafkasya'daki savaş cephelerine gönderilecekti" 173, 174
-"Gürcistan... Stalin'in... doğduğu yerdi. Stalin, Sovyetler Birliği'nin biçimlenmesinde diğer bütün şahsiyetlerden daha etkili olmuştu. Gürcistan, Stalin ve bu geniş ülkeyi 1920'lerden 1950'lere kadar yöneten Lavrenti Beriya, Sergo Ordzhonikidze ve Abel Yenuzide gibi diğer birçok Sovyet liderinin Gürcü kökenli olmasının büyük yararını gördü... ayrıcalıklardan yararlandı... Stalin... Gürcü yazarlarca "bir devlet adamı ve askeri lider" olarak savunuldu.../.../ 1950'ler... Gürcistan... görece ekonomik özerklik, parelel bir "gri" ekonominin gelişmesine, devlet bürokrasisi, parti üyeleri ve hatta yerel KGB görevlileri arasında rüşvetin yaygınlaşmasına yol açtı... Nizharadze'ye göre "(...) altmışlarda, de-Stalinizasyon sonrasında, Komünizm, Gürcistan'da artık bir ölüydü... gri ekonomiye yönlendirdi."... bir karaborsa pazar oluştu... hayat tarzı... üstündü" 181-183
-"1977'de muhalifler şiddetle bastırıldı... Gamsakhurdia, Sovyet televizyonunda açıkça "hatalarını" itiraf etti: "Samimi olarak... işlediğim suçu kınıyorum..."... bunları anlatıyordu... hafif bir ceza aldı; komşu Dağıstan'da bir dağ köyüne sürgüne gönderildi... birçoğu onu asla affetmedi ve bir "korkak" olarak niteledi" 186, 187
-"1990.../... Chanturia açıklama yaptı:/ Zviad Gamsakhurdia ve onun başkanlığını yaptığı Helsinki Birliği (...) ulusal hareket içinde Truva atı rolü oynuyor... cumhuriyetteki bütün haber basınını kontrol ediyor" 195, 196
-"Gamsakhurdia'nın zor kişiliği, aşırı gergin politik atmosferi daha da gerdi... Kutsal Kase'nin gerçekte Gürcistan'da olduğunu bile ileri sürdü... otokrat bir yönetici gibi davrandı" 198
-"Gamsakhurdia... dillere destan tutarsızlığı..." 204
-"Gürcü-Abhaz çatışması... "kaçınılmaz" değildi... Abhazya'da "küçük ama muzaffer bir savaş" Ocak darbesiyle işbaşına gelen liderliğin konumunu güçlendirebilirdi. Abhazya en kolay hedef olarak seçilmiş görünüyor... Gürcistan liderliğinin sert açıklamaları... Tiflis'in kendi gücüne duyduğu aşırı güvenin bir yansımasıydı" 220
-"Savaş, Kafkasya Halk Federasyonu ve birkaç bin Kuzey Kafkasyalı gönüllüyü Abhazları desteklemeye sevk etti. Kafkasya Halk Federasyonu, Sohum'daki merkezini Gürcü işgalinin ardından Grozni'ye taşıdı ve oradan Kuzey Kafkasya kaynaklarını Abhazların mücadelesini desteklemek için harekete geçirdi" 222
-"Mayıs 1992'de Gürcistan, Sovyetler'in konvansiyonel silahlarının yeni bağımsız devletler arasında paylaşımına ilişkin Bağımsız Devletler Topluluğu Taşkent Antlaşması'na imza koydu. Bu antlaşmanın ardından Rus ordusu Gürcistan silahlı güçlerine Sovyet silahlarından payına düşeni teslim etmeye başladı" 235
-"Moskova, Abhazya çatışmasında oynadığı ikircikli rolle geçici bir başarı kazanmıştı. Gürcistan yenildi ve gururu incindi ve sonra da Rusya'dan yardım istedi. Siyasi olarak Şvardnadze sonunda Rusya'nın eski Sovyet cumhuriyetleri üzerinde yeniden egemenlik kurma aracı BDT'ye katılmaya razı oldu... Rusya... Gürcistan ordusunun... eğitimini de üstüne aldı" 238
-"2003 "Gül Devrimi", Gürcistan... umutlarını yeniden canlandırdı... Şaakaşvili... Şvardnadze ile işbirliğini sürdürmenin kariyerlerine zarar vereceğini anladıkları anda, 2001 sonlarında "Beyaz Kurt" rejimiyle bağlarını kopardılar... Şvardnadze... yolsuzluklarını gündeme taşıdı ve Gürcistan'ın bütün sorunlarının kaynağı olarak yarı-suç rejimini suçladılar; devrim... sorunlarını... çözeceği sözünü verdi" 242
-"2004 gibi erken bir tarihte Şaakaşvili... Gamsakhurdia'yı bağımsız Gürcistan'ın "ilk başkanı" olarak andı. Nisan 2007'de Gamsakhurdia'nın cesedinden kalanlar Grozni'den Gürcistan'a getirildi" 244
-"Kasım 1994 işgali... "İkinci Çeçenistan Savaşı"... Kafkasya'da yaşanan bu iki savaşla birlikte Rus politik sistemi, siyasi muhalefete ve basın özgürlüğüne yer olmayan yeni bir otoriter yapıya dönüştü... Sovyetler sonrasının açıkça en kanlı ve en uzun süren savaşı oldu" 247, 248
-"Vaynak, Çeçen ve İnguşların eski zamanlarda ortak adıdır. Ayrı Çeçen ve İnguş kimliklerinin oluşumu Rusların 19. yüzyılda Kuzey Kafkasya'yı işgaline dayanır. Vaynak azınlığı temsil eden bir yaşlılar grubu, Rusya yönetimini kabul etti ve daha sonra İnguş olarak tanınmaya başladılar. Vaynak çoğunluğu ise Rus yönetimini tanımadı ve Çeçen olarak bilindiler" 249-Dipnot 2
(Burada iki eksik var: 1. Nohçi-Ğalğay adları, ve, 2. Vaynahklar'ın üçüncü kolu olan Tuş-Batsoy, anlatımda yok. Ayrıca, bence, bir de yanlış var: Çeçen-İnguş ayırımının anlatılan şekilde oluştuğuna dair, benim bildiğim, hiçbir bilgi yok, tersine, Vaynahklar, çok daha öncesinden, üç kolu olan bir halk!)
-"Rus... ayrılıkçı bir çizgiye yönelmesi Sovyetler... nihai darbeyi indirdi. Rus liberal elitine göre Gorbaçov politikaları anarşi ve kaosa yol açıyordu... Birçok Rus, Orta Asya... sübvanse edilmesinden bıkmıştı... Rusya kendini kolonyal geçmişinden kurtarırsa, Rusya'da daha iyi sonuç verebileceği kanısındaydılar. Rusya içindeki bu güçlü akımlar, Rusya... Meclisi'nin Haziran 1990 gibi erken bir tarihte "bağımsızlık" lehinde bir bildirgeyi kabul etmesine yol açtı. Haziran 1991'de... Yeltsin'in seçilmesi, Rus "ayrılıkçı" akımlarını daha da güçlendirdi... Yeltsin SSCB'ye karşı Rusya'yı koyan iki devletli bir durum yarattı.../ Yeltsin, kendi politik amaçları uğruna Sovyetlerin merkezine karşı azınlıkların mücadelesini, Rus olmayan etnik grupları ve Birlik Cumhuriyetleri'ni kullandı. Mart 1991'de... RSFSC içindeki etnik yapıları "kullanabilecekleri kadar çok egemenlik almaya" teşvik eden bir açıklama yapmıştı" 250, 251
-"Kuzey Kafkasya'da yaşanan 19. yüzyılın çatışmaları ile 1990'lı yılların savaşları arasında büyük farklılıklar vardır. Çeçenler "Şamil'in seçkin ordusunu" kurmuş olsa da 19. yüzyılın "Kafkasya Savaşları"... birleştirici rol oynayan İslam bayrağı altında bir kabile ittifakının isyanıydı. (Benim notum: isyan doğru sözcük değil). Çeçenler... yalnız değillerdi.../... Dudayev'in önderliğindeki Çeçen isyanı (Benim notum: isyan doğru sözcük değil)... SSCB'nin yıkılmasının ardından başlayan milliyetçi hareketlenmenin bir parçasıydı. Çeçen ulusal hareketi... yalıtılmış olarak kaldı" 253
-"1996 başkanlık seçimleri... Çeçenler... Komünist Parti adayı Züganov'u destekleyebilirdi. Ancak direniş liderliği görüşmelere başlamaya karar verdi.../... Çeçen isyancılar (?) görüşme önerisini kabul ederek Yeltsin'in yeniden seçilmesini etkin biçimde desteklediler. Çeçen komutanı (Aslan Maşadov...) halkına yaptıkları nedeniyle, özellikle 1944'te bütün Çeçen ulusunun Orta Asya'ya sürgün edilmesi nedeniyle Komünistlere asla güvenemeyeceğini söyleyerek neden görüşmelere başlanması çağrısına olumlu yanıt verdiklerine açıklık getirdi" 256, 257
-"Yeltsin, Birlik Cumhuriyetleri'nin politik bağımsızlığını teşvik etti... bu... Rusya'nın eğer "normal" bir ulus olmak ve Batı dünyasıyla bütünleşmek istiyorsa, ağır Sovyet mirasından kurtulmak dışında bir seçeneğinin olmadığına dair gerçek bir kanıyı yansıtıyordu. Bununla birlikte Gorbaçov, Tataristan ve Çeçenistan gibi RSFSC içindeki özerk cumhuriyetlerin daha çok özerklik elde etmesini teşvik ederek Yeltsin'in başını ağrıtmayı denerken..." 258
-"Bir diğer örgütün adı İslami Yol'du ve eskiden içişleri bakanlığı güçlerinde subay olarak görev yapmış Beslan Gantemirov liderlik ediyordu. Bu örgüt paramiliter bir güçtü ve daha sonra kendisini "Ulusal Muhafızlar" olarak ilan edecek askeri birimlere dönüştü. Bu yeni siyasi örgütler, 25 Kasım 1990'da Çeçenistan'ın başkentinde toplanan Birinci Çeçen Ulusal Halk Kongresi'nde bir araya geldi. Kongreye bini aşkın delege katıldı... Dudayev, Türkiye ve Ürdün'deki Çeçen diyasporası da dahil olmak üzere yurtdışından kongreye davet edilen ve tartışmalara katılan misafirlerden biriydi... bir sonuç bildirgesi yayınlandı.../ İkinci Çeçen Ulusal Halk Kongresi, Temmuz 1991'de toplandı ve daha da radikalleştiği gözlemlendi. Kongre... kendini... yürütme komitesi olarak tanımladı ve amacını... "ayrılmak" olarak ilan etti. Kongrenin başkanı olarak da Dudayev seçildi" 259, 260
-"Hasbulatov, 14 Eylül'de Grozni'ye uçtu... Hasbulatov ile Dudayev arasında Çeçenistan'daki eski parti bürokrasisinden kurtulmak için uzlaşmaya varılmış gibiydi... Yeltsin liderliği... darbecilerin müttefiki... Zavgayev'den kurtulmak amacıyla Çeçen Ulusal Kongresi'ni destekledi... geçici bir Yüksek Sovyet oluşturuldu... Bir Rus analist Ruslan Hasbulatov'un... "Dudayev'i Çeçenistan'da kendi vekilliğine dayanak olması umuduyla iktidara getirmek için herkesten daha çok şey yaptı, ancak hesapları yanlıştı ve daha sonra 'Çeçen ulusuna ihanet eden bir hain' damgasını yedi."..." 262
-"Rusça motamot çevirisi "Kafkasya'yı yönet" demek olan Viladikavkaz, Kuzey Kafkasya'da 1784'te inşa edilen ilk Rus kalelerinden biridir" 266-Dipnot 42
-"İnguşların hareketlenmesine ivme kazandıran Rusya Yüksek Sovyeti'nin Nisan 1991'de kabul ettiği "Zulmedilen Halkların Rehabilitasyonu" yasasıydı... İnguşlar arasında umudun yeniden canlanmasına yol açtı. Hem Yeltsin hem Rutskoy... İnguşlara... söz vermişti" 268
-"Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti'nde İnguşlar azınlıktı ve Çeçen milliyetçiliği... zamanla İnguş azınlığı daha da marjinalleştirdiler... İnguş çıkarlarını göz ardı etti ve etnik ayrılıkçılığı körükledi... Haziran 1992... İnguşetya Cumhuriyeti'ni kurdu.../ 31 Ekim 1992'de silahlı İnguş gruplar, Oset-İnguş nüfusunun birlikte yaşadığı... Chermen köyüne saldırdıklarında çatışmalar başladı... 500'ü aşkın insan bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Kuzey Osetya'nın İnguş yerleşimcileri, yaşadıkları topraklardan kovuldu... Güney Osetya'nın silahlı güçleri... oldukça vahşi davrandılar... Rus yetkililer... taraflı bir duruş sergiledi" 269, 270
-"1992 sonlarında Rus liderliği artık ahlaki sorunlar için zaman harcamıyordu... "böl ve yönet" politikaları üzerine kafa patlatıyor, hatta açık askeri müdahaleyi kullanabileceği araçlar arasında sayıyordu" 271
-"Kafkasya Halklar Konfederasyonu.../... kurucu konferansı, Ağustos 1989'da Sohum'da yapıldı... İkinci konferans, Ekim 1990'da Nalçik'te yapıldı... kendisini 1918 Dağ Cumhuriyeti'nin meşru halefi ilan etti... "devlet" kurma amacındaydı.../... iki kurum oluşturdu: İlki... başkanlığını daha sonraki süreçte Çeçen devriminde önemli rol oynayacak Çeçen militan Yusuf Soslanbekov'un üstlendiği "Kafkasya Parlamentosu"ydu. Diğeri ise... silahlı... "savunma komitesi" idi.../.../ Moskova... gücü ve yönelimindeki radikalleşme nedeniyle endişeye kapıldı. Şanibov... Eylül 1992'de tutuklandı... gösterilere Nalçik'te 30.000'den fazla katılım oldu... Çatışmalarda 40 kişi hayatını kaybetti... 28 Eylül'de Rus yetkililer Şanibov'un "kaçtığını" açıkladı. Şanibov, Nalçik'e geldi... durum sakinleşti./... Aralık 1994'de... gerileme sürecine girmişti... Çeçen direnişine katkı sağlayamadı... farklı açıklamalar vardır... Üçüncüsü, birçok Kuzey Kafkasya halkı Çeçenlerden korkuyordu ve bölgede Rus yönetiminin yerini Çeçenlerin alması fikrine sıcak bakmıyordu... 1994'de siyasi gerçeklik değişmişti... Konfederasyon'un kendisi bile kullanılmış bir güçtü. Çeçenistan'daki savaş, romantik Kafkasya birliği idealinin sona erdiğinin ilanıydı" 271-275
-"1992 ortalarında Grachev, Çeçen liderliğiyle görüşerek bir uzlaşmaya vardı; Çeçenistan'daki askeri ekipman ve silahlar yarı yarıya bölüşülecekti... Grachev, daha sonra Rus askeri mühimmatını Çeçen "düşmanına" sattığı yönünde ağır eleştirilere maruz kaldı. Belki de o koşullarda... askeri mühimmatı Çeçen topraklarında bırakmaktan başka çareleri yoktu" 277
-"Dudayev, dış politikada da hamleler yaptı ancak... bir yararı olmadı... Arap ve İslam ülkelerine sayısız ziyarette bulundu... yalnızca 1994 başlarında Ankara'da yarı-resmi bir temsilcilik açmayı başarabildi. (Benim notum: Ankara'da temsilcilik açılmadı, bu açıklama yanlış). Bu ziyaretler Çeçen dış politikasına pek bir şey kazandırmadı... Her dış gezisinden ve yabancı bir gazeteciyle her görüşmesinden sonra Dudayev, artan psikolojik dengesizliğini göz önüne seren tavırlar sergiledi.../ İç siyasi durum, bilinmeyen bir grubun Grozni'deki televizyon binasına saldırı düzenlediği Nisan 1992 gibi erken bir tarihte gerilimin işaretlerini vermeye başlamıştı bile. Siyasi durum, parlamentoya egemen olan ve devlet başkanının istifasını isteyen muhalefet ile devlet yönetimi arasında iyiden iyiye kutuplaştığı 1993 başlarında daha da kötüleşti. Nisan 1993'te Çeçen başkentine gelen ziyaretçiler ayrı ayrı yapılan iki gösteri görebilirdi... Her biri 5-10 bin insan topluyordu. Dudayev halihazırda en yakın işbirlikçilerini en şiddetli düşmanlarına dönüştürmüş durumdaydı... Nisan 1993'te parlamentoyu feshetti ve kabineyi görevden aldı, ardından da başkanlık sistemine geçildiğini açıkladı. Muhalefetin üstün olduğu parlamento... bunun bir darbe olduğunu açıkladı. 19 Nisan'da Çeçenistan Anayasa Mahkemesi... başkanlık statüsünün anayasaya aykırı olduğuna hükmetti./ Parlamento toplantılarına devam etti ve Dudayev'i yargılamak için süreç başlattı. Muhalefet, haziran başında bir referandum yapmayı planladı... referandumdan bir gün önce Dudayev'e bağlı silahlı gruplar muhalefetin ofislerine saldırdı... Çatışmalarda Çeçenistan başkanının yeğeni Şamil Dudayev... de dahil olmak üzere 50 civarında insan hayatını kaybetti. Çeçen devriminin kahramanı ile yoldaşları arasında artık... kan davası ve intikam da işin içine girmişti... bu "mini iç savaşın" ardından Dudayev... üç bölge üzerinde denetimi yitirdi... Nadterechny, Gudermes ve Urus-Martan bölgeleri Dudayev'e karşı olduklarını açıkladılar ve değişik muhalif silahlı gruplar tarafından kontrol ediliyorlardı. Gerçekten de 1993 ortalarında Dudayev'in Grozni dışında herhangi bir yerde otoritesi yoktu" 277-279
-"1994 baharında Yeltsin... Dudayev'le görüşmeye hazır görünüyordu... Bir diğer arabulucu Kalmikya Devlet Başkanı Kirsan İlyumzhinov'du: "28 Nisan 1994'te Dudayev'le bağlantı kurmamı isteyen Yeltsin'le buluştum. Yeltsin kan dökülmemesini istiyordu (...) Ancak nihayetinde her şey çöpe gitti. Anladım ki, Yeltsin'in çevresi askeri çözüme çoktan karar vermişti bile." 27 Mayıs 1994'te Dudayev'in konvoyuna düzenlenen bombalı araç saldırısı da iki lider arasında doğrudan görüşme girişimlerini kesintiye uğrattı... İçişleri Bakanı Magomed Eldiyev, onun yardımcısı ve şoförü hayatını kaybetti. Çeçen yetkililer saldırıdan Rus gizli servisini sorumlu tuttu... bir Rus televizyon kanalıyla söyleşisinde Dudayev, Yeltsin'e kişisel saldırılarda bulundu... "ayyaş" diyerek aşağıladı" 283, 284
-"1993'te... Jirinovski... oyların %22,9'unu aldı... bir uyarıydı. Batılı analizciler "halkın yatıştırılamayan öfkesi, kamu düzeninin bozulması ve son olarak da diktatörlük" konusunda kaygılarını gizlemediler. Rusya yönetimi, 1996 seçimleri öncesinde Yeltsin'in imajını güçlendirmek için bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyordu. (Benim notum: O şey Çeçenistan'a silahlı saldırı mı oldu?) 1994 yazında önemli devlet kademelerindeki görevlilerin değişimiyle, sertlik yanlıları, Yeltsin'in çevresinde karar verme mekanizmalarına hakim oldular./ Bu dönemde bölgede de jeopolitik değişimler yaşandı. Çeçenistan'daki kriz Rusya'nın konumuna zarar verecek gibi göründü. Batı petrol endüstrilerinin Hazar hidrokarbon yataklarına artan ilgisi, Kafkasya bölgesine jeopolitik önem kazandırdı. Eylül 1994'te... Azerbaycan... "yüzyılın anlaşması" imzalandı... Rusya... karşı çıktı... Batı ile Rusya arasında Hazar bölgesi için yaşanan rekabetin, Rus liderliğinin Çeçenistan sorununda hızla çözüme ulaşma kararında etkili olmuş olabileceği kanısı uyandırmaktadır./ Moskova... Çeçen muhalefetini silahlandırarak ve destekleyerek Dudayev yönetimini yıkmayı denedi... O günlerde Çeçenistan'ın 14 bölgesinden 7'si muhalefetin kontrolü altındaydı.../ Dudayev'e muhalif Çeçenlerin bir araya gelerek 1993'te kurdukları "Geçici Çeçenistan Konseyi" etkili ama çok heterojen bir gruptu.../ Muhalefet... Moskova'dan bekledikleri destek konusunda da derin bir ikilem içindeydiler... topyekun bir Rus askeri müdahalesine karşı çıktılar.../.../ Muhalefet kalın çizgilerle birbirinden ayrılmıştı ve özerk bir politik güce ilişkin hiçbir projeleri yoktu.../... Dudayev de Hasbulatov... hain olarak tanımlayarak "Çeçen yurttaşlığından" çıkardı.../ Hükümet birlikleri Labazanov'un komuta ettiği silahlı gruplara saldırdı... Argun'dan çekilmek zorunda bıraktı... Labazanov... Hasbulatov'un bulunduğu Tolstoy Yurt'a sığındı. Ancak Dudayev yanlısı güçler köye de saldırdı... birçok Çeçen doğal olarak Geçiçi Konsey'i cumhuriyetteki eski Sovyet bürokrasisinin çıkarlarını temsil eden Moskova'nın bir aparatı olarak değerlendirdi. Dışarıdan (yani Moskova'dan) Dudayev'e yapılan baskı Çeçenlerin saflaşmasını, dolayısıyla Dudayev hükümetine desteğin artmasına yol açtı... Çeçen askeri kaynakları Rus askerlerinin... 24 nükleer savaş başlığı bıraktığı söylentisini yaydı./ Moskova... doğrudan askeri müdahalede bulunmayı seçti. Aslında 1994'te Rus liderliği... yalnızca bölgede hakimiyetini yeniden tesis etmenin peşindeydi... 26 Kasım 1994'te "muhalefet" birlikleri Grozni'ye girdi... yenilerek geri çekildiler... yenilgi Yeltsin yönetimi için çok ağırdı... sonucu topyekun işgaldi./... 6 Aralık'ta General Grachev ve Dudayev, İnguşetya'da buluştu... Rus tutsaklar serbest bırakılsa da, diğer sorunların çözümünde herhangi bir ilerleme kaydedilemedi" 285-290
-"Rus ordusu askeri müdahale konusunda gönülsüzdü. Çünkü onlara emri veren politikacıların hiçbir sorumluluk üstlenmediğinin farkındaydılar" 292
-"Savaşa karşı çıkan... eski başbakan ve en büyük parlamento grubu Rusya'nın Seçimi'nin lideri Yegor Gaydar... Çeçenistan'ın işgalini "bir suç" olarak tanımladı" 293
-"Askeri hatalar o kadar büyük... sonuçlar öyle yıkıcıydı ki... egzotik açıklamalar bulma arayışına düştüler... Lebed'e göre yasadışı silah ticareti Çeçenistan savaşının nedeniydi...:/ Burlakov... 1600 tank çaldı ve bunları Riga'da sattı... Savcı bunu araştırıyordu. Merhum gazeteci Kholodov gerçeğe yaklaşmıştı. (...) Bu nedenle, askeri çatışma gerekiyordu. Rusça'da bir söz vardır -savaş her şeyi siler" 296
-"23 Şubat'ta Grozni kuşatma altına alındı... 400.000 insanın yaşadığı kent, II. Dünya Savaşı sonrasındakine benzer enkaz yığınlarına dönmüştü" 297
-"Aralık 1995... Komünist Parti oyların %22'sini alırken... 1996 başkanlık seçimlerinde aday olacak Yeltsin'in oy oranı... düşüktü... Çeçenistan'da süren savaş... Komünist Parti'nin olası zaferinde rol oynayacak en önemli faktördü. Bu bağlamda Yeltsin yeni bir "barış planı" başlatmaya girişti.../ 31 Mart 1996'da... üç aşamalı bir barış planının varlığından söz etti" 304
-"Yandarbiev'in... sert söylemi, onu Mayıs 1996'da Çeçenistan'daki AGİT gücünün lideri İsveçli diplomat Tim Guldimann aracılığıyla Kremlin'in yaptığı daveti kabul etmekten alıkoymadı... 27 Mayıs'ta, Yeltsin ateşkes görüşmeleri için Yandarbiev'i sarayında kabul etti. O gün Çernomirdin ile Yandarbiev arasında, Rusların Çeçenistan'a atadığı başkan Zavgayev'in huzurunda bir anlaşma imzalandı... Yeltsin Eylül 1996'ya kadar... Rus birliklerinin Çeçenistan'dan çekilmesini emretti. Bu onun en büyük seçim vaadiydi" 305
-"Rus birliklerinin... çekilmesi 1996'nın sonunda tamamlandı... Hemen sonrasında Çeçenistan unutulmaya çalışıldı. Hiç kimse hayatını kaybeden binlerce insan ve savaşın yol açtığı yıkım konusunda bir tek söz etmedi. Lebed artık işlevini yitirmişti... kovuldu... generaller de vakit kaybetmeden intikam planları yapmaya giriştiler.../... Dudayev'in ayaktakımı ordusu..." 308
-"1994... Siyasi gündem, Yeltsin yönetiminin zaten bozulan imajını daha da bozacaktı. Bir Çeçen araştırmacı, Çeçenistan'daki savaşın Sovyet mülklerinin Rusya'daki bir avuç oligark arasında dağıtıldığı döneme rast geldiğinin altını çizer. Bu değerlendirme ... 1993-1996'da... kısa bir sürede... ekonominin özelleştirilmesi sırasındaki suiistimali yansıtıyor" 310
-"Çeçenistan bir askeri demokrasi toplumuydu... Çeçenistan'da feodal bir sistem asla söz konusu olmamıştır... diğer askeri demokrasilerden farklı olarak Çeçenlerin bir başkomutanlık kurumu vardı. Barış zamanında o komutanın hiçbir suretle bir gücü, yetkisi yoktu... ulus yüzlerce rakip aşirete bölünebilirdi./ Bunun bir sonucu olarak Çeçenler, katı bir hiyerarşik askeri komuta sistemine gerek duymadan savaşı sürdürebildiler... Maşadov... planlamayı yaptı... ancak Çeçen gençlerini... savaş alanına gitmeleri için asla zorlamadı... Bu "askeri demokrasi"... başarılı olduğunu etkileyici biçimde kanıtlamış olsa da Çeçenlerin 1996-1999 arasındaki ateşkes döneminde kurumlarını inşa etmelerini de engellemiştir. Merkezi bir askeri komuta kademesi olmadan... Maşadov... devlet kurumlarını inşa edemedi... devlet inşası... deneyimleri yoktu" 314, 315
-"Rusya Federasyonu'nun yıkılacağı korkusu, Çeçenistan'da savaşın patlak vermesinde ciddi rol oynadı. Birçok analist, Rus liderliğinin "küçük bir muzaffer savaş" yapma isteğini öne çıkarsa da yıkılma korkusu... göz ardı edildi... Rusya... daha da zayıflama tehlikesi 1994'de geniş ölçüde azalmıştı... yıkılma korkusu... doğrudan bir nedeni değildi ancak Rus karar mercilerinin zihinlerinin gerisinde bu korku yatıyordu./... Rusya'nın parçalanacağı tehlikesi başka politik amaçlar için kullanıldı. "... Çeçen ayrılıkçılığı, ülke için Yeltsin ve Putin'in resmettiği kadar tehlike arz etmiyordu." 1994'te Çeçenistan savaşı, seçimler öncesinde Kremlin'in liderinin elini güçlendirmek ve Hazar Denizi kaynaklarını ele geçirme yarışında Rusya'nın jeopolitik konumunu pekiştirmek için başlatılmıştı (aynı şey 1999 savaşı için de söylenebilir)... Rusya'nın 1994'teki stratejisinin (yine aynısı 1999 için de söylenebilir) Kuzey Kafkasya'daki sorunlara çözüm bulmaktan çok Moskova'daki politik sorunlara (Yeltsin'in 1996'da yeniden seçilmesi ve 1999'da iktidarın Yeltsin'den Putin'e geçişi) bir çözüm bulma girişi olduğu açıktır. Çeçen savaşının politik hedefleri Kafkasya'da değil, Moskova'da aranmalıdır./... algılanan tehlike ile... araçlar arasındaki orantısızlık... kent merkezlerinin harabeye çevrilmesi... sivillerin katledilmesi... çatışmanın bir devletin iç sorunlarını çözmek için başvurduğu polis operasyonundan çok 19. yüzyılda Kuzey Kafkasya'da Rusların yaptığı... gibi geçmişin sömürgeci savaşlarına benzediğini göstermektedir" 315-317
-"... düşünce-provoke edici çalışmalardan biri, Yeltsin'in kabinesinde milliyetler bakanı olarak hizmet etmiş bir antropolog olan Valery Tishkov'un çalışmasıdır... kimi "Batılı" yazarları Çeçen... taraf tutmakla eleştirmektedir.../... Bir varlık olarak "Çeçen halkı" gibi terimlerin kullanılmasına da karşı çıkar... sürekli vurgulanan, Ruslar ile Çeçenler arasında büyük farklılıkların gerçek olmadığında ısrar eder... Sovyetlerin son dönemlerinde, modern kent kültürünü benimsediğini ve Rus halkının geri kalanıyla benzerliklerinin altını çizmek için de Çeçenlerin büyük bölümünün ateist olduğunu söyler.../... ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı fikrine eleştirel yaklaşır... olumsuz, saldırgan ve yıkıcı bir söylemdir" 318, 319
-"Günümüzde uluslararası sistem, ulusların kendi kaderini tayin hakkıyla çatışan ya da çoğu durumda güçlü devletlerin toprak bütünlüğü ilkesi nedeniyle, statükoyu koruyan muhafazakar bir güçtür... Sovyet yetkilileri, Birlik'ten yasal bir ayrılma hakkı tanıyarak parçalanma sürecini yavaşlatmayı denediler: 3 Nisan 1990'da onaylanan ayrılma hakkı yasası... Ayrılma kararı için cumhuriyet çapında yapılacak referandumda oyların üçte ikisinin alınmasını zorunlu kılıyor... Baltık cumhuriyetleri bu yasaya hemen karşı çıktılar" 329
-"Teorik olarak Moskova'nın... Çeçenistan'ın bağımsızlığını kabul etmesinin imkansız olduğunu söylemenin bir anlamı yoktur. Dudayev'in politikalarına karşı... Çeçen politik güçlerinin güç kazanma olasılığı da göz ardı edilemez. Ancak Moskova ne Çeçenistan'a zaman tanıdı ne de seçme hakkı. Moskova, Çeçenistan'a kendi hakimiyetini dayatmak istedi" 336
-"Silahlı Çeçen gruplar, cumhuriyetin Çeçen olmayan yerleşimcilerini sık sık taciz ettiler... etnik İnguş yerleşimcilerin büyük çoğunluğu da dahil olmak üzere "Rusça konuşan" 200 bini aşkın insanın Çeçenistan'dan göç etmesine yol açtılar" 352
-"Kenneth Waltz'a göre bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olan devletler savaş başlatmaya eğilimlidir: "Savaşlar... devletin içerde birliğini pekiştirir."... iç sorunlar yaşayan devletler, birliği dış askeri maceralarla sağlamaya eğilimlidirler ve bu süreçte ulusal kimliği biçimlendirdiği gibi ulusal sınırları da çizer" 352, 353
-"1990'larda Batı Kafkasya'daki çatışmalardan uzak durmak istiyordu... Kafkasya'da istikrarın sağlanması işini Rusya'ya bırakmıştı" 373
-"4 Ekim 2001'de Çeçen savaşçılar ve Gürcü gerillalardan oluşan bir güç Kodori boğazını geçerek Abhazya'nın başkenti Sohum'a ilerlemeye çalıştı. Tarihin garip bir cilvesi olsa gerek ki saldırıya Çeçen savaşçı Ruslan Gelayev komuta ediyordu. Gelayev, 1992-1993 Abhazya savaşında bir dönüm noktası olan 1992 Gagra savaşında Abhazya için savaşan Çeçen Müfrezesi'nde çarpışmıştı -Kafkasya savaşlarında değişik ittifakların başka bir örneğidir bu. Gelayev, ikinci Çeçen savaşında Rus birliklerine direndikten sonra yaklaşık 7.000 etnik Çeçen'in evi haline gelen kuzey Gürcistan'ın Pankisi vadisine göç etmişti. Güçlerini orada yeniden örgütlediği söylendi. Gelayev'in komuta ettiği birkaç yüz Çeçen savaşçının Tiftis'in emir ve desteğiyle savaşa katıldığı kesindir. Aksi takdirde, Pankisi vadisinden Gürcistan topraklarını geçerek Abhazya'ya gidemezlerdi... amaçların ne olduğu hala muğlak olmasına rağmen... Gelayev'in güçleri de geri çekilmek zorunda kaldı" 377
-"1991 Çeçenistan devrimi sırasında devrimin gerçek amaçları noktasında bir belirsizlik vardı. Çeçenistan bağımsızlığı... Kafkasya federasyonu... mıydı? Bu belirsizlik Cahar Dudayev'de onun çelişkili açıklama ve beyanlarında somutlaşır. İki ideoloji gündeme geldiğinde Çeçenlerin seçimi açıkça kendi kaderini tayini hedefleyen seküler ulusalcı çizgide olmuştu. 12 Mart 1992'de kabul edilen ilk Çeçenistan Anayasası... dine sınırlı bir yer ayırır ve "Dinsel birlikler devletten ayrıdır" der. Çeçen milliyetçiliği idealist Kafkasya'yı birleştirme çizgisiyle bağlantılı olsa da bu taliydi. Kafkasya'yı birleştirme hedefi Dudayev ve diğer Çeçen liderlerce nüfuzlarını bütün Kuzey Kafkasya'da güçlendirme aracı olarak görüldü. Örneklersek, Çeçen ulusal hareketi 1991 yılında İnguşların duyarlılıklarını tümüyle göz ardı etmiş (Benim notum: acaba?) ve onları Çeçen Ulusal Halk Kongresi'ne davet etmemişti... 1990 başlarında söz konusu olan Çeçen milliyetçiliğinin esinlediği hayallerdi, Kafkas birliğinin korunması ve genişletilmesi değildi" 379, 380
(Acaba?)
-"Savaş Çeçen politik mücadelesini de değişime uğrattı: Kafkas dayanışması hayali suya düştükten sonra ulusal kendi kaderini tayin talebinden vaz geçtiler... Rus ordusunun çekilmesi modern Çeçen tarihinde görülmemiş bir zaferdi.../ Ancak Çeçenlerin Ruslara karşı uzun bir direniş geleneği olsa da modern tarihte devletleşme konusunda hiçbir deneyimleri yoktu. Çeçen toplumu esas olarak kabilelerin bir birliğinden ibaretti. Bu durum... Khozh med Nukhaev'in "temel bir sorun olarak merkezi bir devlet modeli yerine klan politikalarını benimsemeleri Çeçenlerin acizliğidir" saptamasını yapmaya sevk eder. Ancak, Nukhaev... modern devletin reddini savunur. Bu bölünmeler... Maşadov hükümetinin Çeçenistan'ı iki savaş arası... istikrarlı kılamamasının ana nedenleridir./... Maşadov... farklı bir yol izledi... 1997 Ağustosunda... Tiflis'i ziyaret etmesidir. Bu ziyarette... Çeçenlerin Abhazya savaşına katılmasını... "kara bir leke" olarak tanımlamıştır.../ Başlangıçta, İslam Sovyetlerin son döneminde patlak veren çeçen politik hareketinde hiçbir önemli rol oynamamıştı... seküler bir ulusal hareketti. Elbette ki, bu İslama kamuoyu ilgisinin olmadığı anlamına gelmiyordu... İslam Çeçen ulusal kimliğinin bir parçasıydı... temas kurmak zorunda kalacağı Ortadoğunun cihatçı İslamından farklıydı. Politik İslamın ilk unsurları 1995'ten itibaren (Benim notum: 1996 olmasın? Bu konuda, asıl belirleyici nokta, Dudayev'in ölümü değil mi?) esas olarak Arap ülkelerinden gönüllü savaşçıların gelmesiyle görülmeye başlandı ve bu... radikalleşme sürecine denk geldi. Cihatçıların en ünlüsü Ameer Hattab olarak bilinen Suudi Arabistan doğumlu bir militandı.../... gerçek adının Samir Saleh Abdullah al-Suwailem olduğu söylenir. Ünlü bir "Afgan Arabı'dır... 1969'da... Arar'da doğar... 1998'de Afganistan'a gider... 1995 yılında... Çeçenistan'a bir keşif ziyareti yapmaya karar verir ve 12 gönüllüsüyle... Dağıstan dağlarını geçerek (Benim notum: Dağıstan'da yerleşip orada üs edindikten sonra, değil mi?) Çeçenistan'a ulaşır. Görünüşte bu "Afgan gazisi" Çeçenler üzerinde büyük bir etki bırakır. Orada yabancı gönüllülerin komutanı olur ve Şamil Basayev'le oldukça yakın olurlar. Hattab Çeçen tarihinde derin izler bırakacaktır... ikinci Çeçenistan savaşının çıkmasında büyük rol oynayacaktır./... Çeçen seçmenlerin Aslan Maşadov'u seçmesi Çeçen halkının istikrar tercihini, devrimci ruhun sonunu ve Sovyet döneminden niras kalan idari yapılara dayalı bir devlet inşa etme projesini yansıtır. Maşadov liderliğinin işlevsel devlet kurumları yaratmada ve temel hizmetleri karşılamadaki başarısızlığı kitleleri Çeçen ulusal bağımsızlığı konusunda hüsrana uğrattı. Maşadov en başarısız olduğu nokta Çeçenistan'ı sürekli bir savaş devleti halinde tutan eski alan komutanlarını silahlandıramamasıdır. Militanlar halk desteğini yitirse de Çeçenistan başarısız devletlerin en kötü örneklerinden biri oldu. Eski savaşçılar militan Selefi cihatçılığı gibi daha radikal fikirlere kaydılar. Bu küçük ama güçlü grup öyle etkili oldu ki 1999 başlarında Maşadov şeriat hukukunu kabul etmek zorunda kaldı. Çeçen savaşçıların... sınır boyunda süren saldırıları Kremlin'in Çeçenistan'a yönelik 1999'da ikinci bir operasyonu başlatmasının yeterli gerekçesini sunacaktı./ 1991 Çeçen devrimi... devlet kurumlarını... yıkmıştı. 1994-96 savaşı sosyal dokuyu ve Çeçen toplumunun saygı gösterdiği son kurum olan kabile yaşlıları meclisini de yıktı... Rus işgalcilerle masaya oturan yaşlılar meşruluklarını ve saygınlıklarını yitirmişlerdi... yüzyıllardır süre gelen geleneksel Çeçen kabilelerinin yasaları, adat artık paramparça olmuştu. Bu durum Çeçen toplumunu... geleneksel arabulucu, yargıç ve ahlaki zeminden yoksun bıraktı. Bunun sonucunda kaçınılmaz olarak şiddet ve anarşi arttı. Örneğin, bütün Kafkasya'da bir ziyaretçi korunacağını sanırken Çeçen haydutlar yabancıları... rehin aldı. Bu karlı bir sektördü.../ Direniş döneminde silaha sarılan gençler... yönetimin üst düzey koltuklarına yerleştiler. Bunun bir sonucu olarak Dudayev rejimini ayakta tutan ve Rus saldırısına direnmeyi sağlayan idari hizmetler eski savaşçıların yönetiminde sona erdi./ Maşadov, klasik yunan trajedilerindeki karakterlere benziyordu. Çeçen devletini kurmayı denedi ama başaramadı... silahsızlandırmadaki başarısızlığı... normalleşememesinin başlıca nedenidir... Çeçen lider bir röportajda... ülkesinde düzeni sağlama çabalarını yoğunlaştıramamasının tek nedeninin Ruslar ve amaçlarından duyduğu kaygı olduğunu belirtir... bir iç savaşa yol açmasından korkuyordu. Ancak... Aushev gibileri, Maşadov'u "kararsızlığı" nedeniyle eleştirdiler./... 1997-99 sürecinde Çeçenistan devlet başkanı dört suikast girişinin hedefi olmuştu... Şevardnadze'ye yönelik suikast girişimi... Raduyev hakkında cezai soruşturma başlatıldı... O dönemin Başbakan yardımcısı Şamil Basayev "Cumhuriyetçi Çeçen Direniş Hareketi Kongresi"nin (Benim notum: tam olarak İslami bir kongre değil miydi?) toplanmasına ön ayak oldu ve 21 Şubat 1998'de Raduyev'in kaderine karar verilmesi amacıyla yaklaşık 10 bin savaşçıyı Grozni futbol sahasında bir araya getirdi... kalabalık Raduyev'i yargılamak yerine... bir kahraman gibi karşıladı... Çeçenistan hükümeti... eski alan komutanlarından oluşuyordu... Arsanov... Basayev... Udugov ve benzerleri. Bu şahsiyetler hükümet makamlarını işgal ederken her fırsatta da Çeçenistan Devlet Başkanı'na komplo kurmaktan geri durmadılar./... Çeçenistan'da boru hatlarından petrolün yasadışı çalınması ve 20 yy'da dünyanın başka bir yerinde görülmesi mümkün olmayan bir ölçekte rehin alma endüstrisinin gelişimiydi./ Çeçenistan'ın meşru devlet kurumlarını kuramamasının son nedeni, her türlü radikal güç için, Vedeno bölgesinde büyük bir eğitim kampına sahip Hattab'ın cihadistlerinden... mafyavari... Nadir Khachilev'e kadar, bir sığınak haline gelmesiydi. NewYork'taki İkiz Kuleler'e... saldıran uçakları kaçırmakla suçlanan 19 kişiden 6'sı bilgilere göre Çeçenistan'da savaşmak amacıyla evleri terk etmiş Suudi Arabistan vatandaşlarıydı. Bu radikal güçler yerel savaş ağalarıyla ittifaklar yaptılar ve ideolojileri, para ve bağlantıları çekirdek Çeçen savaşçıları daha da radikalleştirdi. Ayrıca, Çeçen savaşçılar başka çatışma bölgeleri de buldular, ya Afganistan... ideolojik... ya da... Gelayev'in... Sohum... 2001... saldırı... paralı asker olarak... Arutyunov'un sözleriyle radikal İslam yeni kuşağın geniş kesimleri için... "gerçekten mevcut bağımsızlık"tan hiçbir beklentisi yoktu. Yalnızca doğa üstü kurumlara ihtiyaçları vardı ve İslamiyetin radikal bir mezhebi olan Vahhabizm tam da bu ihtiyacı karşılayabilirdi. Diğer bir ifadeyle Selefi cihadizm Çeçenistan'da Çeçenistan devletleşmesinin başarısızlığından ve sorunlardan kaçmanın bir yoluydu./.../ Geleneksel Sufiliği ve yeni Wahhabi İslamı destekleyen Şamil Basayev gibi alan komutanlığına düşmanlığı Çeçenistan eski müftüsü Ahmet Kadirov'un Rus otoritelerle işbirliğine sevk etti. Kadirov Çeçenistan'ın ikinci büyük kenti Gudermes'e hakim oldu ve 1999'da Rus askerlerine karşı direnmediler./ Rus yetkililerinin 1999 yılında Çeçenistan'da son askeri müdahaleyi başlatmaları için iki bahaneleri vardı. İlki, Basayev ve Hattab'ın komutasındaki çeçen militanların orta Dağıstanı işgal etmeleri... Çeçen güçler Rus ayısını neden kışkırttılar?/ Çeçenistan'da İslamın yalnızca yüzeysel bir varlığı söz konusuydu. İslam Çeçenistan'a görece geç bir tarihte 16. yüzyıl civarında girmiş ve başlangıçta pek bir etkinliği olmamıştı. Çeçenler, 18. ve 19. yüzyıllarda Ruslara karşı mücadeleye önderlik eden İslamın Sufi kardeşlik formunu benimsemişti. Gerçekte, İslam Kuzey Kafkasya'da, Rus İmparatorluğuna karşı savaşan ve Kuzey Kafkasya'nın değişik etnik gruplarını ve aşiretlerini bir bayrak altında birleştiren bir ideoloji olarak hizmet ettiği sürece yayıldı. Çeçenlerle yakın akraba olan İnguşların 19. yüzyılda yalnızca yarısı Müslümandı, diğer yarısı ise Hıristiyan ya da animistti. Aynısı Çeçenler ve Abhazlar için de geçerlidir... Tek istisna Dağıstan'dır... Bu "dağlar ülkesi" İslamla doğrudan Arap işgalleri sonucunda temas kurmuştu. 9. yüzyıla kadar İslam Dağıstan'da yayıldı, tarihi kent Derbend İslami eğitimin bir merkezi haline gelmişti. Bu nedenle, Çeçenistan'daki İslami emirlik hareketi yüzünü Dağıstan'a dönmek zorundaydı./ Dağıstan'ın çeçen savaşçılar ve müttefikleri cihadistler tarafından işgali ideolojik tercihlerin (Çeçen milliyetçiliğinin yerini İslamcı radikalizmin alması) bir birleşimi ve Çeçen devletleşmesinin başarısızlığından doğan bir ileri sıçramaydı. Eğer Çeçen savaşçılar Dağıstan'ı "özgürleştirme" görevini üstlenmemiş olsalardı bizzat Çeçenistan'da geniş ölçekli bir iç savaş patlak vermeden uzun süre ayakta kalamazlardı"381-387, 387-Dipnot 47, 388, 389
-"Ocak ayında Ruslan Gelayev ve yaklaşık 1000 savaşçısı Grozni'deki mevzilerini terk ettiler... basayev... sağ bacağını (Benim notum: bacağını değil, ayağını)  kaybetti" 390
-"Belki de birinci ve ikinci Çeçenistan savaşları arasındaki en büyük fark hem Rusya hem de Çeçenistan'daki kamuoyunun fikirlerinin değişimiydi.../... İkinci savaş başladığında Rus elektronik ve basılı medyası Kremlin'in denetimi altına alındı... rehine alma... nedeniyle yabancı gazeteciler Çeçenistan'dan uzak durdu... insanlar yalnızca Kremlin'in onayından geçmiş bilgi ve haberlere ulaşabilirdi./ Çeçen arasında Rus yanlısı bir milis gücü oluşturmak için Yeltsin... hapishanede olan... Gantemirov'u affetti... bir milis gücü oluşturdu... ancak Rus tarafı onlara pek güvenmedi... Rus yetkililer denetleyemeyecekleri Gantemirov'u uzaklaştırdılar ve 2001Temmuzunda yerel yönetimin başına Ahmet Kadirov'u atadılar. Kadirov 1995-99 yılları arasında Çeçenistan müftüsü olarak görev yapmıştı... direnişe katılmıştı. Geleneksel Sufiliğin bir taraftarı olarak Kadirov, Maşadov'la ve Çeçen geleneklerine aykırı olarak giderek daha çok Selefi İslamı benimseyen daha radikal komutanlarla bağlarını koparttı" 391
-"İki Grozni çarpışması kent savaşlarının askeri incelenmesinde bir klasik haline geldi. Grozni II. Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en önemli kent savaşıydı" 393
-"Ancak birinci ve ikinci Çeçenistan savaşları arasında gerçekten değişen tek şey Çeçen savaşçıların eskiden sahip olduğu desteğin azalmasıydı. Hatta belki daha da önemlisi, Çeçen direnişinin savaşacağı bir politik projesi yoktu. Muğlak... cihadist çağrılar radikal gençliğin yalnızca küçük bir kesimini harekete geçirebildi. Halkın çoğunluğu ise uzak durdu ve hatta Basayev gibileri yeni felaketlerin yaşanmasının sorumlusu olarak suçladılar. Maşadov... görüşmelere hazır olduğunu sayısız kez yineledi... Çeçen balığı suyun dışında kalmıştı" 394
-"... bölgeye Washington'un ilgisi arttı... medyanın... "Yeni Büyük Oyun" olarak tanımladığı uluslararası rekabete yol açtı" 398
-"Bu yeni stratejik rekabette Batı, Kafkasya'yı küresel jeopolitik öneme sahip bir bölge gibi gördü. Özellikle ABD... Kafkasya'ya daha büyük bir rol biçmişti. Güney Kafkasya yeni boru hatlarının Hazar'a ulaşabileceği bir bölgeydi" 399
-"Sayısız ABD yetkilisi Hazar'ın Amerika'nın "ulusal güvenliğinin" bir parçası olduğunu ve enerji kaynaklarının çeşitlenmesinin Batı'nın istikrarsız Ortadoğu'ya bağımlılığını azaltacağını açıkladı" 401
-"Bugün, enerji uzmanlarının büyük bölümü Hazar bölgesinin Basra Körfezi'yle yarışamayacağı noktasında hem fikirler. Ancak önemli bir oyuncu olarak sahneye çıktı" 403
-"... ilk soru bu petrol ve doğal gazın sevk edileceği rotaları kimin denetleyeceği idi. En basit, en hızlı ve en ucuz rota... Bakü'den... Novorossiysk... Bu rota Rusya'nın en iyi seçimiydi ve "kuzey hattı" olarak adlandırıldı. Önerilen ikinci bir rota... Hazar yataklarını Basra Körfezi'ne bağlamaktı... İran'dan geçecekti... maliyetinin düşüklüğü... Bu rota "güney hattı" olarak adlandırıldı. Üçüncü bir öneri... Bakü... Karadeniz... Ceyhan... Bu rota da "batı hattı" olarak adlandırıldı" 403, 404
-"Güç-iktidar oyununun sonraki aşaması çok daha sert geçecekti... 1994 sözleşmesinin ardından Washington tümüyle Hazar oyununa dahil olmuştu. 1994'e kadar ABD... Kafkasya'nın "küçük savaşlarını" idare etmekle Moskova'nın yükümlü olduğunu düşünmüştü... 1992'de ABD Kongresi yeni bağımsız olmuş cumhuriyetlere yardım etmek amacıyla Özgürlüğü Destekleme Yasası'nı kabul etmişti" 405
-"Azerbaycan Uluslararası İşletim Şirketi... (AIOC)... ikna oldu. 2 Ekim 1995'te "... Washington'la örtülü yeni ittifakıyla güç kazanan Aliyev bir hafta sonra yeni rotayı onayladı." Çok daha işlevsel olmasına gerek duyulan mevcut Bakü-Batum boru hattı günlük 115 bin varil kapasiteye sahipti.../... 1998... boru hattı rotası üzerinde tercihlerini açıklamak üzere Ankara'da toplandılar: Gürcistan üzerinden geçerek Bakü'den Ceyhan'a ulaşan boru hattı rotası... 2005'te tamamlandı.../... AB'nin Nabucco... desteklemesi... Rusya 2007 yılında Nabucco'ya rakip "Güney akım".../ 2008... Rusya... Nabucco projesinin bir adım önüne geçti" 407-409
-"Bakü petrol politikasıyla her şeyi değiştirmeyi hedefliyordu. Aliyev, Azerbaycan yanlısı politikalar izlemeleri için petrol anlaşmalarını Amerika, İngiltere, Fransa, Türkiye ve İran şirketleri arasında pay etmişti. Azerbaycan petro-dolarları Beyaz Saray'da amacına ulaşmak için... üst düzey lobicilere harcadı./... bazı başarılar elde etti... Ancak... bir sınırı vardı" 410
-"Ermeni kamuoyuna göre Karabağ sorunu Stalin'in ürünü tarihsel bir adaletsizliğin sonucuydu... savaşı kazanmıştı... Karabağ sorunu "çözülmüştü." Ancak komşu halk için hiç de öyle olmadığını unutuyorlardı" 411
-"Gürcistan zaten eğitim ve ekipman biçiminde Amerikan yardımı da alıyordu. 11 Eylül olaylarının ardından 2002'de Kuzey Gürcistan'ın Pankisi Boğazı'na kamp kurmuş Çeçen ve Arap cihatçıları yok etmek amacıyla Amerika 64 milyon dolar bütçeli "eğitim ve ekipman" programı başlatmıştı ve Amerika'nın Gürcistan'a 2007'deki askeri yardımı 34 milyon dolardı. ABD-Gürcistan işbirliğinin bir sonucu olarak 16.000 Gürcistan askeri yıllarca Amerika'da eğitim gördü" 415
-"Ancak... petrol... rekabeti de keskinleştirdi, böylece Kafkasya'daki çatışmalar da "donduruldu."... Batı'nın petrol çıkarlarının ateşkes anlaşmalarıyla çizilmiş egemenlik paylaşımları üzerinde ciddi etkileri olacak" 426
*

10.9.2017-Ankara