7 Ocak 2019 Pazartesi

BİR DÜĞÜN GECESİ

Adalet Ağaoğlu, 3. Basım: Mayıs 1980, Remzi Kitabevi, İstanbul

SEDAT SİMAVİ VAKFI EDEBİYAT ÖDÜLÜ
MADARALI ROMAN ÖDÜLÜ


Kitabı, üzerine yazdığım nota göre, Haziran 1980'de almışım.
Okuduğumda çok beğenmiştim.
Ama, ilginçtir, Tezel'in sözleri olan şu ilk cümlesi, "İntihar etmeyeceksek içelim bari!", dışında, konusunu dahi unutmuştum!
*
Yakınlarda, Ölmeye Yatmak'ı okuyunca, ve, sevince, merak ettim, tekrar okumak istedim.
Tekrar sevdim!
*
Ölmeye Yatmak'ın devamı.
Ölmeye Yatmak, ölmeye yatılan bir sabahtan, bir andan, geriye gitmelerle anlatılan, Cumhuriyet'in ilk elli yılının bir açıdan, belgesel gibi, bir hikayesiydi.
Bir Düğün Gecesi ise, bir akşamdan, bir düğün gecesinden, geriye gidişlerle anlatılan, Cumhuriyet'in daha çok altmışlı-yetmişli yıllarının, daha çok kurgusal, bir hikayesi.
Kahramanlar-tipler aynı!
Biri diğerinin devamı!
*
Bence, kurgu güzel, tipler güzel!
Anlatım da güzel, ve, kendine özgü!
Abartmalar bile güzel!
*
Temeli eleştiri!
Yoksa, tespit, mi demeli?
Toptan, topluma ilişkin.
Onlarca kişiyi gördüğümüz kitapta, eleştirilmeyen, neredeyse, Ali Usta ile kitapta hiç görünmeyen genç yeğeni Metin'den, ve, yine kitapta görünmeyen bir Engin'den, başka, kimse yok!
Eleştiri, herkese!
Sola!
Aydına!
İnsana!
Yönetime!
Askere!
Topluma!
İşadamına!
*
Eleştiri çok çok gerekli bir iş değil midir?
*
Anlatımın bazı yerlerinde, biraz sadelik olsa, bazı yerlerde, daha az abartma olsa, denebilir, ama, yine de, genelde, çok çok, beğendim, sevdim.
*
Toplumsal, sosyolojik... boyutu, baskın, değil mi?
*
Bence:
-Ölmeye Yatmak, Cumhuriyet'in ilk elli yılının genel bir resmi resmi ve başarısızlığının belgesi,
-Bir Düğün Gecesi, ise, bu Cumhuriyet'in, en verimli olabileceği gençlik çağında geldiği bir yerin, 12 Mart sonrasındaki, 1972 yılındaki bir anın, bir başka, ve, ibretlik, bir resmi!
*
Cumhuriyet doğal mecrasında ilerliyor!
Eşyanın tabiatı gereği, olması gereken oluyor!
Ya, bugün: o Cumhuriyet'in iyice olgunlaştığı bu zamanda, durum nasıl? Ağaoğlu bu dönemini nasıl yazardı acaba, Cumhuriyet'in?
Cumhuriyet, normal bir şekilde, tam da, gelebileceği yere, gelmiş, değil mi?
Bazı değişikliklerle.
Dönemine göre.
İhtiyaca göre.
*
Kitaptan bazı notlar:
-"Çarkına okunmuş bir profesörüm demek?" 8
-"Dün tarhana kararken bugün ansızın pokere oturuvermiş eller gibi" 9
-"Hala her şeyi kendisi yönetiyor sanıyor. Yakınlaşmaların da, uzaklaşmaların da gününü, saatini ötekilerin ayarlayıp kararlaştırdıklarını bir türlü göremiyor" 11
-"O isterse olmaz. Ben istersem, kimse emekli albayımızın kendisi için bir şey istediğini anlamaz" 15
-"Konfeksiyon çağı. Ben de bu çağa uygun hazır sözler bulup söylüyorum işte. Tezel, hazır giyimin bu denli ayağa düşmüşünü sevmez.../... aydın olmak adına sırt çevirdiğimiz, görmezden geldiğimiz bütün ucuzluklara rastladım. Onların arasında kendime de" 19
-"Üstünde en çok ne yanı seçeceğini bilememenin yorgunluğu var. Onu evlatları arasında bir seçme yapma durumunda kim bıraktı, bir bilebilse!" 21
-"İyi bir resim nasıl anlatılır? Hem kendini siliş bu resimlerde, hem tepeden tırnağa kendisi oluş nasıl boyanır?" 22
-"Ablasıyla aralarında çok uzak, yakınlığı özenle bastırılmış uzak, soğuk bir konuşma geçti" 23
-"Deftere geçirilerek anımsanan şeylerden bir hayır gelirmiş gibi" 24
-"Ne dünden sorumlu, ne yarına borçlu olduklarını ilan etmiş kişilerin küçük koalisyonu çözüldü" 26
-"... bulup o enayiyi, kendi vermek istemedikleri hizmete ve yardıma koşarlar. Hemen bir yolunu bulurlar yükü üstlerinden aşırtmanın" 28, 29
-"Sanat ve kültür kolonimiz öyle istediği için estetik konusunda uzmanım ya, konuş artık" 30
-"Çünkü bunamadan ölmeye kararlıyım"31, 32
-"Hele İlhan'ın, kapısında kullar besleyen, seni öperken bile o öpücüğü alacak defterine kaydeden halleri! İmparatoriçesine bayılıyorum ama. Bir gün aklıma esse de, yirmi-yirmi beş yılda New Yok'tan daha New York olmuş bir Amasya çizeyim desem, Müjgan'ı çizerdim. Tabii bir adım önünde de Başkentimizi; İlhanı" 32
-"Artık cezaevlerinde tek kişiyi görmeye gitmedim işte. Kimse için ah, vah etmez oldum. Kendime hiç bir görev vermiyorum... İşte her şey nasıl yarım yırtıksa, devrimcilerimiz de nasıl geri kalmışsa... benim anarşizmim de öyle yarım yırtık, öyle geri kalmış.../.../... Onca kıçını yırt, sonuç... Bunu düşünüyor olarak bile... Hiçlik piç oluyor. Puşt Ruslar! Onlar da adam kandırdılar. Onların düşünürleri de, yazarları da, sanki her bir şeyi ve her bir kişiyi tek tek yaşamışlarmış, YAŞAMIŞLARMIŞ gibi ya şu, ya bu deyip çıktılar... Ne o, ne bu. Bu inançsızlığın, o bunalımın ve yorgunluğun, bezginliğin sonu bilmem nereye varırmış... Niye varmadı peki?" 33, 34
-"... geri kalmış devrimcilerimizin en ilerisi kadar gelişmiş.../... Kendini suçlayıp suçlayıp bağrına kurşun sıkan üç beş aptal Rustan biri olup çıkarsın.../... Bencilim ben!... İnsan yüceymiş, insan direnirmiş, insan yönetirmiş... Gördük. Para yönetir, silah yönetir... Sen orda saf saf insanlığı yönetiyorum güzellikle, barışla, sevgiyle derken, başkaları üstüne bir fiske şeltoks sıkıyorlar, işin tamam!... bu işi beceren de Papa, pardon para!.." 35
-"... yarım yırtık iki arkadaşları varsa, onlarla da küsüşmüş olarak..." 42
-"Eski dangalaklarıma bu gece sıkı sık yakalanıyorum nedense... Bir zaman önceydi o. Yani, neyle karşılaşırsam karşılaşayım... herkes işi gücü bıraktı da yalnız benim iyiliğimi düşünüyor sanırdım. Niye...? Sen öyle düşünüyorsun diye... İyi ya işte, artık böyle düşünmezsin. Ellerini yüzünü umut mu, iyimserlik mi ne diyorlar, işte onlardan bir güzel yıkar arıtırsın... Benim asıl ümidim ümitsizliğimdir! Mutluluksa mutsuzluğun bilincinde olmaktır!" 43
-"Yirmi beşlerinde... sınırdışı edilmiş, yersiz yurtsuz bir vatandaş -ne vatandaşı canım-, sınırdışı edilmiş bir HİÇ olarak duydum kendimi" 53
-"Herkes işi gücü bırakmış, başkalarına neyi nasıl yapacağını öğretme peşinde" 57
-"Kendisini ansızın bin misli nasıl önemsiyorsa beni de ansızın bin misli küçümseyen yüzünü gördüm... İneklikti, başka hiç. Faşizme karşı Oktay'la yan yana, el ele dayanışma tablosu sunmaya kalkmak. Hem nasıl içtenlikle!.. O dayanışma bizim aramızda gerçekten olabilseydi... Her birimiz bir hava tutturmuşuz, onu çalıyoruz... Kimileri dışarda ağlar... kimileri içerde, burnu kaf dağında; onlar için... ordan burdan borç alıp, iane toplayıp azlığından da utana sıkıla paralar verenlere bir afra, bir tafra: Biz içerdeyiz, siz niye dışardasınız? Salt bu nedenle hala kendi kendilerini ihbar edip yanlarına gidenler var" 61
-"... iki kasketli çiziktirmişsindir. Ellerinde birer yaba. Yabalara iyice özenmişsindir ama. Adamlar yaba görmeyeli kim bilir kaç yüzyıl var. Bir yüzyıl var. O İsveçlilerden biri evinin duvarına, elinde yaba, iki kasketli astı mı, doğayla birlik müzeden çıkarılmış en ilkel üretim aracına el koymuş gibi duyar kendini. Sen onlara o eski kilimini okutsaydın daha iyi ederdin" 63
-Gerçekte hiç bir bağım yok o kentle... Son yıllar oraya her gidişimde aile bağımın bir ilmi kopa kopa, her dönüşümde ardımda bir iki yok bıraka bıraka o kentten boşaldım.../.../ Yanlarına her gidişimde bir şey eksilmiş oldu. Her dönüşümde dönüş hüznü biraz daha yok oldu. Eski küçük kırgınlıklar bile silineceğine azmanlaştı. Ömer ve Aysel dışında hepsiyle. Ama artık Aysel de yok.../ Bütün bağları koparıyorsun. Bütün zorunlu aile bağlarını yok ediyorsun" 69, 70
-"İnsanın kendisine yalan söylemesinden daha rahat ve kolay ne var acaba?" 74
-"Yanlış insanlıktır" 77
-"... payımıza düşen... külüstür apartmanın iki dairesini işte, Aysel'le ben, -ee mirasa karşıyız ya-, yeni Anayasa özgürlüğünden başımız dönmüş olarak subaylara yüzme havuzu, kıyı konutu falan yapılsın diye şanlı ordumuza bağışlamıştık, çoktan!/ Böylece Thames'e bakıyorum işte.../ Gelir gelmez bana verilen numaraya telefon ettim. Soğuk, kuşkulu bir sesti benimle konuşan. O donuk sese karşı kendiminkinin neden öylesi coşkulu olduğuna şaştım ve buna kızdım... Bir kadındı, evet. "Burda bir İngilizle mi evliymiş ne? BBC'ye bizi tanıtıcı programlar da mı yapıyormuş ne?" Herkes de neler biliyor. Ben dünyadan habersizim canım. Koca alıp bırakmaktan, içmekten, zalimlerden nefret etmekten ve resimlerimi güzel yapmaya çalışmaktan sağı solu görecek halim mi oldu?" 81
-"Yoklaya yoklaya yaklaşmak herkese... Adımları hesaplı atmak... Açık olmamak. Her gün biraz daha kapanmak. Her gün biraz daha köstebekleşmek, tilkileşmek, böcekleşmek.../.../... Bizim içimiz müze be! Her gün biraz daha karanlıklaşan, kuytulaşan birer müze!.." 83
-"Bu karıyı buraya Jön Türkler miras bıraktı... Biz de Mısırlı bilmem ne paşanın torunları... Ben böyle yüz buruşturmalara, kuşku duyulmalara, öğüt dinlemelere gelemem. Aklım karıştı mı, kendime bile küserim ben... "Bir Jön Türk'ün en yoz kalıntısı yüzünden dünyam başıma yıkıldı be!" de diyemem.../.../ Öyle ya, arada bunlar olmasa kimse bir derdini postayla doğrudan bir örgüte gönderemez... Onun için bu yozun da yozu Jön Türk artıkları hep arada olacaklar.../.../ Sen de, biliyorum, sevgiyi tam zamanında istersin. Ne daha erken, ne daha geç. Sen benden daha hepçi ya da hiçisin... bilirsin ki, hep diye bir şey zaten yok. O zaman nasıl oluyor da Hep'in peşindesin... Sürekli olarak? O bütün sevginin, o bütün insanın peşindesin ha? Beni inançsızlığımdan kuşkuya düşüren sensin... Beni sevme! Göz ucuyla, için titreyerek bakıp durma bana! "Yakamdan kop!" Sana olan sevgim de... duyduğum hayranlık da bana yük. Sırtıma koca bir yük sevgim" 86-88
-"Önünü hep açık buldun. Gerçek bir acıyı bile hiç yaşamadın, bu nedenle de kendin dahil kimseye güvenmedin" 89
-"Ömer'in cetvele vurulmuş akılcılığı..." 93
-"Gizlediğimi bilmekten kaçtığımı" 103
-"Özgürlük gibi haklılık da görece bir şeydir" 104
-"Dayanmak da, direnmek de çocukların işi" 105
-"Nasıl İlhan'ın her an herkesin, Tümgeneralin bile bir kusur işlemekte olduğu kuşkusu taşıyan bakışları karşısında... söyleyebilecek?/.../... Takılırdı... Aysel, sen... Remzi'ye varsaydın ya?... milletvekili bile oldu... Köklü ailedir, diyor ya annem?... Müteşebbis adamdır, diyor İlhan da. Sen bu Remzi'ye varsaydın, bak biz o zaman ne rahat solculuk yapardık./... Aysel de gülmeye çalışırdı ya, biraz zorlama. İçin için, genç kızlığında kendi başına yaptığı küçük ihtilallerine Tezel'in hazır konmasına içerleyerek" 106, 107
-"Bilim fazla, yaşama eksik olunca ya yaşama küskünleşir insan, ya bilim içinde hödükleşir" 108
-"Sen devgençten bile ürkmemiş insansın. Benim gibi zararsız bir anarşistten, bütün eylemi içki kadehlerini dinamit gibi içine boşaltan birinden çekinmene akıl erdiremiyorum doğrusu.../.../... Demek açıksözlülüğüme duyduğu saygı bir tuzak. Faşistlerin sosyalist parti kurdurup da üyelerini bir kepçede toplamayı amaçladıkları türden bir tuzak!/.../ "Apaçık olmak suçtur. Apaçık olmanın cezasız kalmayacağı bir yerdeyiz henüz..."/.../... Kendinden gayrı kimseye verecek hesabı bulunmayan bir Aysel vardı karşımda... yanlışa da hazır.../ Yüreğini oyup önüne koymuş. Beynini çıkarıp eline almış" 109, 110
-"Ama yaşamasını bildikleriyle özümsemiş, öğrenebildiğini insanlığa yedirmiş... biriydi Engin" 112
-"Kimse polis değil. Çünkü herkes polis. Herkes polis olunca kimse polis olamaz artık" 114
-"Şimdi gericilerin sırıtık bakışlarıyla dışarıda artakalmış bir kaç ilericinin kuşkulu, uzak bakışları arasında, geçmişi yalnız kendi gözünde bir değer taşıyan züğürt baronlar gibi derslerime gülünç bir kasılmayla girip çıkmaktayım" 116
-"Geçer bu günler. Böyle sürmez. Bu düğün biter... Geçer bu günler" 117
-"Bu Pierre Loti bir tiyatro oyuncusu. Bunlar bir punduna getirip anaları yerinde reklam patroniçeleriyle evlenirler. Ondan sonra televizyonu aç, karşında bunlar. Radyoyu aç, bunların sesi" 124
-"27 Mayısçılara bile yaranamadı.../.../ Sözde 22 Şubattan post kapacaktı. İyi kaptın. Emekliye ayırıp iyice defettiler işte seni... Neyse, bu sefer bari Allah biraz yüzümüze güldü. Oyak işi kurulmasaydı, Hayrettin Paşa onu oraya, iyice bir yerleştirmeseydi..." 134, 135
-"Hüzün gözleri irileştirir... Sevinçse kısar, küçültürmüş" 137
-"Neyi bilemedim? Hepsini gül gibi büyüttüm, memlekette adları anılır kimseler oldular da nasıl bir arada tutamadım üçünü de?" 147
-"... kim nereye ne kağıt parçaları saklamıştır dense aklıma hep Aysel düşer. Altmışına gelse yine çocuğum değil mi... başını belalara sokuyor sanırım... Öz abisi bile ona vatan hainidir diye bakıyor. Bu beni yıkıyor işte" 150
-"Sanki Ömer, karısını sorarım diye uğramıyor yanıma. Aralarında bir şey var. Şunca yıl sonra? Ne oluyorlar bilmiyorum ki, ne oluyoruz?" 151
-"Beni üzdüğünü... bile düşünmedi Aysel artık! Kendini kaybetti: Aynı karından çıktık diye senin çıkarcı suratını görmek zorunda mıyım? Fırsatçı sen de!.. En yakınlarına bile insanca tek yaklaşımın olmadı. Bir bunu öğrenmişsin. En yakınlarına bile boyun eğdirmeyi. Eğmediler mi edepsizleşiyorsun. Herkese her bir biçimde küfredebilirim sanıyorsun. Buraya seninle sarmaş dolaş olmaya gelmediğimi biliyorsun ya, ondan deliriyorsun. Yaptıklarını üstelik bir de onaylamalıyız ki için rahat olsun değil mi? Onaylamıyorum işte!" 154
-"Ben anayım. Tek isteğim, çocuklarım el ele, kol kola, düşman bellemeden birbirlerini, bahtiyar olsunlar. Bunlarınsa, tam üç yıla yakındır, görüştükleri bile yok" 155
-"İnanç güzelleştirir" 162
-"Her şeyi elde etmeye alışmış insanlar, her şeyi olan insanlar bakarsın devrim de bizim olsun, devrimciler de bizim olsun derler. Kız bunu açık seçik bilemez... Yıldız paraya pula doymuş bir kız. Bunda eksik olan tek şey var. Çevresinde bulunmayan, elini uzatınca onun olamayacak bir şey. Günümüzün parlak delikanlısı artık iki tür, Tuncer. Zabit üniformalarının modasını yeniden yaratmak istiyorlar, lakin o moda da güne göre biçim değiştirdi. Şimdi yoksul kızlar için altı arabalı, altın çakmaklı delikanlılar gözde ve genellikle altı arabalı, altın çakmaklı kızlar için yoksul, devrimci gençler" 191
-"... yeterince pişkinleşememiş daha. Kendi kendisinin savcısı olmaktan bütünüyle kurtulamamış" 198
-"... o büyük sürünün, o aşağılık sürünün bir üyesi olmadığını göstermek, o aşağılık sürüden öç almak için cinayet işleyen Raskolnikov anarşizminden daha büyük bir anarşi değilse ne?.../.../... Tezel'in... Rus biçimi bluzunun iki karış üstünden ona bakıyorum" 208, 209
(Raskolnikov!)
-"Baş kişi bu işte. Bu gece... güç taşra yıllarını geride bırakıp burada muradına ermiş mutlu zaman parçası" 223
-"... benim milletim savaş sırasında bunlardan da kötü şeyler yemeğe alışıktı.../ Ben Amerikalı savaş arkadaşlarımı... her zaman çok sevmiş ve saymışımdır... kendilerini kıskanmak aklımın köşesinden geçmemiştir... onların hakkıdır... bizim gibi fakir memleketlere yardım ellerini uzatmış, büyük düşmanlarımız komünistlere karşı bizleri korumak için her şeylerini seferber etmiş bu insanlara ne yapsalar layık, ne yeseler haktır.../.../ Şimdi aramızda iyi bir formül bulduk... yiyeceklerin en yenilebilir gibi olanlarını... Tommy yiyor. Kalanları... ben yiyorum" 234, 235
-"Tokyo. Toplantıların turistik programı.../.../ Boşlukları başıboş doldurmaya çabalama. Tezel'in hiç bir şeye bir anlam vermeye çalışmaksızın o büyük boşlukları alkolle doldurabilmesi" 244
-"... size bir kasa iyi cins viski göndereyim.../.../... nereden bulacağını merak ettim... Oyak'ın bütün ziyafetleri, kokteylleri falan kendisi tarafından organize ediliyormuş da.../.../... Balkan Savaşı'nda Bulgarlar'ın esir aldıkları Türk askerlerine ot yedirdiklerini nasıl unutursunuz ha?.../... Onun bu gece, yeğenlerinden birinin düğününde, son demlerinin tadını ne olursa olsun çıkarmaya ant içmiş davranışları" 245, 246
-"Dünya dönüyor Gül. Kimseden bir şey istemeyeceğim" 263
-"Fakülteye uğradım... Dışardakiler... bir hain... girmiş gibi aralarına, benden uzaklaşıyorlar./ Gözaltından çıkarıldığımdan bu yana böyle. Ben istemedim, benim haberim yok... Kaç kez kendimi ihbar bile ettim... Ama beni koruyorlar.../.../ Babam... son olarak bilmem ne motorlarının Türkiye temsilcisi ise ve o motorları orduya satmakta da hünerliyse ben ne yapabilirim?" 276
-"Size yakın durmak için, size benzemek gerek. Çünkü sizin onlara benzemeye hiç niyetiniz yok. Tezel... çıkara dayalı evliliğiniz... Unutabilseydi, içmezdi. Aynı evde "Yüzkarası, şırfıntı, alkolik!" Size başka nasıl dayanılır... Şu fotoğraflara... Yardımseverlere de üyeymiş ya?... "Nedense Yardımseverlerin terzileri çok iyi dikiş bilirlerdi." İyi dikiş bilenini tutarsanız, iyi olur" 278, 279
-"Babaannem.../.../ Oğlum götürür beni, İlhan'ım, derken bir onurlanışı vardı!.. Kalabalıkta oğlunun cafcaflı arabasında görünmek istedi, Ömer abinin tutacağı taksi de neymiş?... Babaanneme karşı da içimde bir şey eksildi" 280
-"Bana bir muhbirmişim gibi baktı. Ama niye?/ Nereye tutunacağım? Ben bu evde olmak istemiyorum. Ben arkadaşlarımla olmak istiyorum, yalnız onlarla. O Amerikalının arabasını yakmak için ilk öne atılanlardan biri de bunun için bendim. Arkadaşlarım bana güvensinler... istedim" 281
-"Bu sıralar en çok üniforma kokuyorsun. Kan kokuyorsun, kan! Her şey kokuyorsun, ama hiç anne kokmuyorsun" 282
-"Boykot devrimciliği bildiri devrimciliğinden öte bir şey olmalı" 296
-"Lafa bakın. Şimdi koşullar hazır değilmiş daha. Şimdi serüvencilikmiş bizimki. Halk yeterince bilinçlenmeden örgütlenemezmiş. Harekete geçirilemezmiş. Geçirilirse de çok kıyım olurmuş. Yetti bu ılımlı sosyalistler de!" 298, 299
-"Herkesi yalnız içeri değil, kendi içlerine de tıkmak istiyorlar" 312
-"Aysel... Nerden buluyor bu işleri, o mutlu olma yollarını? Neden intihar etmiyor?/ "İntihar etmeyeceksek içelim bari..." Harika bu Tezel. Tam böyle gecelerin dostu" 322
-"Eyy insan onuru! Sen kişiyi düştüğü yerden kaldıran tek kurtarıcısın" 330
-"İçkinin İlhan'da iyice abarttığı cüret, yıllardır onunla aramda duran kilometrelerce uzaklığa artık pabuç bırakmıyor. Bana kaşı öfkeyle donanmış bir saygısı vardı. Saymadan edemediği için öfke, öfkelenmeden edemediği için de saygı. Şimdi taşra kentinde akşam piyasasına çıkmış iki küçük memur olarak kol kola giriyoruz düğün salonuna.../.../ Defol yanımdan, diyor... Ben şimdi bir profesörün kolundayım. Millet görsün, biz burnu havada, bizleri adam yerine koymayan aydın takımıyla istersek nasıl elense geliriz, millet görsün! Benim elde edemeyeceğim ne var be, ne var?/... Kendini bu kadar önemsemeseydin bu girişten böylesi sıkılmazdın Ömer!.." 331, 332
*
7.1.2019

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder