29 Ocak 2022 Cumartesi

KAFKASYA

Bir Tarih 

 

James Forsyth, İngilizceden Çeviren: Timuçin Binder, Birinci Basım: Eylül 2019, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 

 

 

Kitabın İngilizcesi 2013 yılında yayınlanmış. 

Yazar Aberdeen Üniversitesi Rusça Bölümünde eski Doçent ve bu bölümün eski başkanı imiş. 

Epeyce kapsamlı bir kitap: 854 sayfa. 

Süreli yayın dışında, kitap ve makalelerden oluşan kaynakçası ise, s. 855-889 arası, 34 sayfa. 

Arka kapak yazısında şöyle denmiş: 

"Kafkasya'yı enine boyuna inceleyen büyüleyici bir çalışma. Avrupa, Asya ve Ortadoğu'nun sınırlarında yer alan bu karmaşık bölgenin tarih öncesinden bugününe ışık tutan, Kafkasya'nın tarihini bir bütün halinde sunan kitap, modern tarihçiliğin emsalsiz örneklerinden biri... Hem İngilizce ve Rusça kaynaklara hem de Farsça ve Arapça çevirilere dayanan bu yetkin çalışma, bölgenin... yerli toplulukları... üzerinde yoğunlaşmakta. Kitap bunun yanı sıra, Kafkas ülkelerinde Rus emperyalizminin rolüne ve yerli toplulukların büyük bir kısmının nazik dengelere dayanan bağımsızlık girişimleri uğruna umutsuz mücadelelerine eleştirel bir bakış açısı da sağlamaktadır." 

Yayıncıdan Tarzla İlgili Not'ta ise şu ifade var: 
"Rusça, Fransızca ve Almanca çeviriler yazarın kendisine aittir; diğer dillerden çeviriler orijinal kaynaktandır." s. 19 

Bence, önemli bir yayın. 

Çok emek verilmiş. 

Çok bilgi var. 

Böyle bir yayın da ancak ve ancak bir İngiliz'in elinden çıkabilirdi, zaten, diyorum! 

Çünkü, gerekli altyapının yanı sıra bu kadar emek vermek için ayrılacak zaman ve dolayısıyla bunun sağlayacağı bilgi birikimi en çok İngilizlerde var-olabilir, gibi geliyor, bana! 

Kitapta, 

Ağırlıklı olarak Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan var, 

Genelde Kafkasya var, ama, ayrıca, epeyce fazlası da var, 

Ortadoğu, 

Asya, 

Anadolu, 

ve dahası var. 

İlgili halkların kökenlerini ele alan bölümden sonra, 7. yüzyıldan günümüze kadar olan dönemdeki olaylar bölümler halinde ele alınmış. 

Bence bu bölümleme, yani planlama, yani kurgu, pek iyi olmamış. 

Kopukluklar ve tekrarlar oluşmuş. 

Anlatım uzamış ve karmaşıklaşmış. 

Bir de, bazı cümleler çok uzun ve karmaşık olmuş; bu da, yer yer, okumayı bayağı zorlaştırmış! 

Bunda, çevirinin de payı var mı, acaba? 

Bence, muhtemelen vardır! 

Ve bazı, pek fazla önemli sayılamayacağını düşündüğüm, maddi hatalar ve yazım hataları da var. 

İlk anda kitabın hacmini öğrendiğimde, muhtemelen laf olsun diye gerekli gereksiz birtakım bilgilerle sayfalar doldurulmuştur, diye düşünmüştüm, ama, yanılmışım; bence, çok farklı konularda, epeyce ilginç bilgiler var! 

Hem de epeyce renkli bilgiler! 

Ayrıca, bilgi dışında, epeyce, değişik konularda, bence çoğu özgün olan, yorum-değerlendirme de var. 

Yorum-değerlendirmelerinden bazılarına katılamadım! 

Yani, yorum-değerlendirmelerden bir kısmını doğru bulmadım!  

Bu durumun ise, yazarın, çok farklı konulardaki çok çeşitli bilgileri yeterince özümsemeden aceleyle üstünkörü değerlendirip bu yüzden doğru olmayan sonuçlara varmış olmasından kaynaklanmış olabileceğini düşündüm! 

Başka bir ifadeyle, bazı değerlendirmeleri ham buldum, olgunlaşmamış buldum! 

Sanırım sonuç olarak şu söylenebilir: 

Çok vahşi bir tarihsel geçmişten çok kanlı sahneler aktarılmış ve sonunda bugünün insanlığının en vicdani seslerinden biri ortaya çıkmış!  

Benim açımdan en çarpıcı ve aynı zamanda en şaşırtıcı olan, kitapta,  Rusların Çeçenlere yönelik vahşeti konusunda çok az rastlanan türden olan son derece vicdanlı bir anlayışı görmek oldu. 

Bilindiği üzere, tarihin karanlık dönemlerinde kaldığı düşünülen vahşet örneklerinden birini yakın bir geçmişte Çeçenistan'da Ruslar sergiledi. 

Çeçenler on yıllarca süren çok kapsamlı bir Rus katliamına maruz kaldılar. 

Ancak bazı bireysel tepkiler dışında genelde dünya bu vahşeti görmezden geldi, hatta zaman zaman vahşete destek oldu. 

Bu kitap ise bu konuda örneği çok az olan vicdanlı bir yaklaşımı içeriyor. 

Konunun gerçek özünü yakalayıp hakkı hak sahibine teslim ediyor. 

Bu konuda kitapta söylenenlerden bazı örnekler şöyle: 

 

"Yeltsin'in Çeçenlere saldırısının ahlaksal savunulamazlığı barizdi ama Britanya basınında bile Rus hükümetinin eylemleri için geleneksel bahaneler bulunmuştu: "Uluslar kendi aralarında silahlı muhalefete hoşgörü gösteremez", sanki emperyal Rus Federasyonu Rus ulusuydu ve sanki Rusya "parlamentosu" kadar şüphe götüren bir otoriteye "karşı çıkmak", şu ana kadar epeyce tacize uğramış ufak bir ulusun tüm nüfusuna canice saldırmak için haklı nedenler olabilirmiş gibi. Fakat bazı Batılı gazeteciler... Rus basınında... Çeçenleri aşağılamak için kullanılan basmakalıp ifadeleri safça benimsemişlerdi: Bu "gangster devletin" insanları "kavgacı", "yasa tanımaz", "başa çıkılmaz" ve "sorunlu"ydu ve "korkusuz... hatta zalim olduklarına dair kötü bir ünleri" vardı; sanki son Rus hükümetleri bırakalım Kafkasya'yı, Moskova'da hukukun egemenliğini hayata geçirebilmişti! Bir sert eleştirinin vardığı sonuç "Çeçenistan'ın bağımsızlık iddiasının yasal geçerliliği olmadığıyla" kalmamış, "ahlaksal olarak iddiasının daha da geçersiz olduğunu" ileri sürmüştü; bunu söylerken Leninist-Stalinist iktidarın ortaya çıktığı andan itibaren açıkça ve utanmazca hukuk karşıtı olduğu (hukuksallık bir "burjuva" kavramı olarak bir kenara atılmıştı) ve SBKP'nin, Rus yurttaşlarına despotça davranışının hiçbir standarda göre yasal olmadığını göz ardı etmekteydi. Eğer yüzyıllarca sürmüş acımasız emperyal fetih, Bolşeviklerin tekrarladığı boyun eğdirme ve Sovyet rejiminin tehcir ve baskıları ahlaksal bir vakaya yol açmıyorduysa, başka neyin açabileceğini düşünmek epeyce zordur. Kafkasya'nın kan davası buyruğu bile... Rusya adına tabi olacakları, önceden planlanmış barbarlıktan daha saygıdeğer idi" 778, 779 

 

"Çeçen ve İnguşların kendi kültürleri hakkında yazdıkları saygı sebebi olmaktadır.../ Birçok insan Vaynahların özelliklerinden birinin tez canlılık olduğunu düşünmektedir ki bu reddedilemez. Fakat belki de tam olarak bu yüzden Çeçenler ve İnguşlar sabır, sebat ve özkontrol gibi özelliklere her zaman hayran olmuşlardır... Vaynah toplumunda kolay öfkelenmek ve özkontrol yoksunu olmak, kendisine saygısı olan biri için yakışıksız bulunarak her zaman kınanmıştır. Zor şartlar, dayanıklı olmamak, rahatına aşırı düşkünlük ve açgözlülük Çeçenler tarafından iyi yetiştirilmemiş insan özellikleri olarak görülmüştür... diğer yandan, konfor ve yiyeceğe karşı talepkar olmamak, azla yetinmek, irade sahibi olmak ve zorluklara katlanmak... yüksek niteliklerdir... Bir Çeçen veya İnguş birisini "sabırlı bir insan" (sobare stag) olarak adlandırdığında bu büyük bir övgüdür" 783 

 

"Lieven onu ağırlamış olan Çeçenler hakkında şöyle yazmaktadır: Onları çoğu kez "rahatsız edici ve korkutucu" bulmuşsa da, "… Çeçenler arasına gitmenin... soğuk ve fırtınalı ama aydınlık ve bir bakıma normal varoluşu aşan bir sabaha gitmek olduğu... anlamına geldiğini hiçbir zaman yitirmedim... Çeçen halkına, neredeyse sanki cesaretin kendisine bakıyormuş gibi bakmaya alıştım; herhangi bir şekilde adalet veya ahlaka gerekli ilişki olmadan ama sadece görmek güzel olduğundan."..." 784 

 

"Putin, Çeçen halkını sonunda bir "terörizme karşı savaşla" ezmeyi kafasına takmıştı... Politovskaya'nın belirtmiş olduğu gibi, bunun "basit bir doğal sonucu vardı: Hiç kimsenin artık suçsuz olmaması. Bugünün Rusya'sında bu, güvenlik birimlerinin suç yüklemek istedikleri herkesin suçlu bulunması anlamına gelecekti. Hükümet bir 'terörist karşıtı' engizisyon, Beslan trajedisinden yararlanmaya çalışan Putin'in siyasi azgınlığı için bir terörist karşıtı terör hazırlamaktaydı."… okula saldırmaktan sorumlu tüm görevliler temize çıkarılmıştı.../... Putin... Acımasız Beslan "çocuk katillerini" kınarken, ikiyüzlüce bir şekilde, Çeçenlerin aksine, Rus birliklerinin acımasız çocuk katliamlarından suçlu olmadıklarını iddia etmiş, Rusya'nın... canice "temizleme" operasyonlarını göz ardı etmişti... En şaşırtıcı olan, "Çeçenistan'daki Rus politikaları ile Beslan'daki olaylar arasında bir bağlantı olmadığını" ileri sürmesiydi.../ Rus-Çeçen savaşı... İnguşya'yı... bir cehenneme çevirmişti... yoksun kalmış binlerce evsiz Çeçen 1999 Kış'ında Vaynah komşularına sığınmaya çalışmıştı. Onlara bir tür barınma seçeneği sağlanmıştı: "Mülteci kamplarında (tavuk ve eski hayvan yetiştirme çiftlikleri, mahzenler, çadırlar ve açıkta kamp ateşleri etrafında) geçirdikleri bir ay içinde, düzenli yemekleri veya yıkanacakları yerleri, herhangi bir işleri olmayan... çaresizce sadece sağ kalmaya çalışan binlerce insan hayata derinden küsmüştüler."… Karabulak yakınındaki bu yer, evsiz insanlara, Vladikavkaz ve Mozdok'tan fırlatılan, göğü yırtarak geçen ve günlük hedefleri olan Grozni'nin harap cadde ve kalabalık pazarlarında patlayan düzenli roket ve "Dolu" füzelerini seyretmelerini sağlamaktaydı" 811-813  

*** 

(Aynı konuda, yani, Rusların Çeçenistan'daki vahşeti konusunda, araya, EK bir not: 

 

Aleksander Litvinenko ile Yuri Felştinsky'nin ortak çalışması olan Rusya’yı Havaya Uçurmak” adlı kitabın giriş bölümünün bir yerinde şöyle söyleniyor: 

"… 

Günbegün, FSB ya da SBP’nin ajanı olarak çalışan veya casusluk yapan gazetecilerin ve basit arzuları için ahlaki değerleri hiçe sayan bir yazarlar ordusunun yardımıyla, Rus iş dünyasında yer alan az sayıdaki “oligark” hırsız, dolandırıcı ve hatta katil olarak ilan edildiler. Bu arada, hakiki oligark gücünü elde etmiş ve hiçbir banka hesabında görünmeyen milyonlarca ruble parayı ceplerine indirmiş gerçek ciddi suçlular, FSB, SBP, FSO, SVR, Merkezi İstihbarat Dairesi (GRU), Başsavcılık, Savunma Bakanlığı (MO), İçişleri Bakanlığı (MVD), gümrük birimleri, vergi polisi ve benzeri Rus devletinin baskı rejimi kurumlarında yönetici masalarının ardında oturuyordu. 

Rus iş dünyasının ve ülkenin siyasi hayatının gerçek oligarkları, gri kardinalleri ve gölge yöneticileri işte bu insanlardı. Kontrolsüz ve sınırsız gerçek güce sahiptiler. Çalıştıkları birimlerin kimlik kartlarının kendilerine sağladığı sağlam himayenin arkasında, gerçekten dokunulmazlardı. Muntazaman resmi pozisyonlarını suiistimal ediyor, rüşvet alıyor, çalıyor, astlarını suç faaliyetlerine bulaştırıyor ve haksız bir şekilde elde ettikleri tüm bu paraları biriktiriyorlardı. 

Bu kitap, modern Rusya’nın en mühim problemlerini, devlet başkanı olarak Yeltsin’in liberal dönemlerindeki radikal reformlarının sonuçlarından yola çıkarak değil, bu reformlara karşı Rus gizli servisleri tarafından açıkça ya da el altından gösterilen direnişleri açıklayarak ortaya koymaya çalışmaktadır. Rusya’yı demokrasi yolundan çıkararak diktatörlük, militarizm ve şovenizm istikametine sokmak için Birinci ve İkinci Rus – Çeçen Savaşlarını çıkaranlar da onlardı. Birinci ve İkinci Rus – Çeçen Savaşları için gerekli koşulları sağlamak için Moskova’daki ve diğer Rus şehirlerindeki bir dizi gaddar terörist saldırıları da operasyonlarının bir parçası olarak organize edenler onlardı. 

Eylül 1999’daki bombalamalar, özellikle 23 Eylül günü Ryazan’da engellenen terörist saldırı bu kitabın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu patlamalar, esas amaçları mutlak iktidar olan Rus devlet güvenlik kurumlarının taktik ve stratejilerini takip etmek için en belirgin ip uçlarıdır. 

…"  

http://ickerya.com/yayinlar/rusya-yi-havaya-ucurmak/giris/ 

Yani, Çeçenistan'daki zulüm, tüm Rusya'da zulüm yapmak için gereken yapıyı oluşturmak için yapıldı, bunun için Ruslar tarafından terör saldırıları da gerçekleştirildi, deniyor. 

Dünya ise genelde, bunu, duymaz, bilmez oluyor, sessiz kalıyor. 

* 

Bence, söz konusu dönemde Çeçenistan'da yaşananlar, insan hakları konusunda turnusol kağıdı işlevi görecek niteliktedir. 

Öyle bir turnusol kağıdı ki, vicdanlı ile vicdan yoksununu apaçık bir şekilde ayırmaktadır. 

Çeçenistan'da yıllarca yaşanan o vahşete tepki göstermeyenlerin insan hakları lafını ağzına bile almaması gerekir, aksi durum apaçık bir çifte standart olur. 

Ve, onlarda vicdandan da eser yoktur! 

Ne yazık ki dünyada günümüzde geçerli olan yaklaşım budur: Vicdansızlık ve çifte standart.. 

Varsa yoksa reel politika! 

Ve, ikiyüzlülük! 

Çeçenistan'daki o yoğun vahşet karşısında dünyada örneği neredeyse hiçbir yer ve zamanda görülmeyen bir şekilde genelde sessizlik egemen oldu. 

Bu sadece Çeçenistan'da öyleydi. 

Başka yerlerde zulüm görenler, hep, az ya da çok yandaş veya destekçi bulmuşlardır, ama Çeçenler tamamen yalnız bırakılmışlardır. 

Çeçenistan'daki Rus vahşetine karşı sadece bazı bireysel sesler duyuldu. 

O kadar.  

Çeçenler bir yana insan hakları sahipsiz kaldı. 

İnsan hakları için mahkemesi olan Avrupa ve Amerika başta olmak üzere "Batı" sivil insanların yıllarca acımazsızca katledilmesine neredeyse hiç ses çıkarmadı. 

Aynı şey dünyanın diğer yerlerinde de oldu. 

Mesela, Türkiye çıt çıkarmadı. 

Arap dünyası da öyle. 

Hatta Çeçenlerin komşuları olan Kuzey ve Güney Kafkasyalılar da öyle yaptı, ve, onların diasporaları da büyük ölçüde aynısını yaptı; vahşete sessiz kaldı. 

Dolayısıyla, bence, günümüzde, insan hakları söylemi büyük ölçüde ikiyüzlülükten ibaret.. 

* 

Türkiye'de ana akım medya da, Rusların Çeçenistan'daki söz konusu vahşetine anlamlı bir tepki göstermedi, tersine, yer yer, Rusya'yı övgülere boğdu! 

Mesela, Türkiye'nin "büyük" gazetecisi Ertuğrul Özkök, şimdiki gibi pabucunun dama atılmadığı bir dönemde, Putin'in yalan yayıcısı Yastrejemsky'yi özel çabalarla överken, bir arkadaşıyla birlikte güya Putin'i anlatan bir kitap yayınlayan, yıllarca Moskova'da yaşamış acar gazeteci Cenk Başlamış, yukarıda değinilen Rusya'yı Havaya Uçurmak isimli kitap ve benzerlerinden haberi yokmuş gibi davranarak Putin'in insanlık dışı işlerini görmezden geliyor ve dolayısıyla o işler için örtü işlevi görüyordu!)  

*** 

Konumuz olan kitaba geri dönersek, Çeçenlerin bilinen bazı olumsuzlukları olmasına rağmen kitapta bunlara pek yer verilmemiştir; ama bu durum, bence, Rusların Çeçenistan'daki insanlık dışı davranışlarına ilişkin kitaptaki vicdanlı değerlendirmenin özünü etkileyebilecek nitelikte değildir, ve bu yönüyle, gerçek bir eksiklik sayılmamalıdır. 

Kitapta bir de, belirgin olarak, Sovyetler konusunda genelde benim de katıldığım son derece olumsuz olan değerlendirmeler var. 

Daha çok da Stalin-Beria ikilisi konusunda, ki, ibretlik! 

Ve, akla şu geliyor: O kadar zalim olabilen birilerinden hiç iyi bir şey beklenebilir mi?   

Kitapta benim ilginç bulduğum diğer bilgilerden bazı örnekler de şöyle: 

 

"1860'da... Şamil, 1506'da Rusların tarafına geçerek Ortodoksluğu kabul etmiş Altınordu Tatar prensi Arslan Murza Yermol'un soyundan gelen Yermolov'u ziyaret ederek saygılarını sunmayı ilk önceliği yapmıştı" 317 

 

"Rus-Çerkez.../... yüzyıl savaşı 1763'te Rusların Mozdok'u inşa etmesiyle başlamış, bir yandan Türkiye'nin Kafkasya'yı kaybetmek istememesi, diğer yandan Rusya'nın Türkiye'nin zararına olacak şekilde Asya'ya yayılma kararlılığı yüzünden bu kadar uzun sürmüştür... Topyekun savaş, Dağıstan'ın üst beyi olarak İran, Türkiye kadar güçlü bir hasım olmadığından Doğu Kafkasya'da daha mümkün olmuştu. Ayrıca bu bölgenin ağırlıklı olarak Şii dini, Çerkezistan'daki Sünnilerden Osmanlıların bekleyebileceği kadar destek sağlamamıştı: Çerkezistan'da İslam, Rus baskısından dolayı 1800'de birçok Kabardey ve Batı Çerkez için "sömürgecilik karşıtı savaşın ideolojik sembolü" olmuştu./ Rus-Çerkez Savaşı açıkça bir soykırımdı... hemen hemen İngiltere büyüklüğünde bir ülkenin neredeyse tamamen yok olmasına sebep olmuştur" 323, 324  

 

"Rus devlet hizmetinde olağanüstü bir kariyer yapmış... Oset... Musa Kundukh(ov)… 1836'da süvari subayı çıkmış, kısa sürede generalliğe yükselmiş ve en sonunda da... Çeçen Askeri Bölgesi'nin başı olmuştu. Fakat Kafkas Savaşı'nın sonunda Rus rejimini küçük görmeye başlayarak Çeçen göçmenlerle birlikte Türkiye'ye göç etmişti. Burada anayurdunun kurtuluşu için bir Kuzey Kafkas ordusu kurmayı ümit ederek Musa Paşa olmuştu./ Bu arada Rus yönetimi Dağıstan ve Çeçenistan'ın sorun yaratan yaşayanlarını da başından atmaktaydı. 22.000'den fazla Çeçen, 3.000 Kabardey ve Osetle birlikte Türkiye'ye gönderilirken... binlercesi ya idam edilmiş ya da Sibirya'nın cezai yerleşimlerine gönderilmişti./... Rusya'nın 1877'de giriştiği Türk karşıtı savaşta... Gazi Muhammed (Şamil'in oğlu) ve Oset Musa Paşa komutasında bir gönüllü ordusu Anadolu cephesinde savaşırken yaklaşık 1.000 Çerkez Sohum'a çıkmıştı" 333  

 

"Rus Azerbaycanı olmuş bölgede, 19. yüzyılda Ruslar buranın fethine giriştiklerinde çok az ulusal kimlik farkındalığı vardı... klişe ve yanlış bilgilendirmesiyle Sovyet Rus ideolojisinin tipik bir örneği olan, Rusya'yı Kafkaslardaki savaşın kışkırtıcısı değil, haksız bir saldırıya karşı, İran ve Türkiye ittifakına rağmen kendisini kahramanca savunan masum bir taraf olarak gösteren bir yayına başvuracağız./... 1804... 1813... Coşkuyla Rusya'ya katılmak isteyen Güney Kafkasya toplulukları askeri operasyonlarda faal şekilde Rus birliklerini desteklemişti.../ Olayların bu versiyonu (1962'ye, Nikita Kruşçev zamanına... aittir) Sovyet Rusya tarihçiliğine özgü "birbirine karşıt düşünce üretme" pratiğini ve tarihsel gerçeklerin nasıl çarpıtıldığını göstermektedir./... tarihsel çarpıtma... SBKP rejimiyle sınırlı değildi... etnik ad bile, Türk yanlısı bir çizgi beyanında bulunan Batılı bir yayının başlığında görüldüğü gibi siyaseten yüklü olabilirdi: The Azerbaijani Turks (Azerbaycan Türkleri). Bu Azerbaycanlıların... "Türk" olduklarını ima etmekteydi …/ 19. yüzyılın sonuna kadar Rus İmparatorluğu'nun Azerilerinin (veya daha önceki Şirvan hanlığının Müslüman, Tatar veya Türklerinin) nasıl adlandırılması gerektiği netleşmemişti.../ İlginçtir ki, benzer bir soru Türkiye'nin Türkleri için de belirmektedir; her ne kadar burada... çok azı Türk olduklarından şüphe etmekteyse de:/ Tarihte en kafa karıştırıcı olaylardan biri Türklerin gelmesinden sonra Anadolu'nun Türkleştirilmesidir... Orta Asya'dan Anadolu'ya sadece az sayıda Türk istilacı gelmiştir... Ama bir süre sonra... tüm nüfus Türk ve Müslüman olmuştur" 345, 346      

Bir yerde de benim bildiklerimle hiç uyuşmayan şöyle bir anlatım var: 

"1914'te Enver Paşa'nın komutasındaki Türkler... Rusları Ardahan'dan püskürtmüştü. Fakat Rus ordusu kendisini toparlayarak 1916'da... Erzincan'a ulaşıp Şubat Devrimi'ne kadar burada kalmıştı" 375 

Oysa ben oradaki olayı Sarıkamış felaketi olarak biliyorum. 

Ve, şu: 

"Osmanlı... Türk donanmasına ödünç alınmış Alman savaş gemileri Ekim 1914'te Batum'u bombalayana kadar savaştan uzak durmuş" 376 

Oysa benim bilgime göre, o bombalanan yer Batum değil, Sivastopol'dü.  

Kitapta ilginç bulduğum bazı sözcüklerin yer aldığı şöyle bölümler de var: 

(Kert sözcüğü Çeçencede çit, avlu anlamlarında olup, günümüzde de kullanılmaktadır) 

-Tigranakert (Diyarbakır) 43 

-Tigranakert 72 

-Ağustos 1071'de Manazkert (Malazgirt) 123 

-Manazkert 170 

-"Petro... 1722.../.../ Çar, Astrahan'dan Kuzey Kafkasya'ya büyük bir ordu gönderirken, Volga'dan gemiler de Terek'in güneyindeki Vaynah Körfezi'nde bir koya başka birlikler getirmişti" 272, 273 

-Manazkert 306 

-"… isyan... komşu Gürcü dağ boylarına (Hevsurlar ve Kistler (İnguş)) yayılmıştı" 311 

-"1812.../ En az itaatkar ulus, Terek Ovası ve Vladikavkaz'ın ormanlık tepe ve dağlarında yaşayan Çeçenler idi (Kuzey Kafkasya'da en kalabalık topluluk: 1897'de 226.500). Kendileri için kullandıkları isim Çeçen değil, "Nohço" idi ve İnguşlar ile Barsbilerle birlikte Vaynah dilleri ailesini oluşturmaktaydılar.28 Çeçen ve İnguşlar 19. yüzyılın başında diğer birçok Kafkas topluluğundan aralarında feodalizmin neredeyse var olmamasıyla ayrılmaktaydılar.../ 28 Rusların onlara verdiği isim Sunza'nın kolu Argun'daki Çeçen köyünden gelmektedir" 316 

-"1791... Çerkezler... bir idari sistemin dayatılması olmuştu. Bu Mozdok komutanlığına bağlanmış "klan mahkemelerinin" oluşturulmasını da kapsamaktaydı. Bu mahkemeler, Müslüman toplulukları arasında güçlü bir örgütlenme unsuru olan şeriat yerine örfi yasaya (adah) dayandırılmıştı" 325 

-"Temmuz 1990'da Kuzey Osetya egemenliğini ilan etmiş... bölgesel başkenti sahiplenme iddiaları da, Ruslaştırılmış Gürcü ismi "Orjonikidze"den "Vladikavkaz-Dzaudjiko"ya50 (buranın 1944-54'te kullanılmış Rus-Oset bileşik ismi) geri dönerek vurgulanmıştı. Birçok insan cumhuriyetin adını Ruslaştırılmış Gürcü biçimindeki "Osetya"dan "Alanya"ya değiştirmek de istiyordu; ataları olarak varsayılan, 14. yüzyıla kadar Alanlar olarak bilinmiş İran kökenli grubun adı olan bu topluluğu Osetler de, tüm ulusalcılar gibi, "büyük" ve güçlü düşünmekteydi. Kuzey Kafkasya bozkırının "onların" "her zaman" yaşamış oldukları (gerçi Vaynahlar da burası üzerinde en az Alanlar kadar iyi bir hak iddiasında bulunmaktaydılar) anayurdu olduğu varsayılmıştı.../ 50 Dzauji-kau adı muhtemelen "Dzawag'ın kenti" anlamına gelmekteydi" 742  

(Dzauji-kau, D.'ın kenti anlamı içeriyorsa, Çeçence dil yapısıyla da uyumlu olur, sanırım!)    

-"Halife Mütevekkil'in naibi Türk Komutan Buğa" 63 

Kitaptan diğer bazı notlar: 

-"7. Yüzyıl.../.../... Yakındoğu'da yaşam yeni belirmiş İslam gücü tarafından daha ciddi şekilde sekteye uğratılmıştır. Hıristiyanlığın o zamana kadarki yayılması, Romalıların ilk dönemdeki zulmü hariç büyük ölçüde barışçıl bir süreç olmuşsa da, Tanrı'nın iradesinin bir sonraki ve Arabistan'da tek bir insana, Muhammed'e ifşası olarak kabul edilen bu eylem, bu ideolojinin tüm dünyaya dayatılmasını amaçlayan uzun bir fetih savaşı başlatmıştı. MS 632-4'te yerel Arap muhalefetini bastıran Muhammetçi teokratik imparatorluk olan İslam, o sırada Arap Yarımadası'nın güneyindeki orijinal anayurtlarından Suriye ve İran Körfezi'nin kuzey ucuna yayılmış Arap boyları arasında merhametsizce yayılmıştı. İslami fetih, Mekke'deki üssünden (Tiflis'in 2.200 km güneyi) süratle kuzeye Suriye'deki Şam'a (Tiflis'ten sadece 600 km uzaklıkta) ilerlemiş ve 640-5'te de Ermenistan ve Gürcistan'a ulaşmıştı. 647'de Konstantinopolis Arap kuşatması altındaydı ve 711'de Mısır'dan Fas'a tüm kuzey Afrika ve güney İspanya Müslümanların eline geçmişti./ Şiddeti başlatmak nispeten kolay olmuşsa da, hiçbir zaman Arap liderler arasında bir ittifak sağlanamamıştı... Muhammed'in diktatörlüğünün halefi (Arapça halife) kim olacaktı?.. Muhammed'in damadı Ali (on bir eşinden ilkinden olan kızlarından biriyle evlenmişti) ilk başta atlanmıştı ama ikinci ve üçüncü halifeler olan Ömer ve Osman'ın öldürülmesinden sonra Ali seçilmişti... tartışmalar onun da cinayete kurban gitmesiyle sonuçlanmış ve daha sonra Suriye valisi olan Muaviye başa geçmişti. Bunun ardından 680'de Ali'nin oğlu Hüseyin'in Irak Kerbela'da öldürülmesi İslamın birçok hizbinin arasında en önemlisi olan, "Ali'nin partisi olarak Şiiliği" ortaya çıkarmıştı... Müslümanların çoğunluğu... Sünniler, "adet" (sünnet) ve "gelenek" (hadis) yandaşları olarak Muhammed'in sözleri ve davranışlarına dair kulaktan kulağa gelmiş bir ortodoksluk (doğru öğreti) olarak kabul etmiş ve bunları onun "vahiy olarak gelmiş" hakikati Kuran'a yakın değerde bir otoriteye sahip görmüşlerdir./ İslamın yayılmasını anlatırken (açıkça daha ziyade fethe ayarlanmış bir savaş makinesiyle yürütülen bir uluslararası mücadele) birçok 20. yüzyıl tarihçisi "yayılma" veya "dinamizm" gibi güzel adlandırmalara başvurarak Müslüman imparatorluk inşasının doğasında bulunan şiddet hakkında fikir beyan etmekten kaçınır... birçok anlatıda... bunun yerine İslamın sözümona şefkatli tavırları öne çıkarılır. Fakat İslami fetihlere ilişkin daha eski bir anlatı, yeni dinin partizanlarının motivasyonlarını açıkça göstermektedir: Yağma ve ardından gelen vergilendirme, bunun büyük kısmının davanın ilerletilmesi için kullanılması; muhaliflerin öç ölümlerine kurban gitmesi; İslam karşıtlarına zorla boyun eğdirilmesi, alternatifin ölüm olması; çocukların ele geçirilmesi ve kaçırılması ve özellikle de öldürülen karşıtların ardından geride kalan kadınlarla o sırada gerçekleştirilen ortak "evlilik" veya ırzlarına tecavüz veya cariye veya köle olarak satılmaları. Öğretiye bakıldığında, Muhammed din değiştirmeyi en büyük "günah" ilan etmiştir; zorunlu cezası ölümdür ve bu kural 20. yüzyıl sonlarına kadar sürmüştür./ İslamın Ortadoğu'ya getirmediği tek şey barıştı" 54-56 

-"Türkler arasında Volga-Kafkas bölgesindeki en zorlu topluluk... Hazarlar idi.../ Hazar Hanlığı, 400 yıldan uzun bir süre... geniş bir bölgeyi kontrol etmiştir... Hazarlar Güneydoğu Kafkasya ve Ortadoğu'ya bir geçiş güzergahı elde etmek için sürekli Albanya'ya saldırmıştır.../ Zaman içinde Bulgarlar, Alanlar, Macarlar, Peçenekler ve İsveçli Vikingler bozkırdaki Hazar iktidarına meydan okumuş ve en sonunda burayı Kıpçaklar ele geçirmişti.../ Kafkas Albanya'sı gibi Hazar Hanlığı da ardında hem herhangi bir iz hem de tanımlanabilir bir halef bırakmamışsa da, diğer yandan, uzun sürmüş varlığı birçok gizemlere de yol açmıştır... Hazarların bir muamma olarak kalmasının ardındaki başlıca sebep, her ne kadar İbranice bazı metinler ve Yunan, Arap, Pers, Ermeni, Gürcü ve İbrani kaynaklarından yetmişe kadar Hazar adı, unvanı ve yer ismi toplamak mümkünse de, geride kendi dillerinde yazılmış hiçbir belgenin kalmamış olmasıdır./... 721 veya 730 yılında Bulan Kağan zamanında Türk kozmolojisi ve şaman ayinlerinden vazgeçerek Yahudiliği benimsemiş olmalarıdır ve hemen ardından 737'de de İslama geçmişlerdir. Bu politika değişiklikleri kısmen taktiksel sebeplere dayanmaktaydı... sık sık Bizans İmparatoru'yla ittifak oluşturmuş... sa da, Hıristiyan olmayı tercih etmedikleri görülmektedir. Kağan Obadiah zamanında, 799 veya 809'da tekrar Yahudiliğe geri dönmüşlerdir./... "Yahudiliğin Hazarlarda sadece toplumsal piramidin en üst grubuyla sınırlı kaldığı anlaşılmaktadır."… Nüfusun geneli geleneksel Türki animist inançları... sürdürmüştür.../... Kuzey Almanya ve İskandinavya'dan Germen yayılması Gotları MS 3. yüzyılda Karadeniz'e ulaşacakları kadar güneydoğuya getirmiştir; burada aşağı Dinyeper ve Tuna'nın bir kısmını kontrol etmiş ve 9. yüzyıla kadar Kırım'ı ellerinde tutmuşlardır. Bu tarihten sonra Slavların doğu Avrupa'ya yayılması kuzeyden gelen İskandinav keşifleriyle çakışmıştır ve Dinyeper'de İsveçli Vikingler veya Varangianlar'ın Doğu Slavlar üzerindeki tahakkümleri, batı Avrupa kıyısı boyunca gerçekleşmiş Kuzeyli (İskandinav) ticaret ve yağmalamasına benzemiştir. Sonradan ortaya çıkmış kafa karışıklığının bir kaynağı, Baltık'tan başlayarak Dinyeper ve Volga nehir yollarını izleyerek Karadeniz ve Hazar Denizi'ne ulaşmış İsveçlilerin Yunan, Arap ve Doğu Avrupalılar tarafından "Rhos" veya Rus olarak (muhtemelen İsveççe "kürekçiler" anlamına gelen sözcükten) adlandırılmış olmasıdır. İskandinav akıncılar, Doğu Slavlarının (onlar için "russy" sadece "açık renk saçlı" anlamına gelmektedir) arasına yerleştikçe, bu terim, anlaşılan, onlar tarafından kendi isimleri (russkiy) olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık, Dinyeper üzerindeki Viking-Slav devletinin Kuzeylileri (İskandinavlar), İskandinav kökenli dillerini bırakıp yerel Slav dilini benimseyerek zaman içinde batıdaki akrabaları Fransızca konuşan Normanlara (kuzeyliler) benzemiştir.104/ Bizanslılar, Rus Vikinglerini iyi tanıyordu... 10. yüzyıldan itibaren onları paralı askerler olarak ordularına katmışlardı... II. Basileios'un Varangiyan (Varenk veya Vareg) Muhafızları'nın çekirdeğini oluşturan 6.000 savaşçısı gibi./... Dinyeper Slavları bir haraç kaynağı olarak hem Hazarlar hem de Varangiyanlar tarafından sömürülmekteydi... Dinyeper Slavlarının başına kral olarak geçmiş ilk Kuzeyli liderlerden biri Helgi (Slavcada "Oleg") idi. Geç 9. yüzyılda Dinyeper Slavlarını kontrol altına almış ve onlara, Hazarlara haraç ödemeyi durdurmalarını emretmiş ve böylece bir Varangiyan haraç tekeli oluşturmuştu. Tıpkı selef ve halefleri gibi, Helgi/Oleg de Konstantinopolis'e akın etmişti: MS 907'de İsveçliler ile Slavlardan oluşan karışık bir kuvvete liderlik etmiş ve imparatorla barış ve ticaret koşulları üzerine bir antlaşma yapmıştı./ 104 İskandinavya çalışmaları alanında uzun süredir Slavca rus ile Yunanca "rwç"un İsveçli denizciler anlamına geldiği kabul edilmiştir. Bir etnik grup adı olarak Rus, Slav değil, İskandinav kökenlidir ve ilk Doğu Slav (daha sonra "Rus") devletinin kurucuları olduğu görüşünü kabul eden "Normancılar" ile Rus milliyetçi görüşünü savunan "anti-Normancılar" arasındaki tartışma için bakınız.../.../... Hazar İmparatorluğu , Oğuz Türklerinin saldırıları karşısında Harzemşahlardan yardım almanın bedeli olarak İslamı kabul etmek zorunda kalmıştı. 1030-2'de Ruslar Güney Kafkasya'daki son akınlarını gerçekleştirerek Alanların desteğinde Şirvan'a saldırmıştı; elli yıl sonra Hazarların Oleg adında başka bir Rus tarafından yenilgiye uğratılması, onlardan tarihsel kayıtlarda son bahsedilme olacaktı" 80-84 

-"Şubat Devrimi'ni... savaşın felaketlerle dolu üç yılı kışkırtmıştı ama sekiz ay sonra gerçekleşmiş Bolşevik İhtilali ülkeyi daha uzun bir süre için savaş ve ekonomik zorluklara mahkum edecekti. Bu karışıklık Baltık, batı ve Volga-Ural bölgelerinde yaklaşık iki yıl ve Kafkasya'da da yedi yıl daha sürecekti.../ Şubat 1917... mutlu bir ruh haline yol açmıştı" 366 

-"Ukrayna Merkezi Rada örneği imparatorluğun diğer Rus olmayan topluluklarını cesaretlendirmişti... Fakat Bolşevik Darbesi'nden sonra bu tür uzlaşmalar için bir gelecek kalmamıştı./ 1918'in büyük kısmında kendiliğinden var olmuş ümit ve yenilenme ruh haline karşılık, soğukkanlı entrikacı kafasıyla bir devrimcinin rehberliğindeki Bolşevikler iktidarı ele geçirerek Rus İmparatorluğu'nun tüm kısımlarına kendi Marksist formüllerini ve insanlığın, Mani düşüncesini çağrıştıran iki sınıfından biri olan "proletarya" adına tek ve evrensel bir toplumsal sisteme doğru tarihsel hareketi öğretilerini dayatmaya hazırdı. Bunun başarılması, eş derecede açık olmayan ama tanımı gereği şeytani diğer sınıf "burjuvazi"nin... ortadan kaldırılmasını gerektirmekteydi. Bolşeviklerin aşkın amacına ulaşması güç gerektirmekteydi ve onlarca yıl boyunca Sovyet Rusya'nın ahlaken en cesur tarihçisi General Dmitri Volkogonov'un sözleriyle,/ İktidarı elde etmek için Bolşevikler sonsuza kadar şiddetle evlenmek zorunda kalmış ve bu arada özgürlük evliliğe gömülmüştü. Lenin... özgürlükten hiçbir şekilde bahsetmez... Biçimsel olarak insanlara barış ve toprak veren Rus devrimi kurnazca özgürlük fikrinin yerine insanın insan tarafından sömürülmesinin ortadan kaldırılmasını getirmiştir./.../ Demokratikleşme tam da Lenin'in Rusya'da görmek istemediği bir süreçti: Onun basit inancına göre, sosyal demokratlar demokrasinin hedeflerini "… burjuvayı kamulaştırarak" gerçekleştirmeliydi. Bu sonunda dünya devrimine gidecek bir dizi devrimin ilki olacaktı; bunu bir vahiy gibi vaaz etmiştir. Bu fantezileri ilan eden Lenin ve Bolşevikleri ilkesizce, özellikle gençlerin... heyecanına seslenmekteydi. Bir Ukraynalı siyasetçinin hatırladığı üzere, "Gerçekten de... hiçten tamamen yeni bir dünya yaratmaya girişmiş... Tanrılar gibiydik."/... Anayasal Meclis, Bolşevik... gereksizliklerden ilan edilmişti./ Rus Geçici Hükümeti... belli bir normalliği korumak için uğraşırken... Nisan 1917'de Lenin İsviçre'den döndükten sonra... Sovyetler tüm Rusya'da aşırıcı politikaların aracı olmuş ve Ocak 1918'de Rus İmparatorluğu'nun adı... (RSFSR) olarak değiştirilmiştir. Komünist tarihçiler Ekim Darbesi ile Şubat 1918 arasındaki bu dönemi, Bolşeviklerin kent kent, bölge bölge "karşıdevrimi"… ezdiği "Sovyet iktidarının muzaffer yürüyüşü" olarak sunmuştur. Bu andan itibaren, yerel organlar kendilerine geldiklerinde Bolşevikler, kendilerine karşı çıkan isyanlar sonucunda birçok yerden kovulacaktı. Gerçekten de Ekim 1917 İç Savaş'ın başlangıcıdır; çünkü "iktidarı ele geçirme yöntemlerinden dolayı Bolşevikler Rusya'yı iç savaşa benzer bir duruma sokmuş ve bu daha sonra gerçek bir savaşa dönüşmüştür"/.../... Lenin Anayasal Meclis'in gereksiz olduğunu düşünmekteydi ama taktiksel nedenlerden dolayı 5 Ocak 1918'de toplanmasına izin vermişti. "Sovyet iktidarını" kabul etmeyi reddetmesi bunu onun tek oturumu yapacaktı... Troçki... naif apokaliptik ruh halini ifade edecekti: "Biz şiddet kullandığımız gerçeğini saklamıyoruz ama bunu... tüm şiddetleri yok etmek için yaptık." Alaycı Fyodor Dostoyevski bile bu ahlaki hezeyanı daha kısa ve öz ifade edemezdi./ Bolşeviklerin Eylül 1918'de "Kızıl Terör"ü ilan etmeden aylar önce başvurdukları şiddet Lenin'in tam ve açık teşvikini sağlamıştı. Haziran'da... şöyle yazmıştı: "… Bu topyekun savaş zamanı. Karşıdevrimcilere karşı terörün enerji ve kitlesel karakterini yoğunlaştırmamız gerekiyor." Bundan sonra Rusya onlarca yıl boyunca "devrim" adına soğukkanlı vahşet, cinayet ve katliamlara kurban olacaktı; sanki Bolşevikler sadık bir şekilde, Lenin'in utanmazca tüm insan toplumlarının dönüşümünün modeli olarak kabul ettiği, kana susamış Fransız Devrimi'ndeki seleflerinin gerçekleştirdikleri rutin idamları taklit etmekteydi" 369-373 

-"Rus İmparatorluğu'nun hiçbir Müslüman topluluğu askerlik yapmak zorunda değildi... askerlik birçok Müslüman için nefret uyandırıcıydı... Bununla beraber, 1914'te Müslüman gönüllülerin bir "Kafkas Süvari Tümeni" oluşturmak için askere alınması başlamıştı... her bir Müslüman topluluğundan... toplanmış alaylardan oluşmaktaydı... Avusturya cephesinde... kahramanca savaşmış ama 1917'de Rusya'ya geri getirilmişti. Ama Rus ordusunun aksine Şubat 1917'den sonra dağıtılmamış ama Ağustos'ta Geçici Hükümet tarafından polislik görevi için St. Petersburg'a aktarılmış, artık Kazaklar daha az güvenilir olduklarından normalde onlara verilen görevi üstlenmişlerdi./ 20. yüzyılın başında birçok Kazak Rus devlet sistemini ve bunun içinde kendi rollerini sorgulamaktaydı... Kazakların doğası onların güçlü bir Bolşevik karşıtı güç olmalarını önceden belirlemişti./ Bu Temmuz 1917'de başarısız bir Bolşevik İhtilali ve Rusya'nın Avusturya cephesinin çökmesinden sonra... Kerenski'nin... Kornilov'u (bir Sibirya Kazak'ının oğlu) Rus Ordusu'nun başkomutanı olarak atamasıyla teyit olmuştu. Kornilov'un... arzusu... Geçici Hükümet'in yerine bir askeri diktatörlük oluşturma amacıyla Ağustos'ta St. Petersburg'a ilerleme emrini vermesine yol açmıştı... Kerenski kentin savunulması için İşçi Konseyi'ne (Sovyet) başvurmuş ve böylece darbe girişimi engellenerek Kornilov... tutuklanmıştı. Kornilov'unki devrimcilere karşı ilk askeri başkaldırı girişimi ve İç Savaş'ın ilk askeri olayıydı. Ağustos'un sonuna doğru Kafkasya Tümeni kendi topraklarına dağılmıştı ve Bolşevik ajitatörler tekrar bölgeye sızmaya başlayana kadar, "çeşitli ulusal hükümetlerin yönetimi altındaki 'Kuban'da örnek bir yaşam söz konusuydu ve yönetim de demokratikti."/ 1 Mart 1917'de Petrograd'daki Şubat Devrimi... büyük ümitlerin belirmesine sebep olmuştu... Tiflis'te... Rus karşıtı yurtseverlik hemen kendini göstermişti.../.../ Lenin'in Ekim'deki ihtilalinden sonra başlamış İç Savaş büyük ölçüde Rus devletinin eski kolonilerini yeniden fethetme savaşı veya eski kolonilerin açısından Rusya'nın tebaa topluluklarının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesiydi. 1917'de bu tür arzular, "kendi kaderini tayin hakkı" başlığı altında (en geniş ifadesini Ocak 1918'de ABD başkanı Woodrow Wilson'un barış antlaşmaları için önerdiği "On dört Nokta"da bulmuştu), özellikle Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları topluluklarıyla ilişkili olarak çok yaygındı. Rusya... 1903'de SR'ler ifadelendirmişti: Yaklaşan devrimden sonra Rus İmparatorluğu topluluklarına "tam ve kayıtsız şartsız kendi kaderlerini tayin hakkı verilmelidir"; ama Rusya'dan ayrılmak istemeyenlerin özgür bir federasyona dahil olma seçeneği olacaktı. Lenin de bu kavramı benimsemiş ama tabii ki ne icat etmiş ne de bu kavrama inanmıştı... Lenin'in "kaderini tayin hakkı" komünist devrim stratejisinde sadece taktiksel bir manevra olup bir imparatorluğun daha ufak devletlere parçalanmasını desteklemek anlamına gelmemişti. Tersine, tebaa uluslar için ayrılmayı seçmek ne kadar kolaylaşırsa, uygulamada daha az talep edeceklerini düşünmüştür; "çünkü büyük devletlerin avantajlı olduğu... şüphe götürmez" idi. Lenin kendi kaderini tayin hakkını federal devlete giden bir adım olarak da görmemişti: "Sosyalizmin amacı sadece insanlığın küçük devletlere parçalanması ve ulusal tecrit değil... sadece ulusların bir araya getirilmesi değil ama tek bir (devlet) olarak birleştirilmeleri idi." Dolambaçlı bir şekilde, "insanlık, uluslar kaçınılmaz olarak birbirleriyle birleşmeyi ancak geçici bir dönemden sonra başarabilir... ve bu dönem boyunca ayrılmakta özgürdürler" düşüncesini kuramsallaştırdı. Lenin'in kendinden emin varsayımı, baskı görmüş ulusların, bir bağımsızlık deneme döneminden sonra yeniden biçimlenmiş imparatorluğa tekrar katılmak için toplanacaklarıydı. 1917'den önce yazılmış bu formül Lenin'in ulusların bağımsızlığı fikriyle hiçbir şekilde fikrin kendisinden dolayı ilgilenmediğini göstermektedir. Avtorhanov'un sözleriyle, "Lenin uygulamada kendi kaderini tayin hakkını reddetmiştir, çünkü onun Marksizm adına ve 'sosyalizm' kisvesi altında Rusya'da yaratmak istediği totaliter sistemle çelişmekteydi." O ve onun... halefleri istikrarlı şekilde 70 yıl boyunca bu "bir araya gelme" ve "birleşme" ilkesine... bağlı kalmış, hatta SSCB'nin birbirini izleyen her anayasasına, birliğin cumhuriyetlerine (ama daha alt düzeydeki özerklik derecelerine değil) "ayrılma özgürlüğünü" "garanti eden" boş bir ifade eklemişlerdir./... tebaa devletlerin kendilerindeyse net bir kendini yönetme arzusu vardı" 380-384 

-"İç Savaş ve Bolşeviklerin köylüler üzerindeki baskısının ısrarlı sürekliliği, 1920-1'de uzun kuraklık yaygın bir kıtlığa yol açtığında gelmişti... 1921'de kıtlık daha geniş bir alana yayılmış... Kırsal nüfusun büyük kısmı açlığa kurban gitmiş, ölü sayısı muhtemelen 5 milyona ulaşmıştı... temel sebebi, Bolşeviklerin sert ekonomik ve yiyecek temin etme politikasıydı./ Ulusalcı hedeflere özerk bir devlet örgütleyerek siyasi biçim verme girişimi ilk olarak Müslüman topluluklardan gelmişti... 1917'de Kuzey Kafkasya'da hiç Bolşevik yoktu... Mart 1917'de Kuzey Kafkasya... özgürlükleri ile... topraklarını geri kazanmaya çalışmaktaydılar... Bakü'da... (15-20 Nisan 1917)… hedeflerinin bölgesel özerklik... olması konusunda hemfikirdiler./ Birinci Kongre geniş bir destek kazanması, Ağustos'ta Kabardeyler ile Balkarların, Çerkezler ile Karaçayların, Kuban Adigelerinin... Çeçenler ile İnguşların ve Dağıstanlıların ayrı konferanslarına yol açmıştı... sonra, Kuzey Kafkasya ile Dağıstan Birleşik Topluluklarının İkinci Kongresi 18 Eylül'de, Çeçen Abdülmecid Çermoyev'in Merkez Komitesi başkanlığı... yla Andi'de toplanmıştı. Necmeddin Hotsinskiy ve Uzun Hacı önderliğinde toplanmış 20.000 fanatiğin yarattığı karışıklıktan ötürü Kongre Çeçenistan'da Vedeno'ya taşınmış ve burada geçici bir anayasa kabul edilmişti. Mart 1918'de Kuzey Kafkasya hükümeti merkezini Temir Han Şura'ya taşımış ve burada 11 Mayıs'ta Birleşik Dağ Toplulukları'nın (BDT) bağımsızlığı ilan edilmişti./... etnik gruplar arası gerilim... artmıştı... Benzer olaylar Kazak asker kaçaklarının Grozni'deki Çeçenleri pogroma tabi tuttukları Çeçenistan'da da olmuştu. Çeçenler intikam almak için toplandıklarında, katliam ancak Vladikavkaz'daki UMP Kongresi delegelerinin Çeçenleri Grozni'yi yakmaktan vazgeçirmeleri sayesinde önlenebilmişti; aama Hasavyurt'ta Rus zulmünün intikamı gerçekten de kentin yakılmasıyla alınmıştı. Yağma ve terör doruk noktasına Haziran 1917'de Mozdok'da ulaşmış, burada ne Vladikavkaz Sovyeti ne de Kuzey Kafkasya Geçici Komitesi asker kaçaklarını kontrol edebilmişti./... yurttaşlık komiteleri... Sovyetler oluşturulmuştu.../ 1917... Nisan'da Bakü'daki Kafkas Müslümanları Kongresi'nde Dağıstanlı delegelerin seslendirdiği talepler Azerilerinkinden daha radikal şekilde ulusalcıydı. Mayıs... Dağ Toplulukları... Seküler liderlerine ek olarak (Kumuk prensi Raşithan Kaplanov, Çeçen milyoner Çermoyev ve Kabardey at yetiştirici Pşımaho Kotsev), Hotsolu Şeyh Necmeddin müftü olarak atanmıştı... UMP'nin Merkez Komitesi 18 Eylül'de bir Dağıstan köyü olan Andi'de başlaması planlanmış bir kongre düzenlemişti ama Necmeddin'i Kuzey Kafkasya imamı ilan etmiş ve bağımsız bir İslam cumhuriyeti talep eden 20.000 Şeriatçı açılışı engellemişti. Bu elbette seküler liderlerin niyeti olmadığından, kongre Çeçenistan'daki Vedeno'ya kaydırılmış... planlar tartışılmıştı. İki hafta sonra Vladikavkaz'da İkinci Dağ Topluluklaru Kongresi UMP'nin meşru özerk hükümet olduğunu ilan etmişti. O sırada Rus garnizonları Dağıstan'daki kalelerini terk etmekteydiler ve İmam Necmeddin'in temsilcisi seksenlik Uzun Hacı süratle Rus memurlarını Müslümanlarla değiştirmekte, Geçici Hükümet'in Yürütme Komitesi'nin yetkisini görmezden gelmekte ve bazı Dağıstan topluluklarının muhalefetine sebep olmaktaydı./... karışıklıkların bir sebebi Rus hükümetinin yiyeceklere ordu için el koymasıydı, bu... 1915'te başlatılmıştı... karışıklıklar... asker kaçağı kalabalıkları UMP'nin Petrograd hükümetinden Kafkas Süvari Tümeni'ni... düzeni sağlaması için Kafkasya'ya göndermesini istemeye zorlamıştı. Her ne kadar tümen... yararlı idiyse de, sonunda Ekim'de serbest bırakılmış ve farklı alayları Dağ Birliği, Dağıstan ve Azerbaycan ordularının esasını oluşturmuştu... Rus yerleşimciler Bolşevikleri desteklemekteydi " 391-395 

-"Azerbaycan... 28 Mayıs 1918'de... bağımsızlığını ilan etmişti... Türk hükümeti... bu Azeri geçici hükümetiyle müzakerelerde bulunmuş... bu sırada Azerbaycan'ın bağımsızlığı açıkça kabul edilmeyerek Almanya veya Rusya'yla bir çatışmadan da kaçınılmıştı... Almanya'nın Haziran'da Türkiye'ye tüm askerlerini Kafkasya'dan çekmesini söylemesi üzerine, Baku ve petrolünü ele geçirmeye çalışan bir Türk askeri operasyonu "İslam ordusu" kisvesi altında harekete geçmişti. Bu ordu, Osmanlı askerleri, bir Azeri Ulusal Alayı (Kafkasya Süvari Tümeni'nden türemiş ve eski çarcı General Aliağa Şıhlinski komutasında), Dağıstanlılar ve yerel başıbozuklardan ibaretti. Komuta Enver Paşa'nın bir Jön Türk olan erkek kardeşi Nuri'deydi./ Yaklaşık 17.000 kişiden oluşan bu kuvvetin tehdidi karşısında... Şahumyan'ın Sovyeti, Baku... koruma sloganlarıyla... ordusunu harekete geçirmişti" 411 

-"Gürcistan'ın Türklerin burayı Baku petrollerine ve "Turan"ı temsil eden Türkistan'a ulaşmak için bir koridor olarak kullanma yönündeki baskısını, Gürcistan'ın Almanlarla anlaşması bozmuştu; Alman birlikleri nazik ve anlayışlı bir şekilde sıcak ilişkiler geliştirmişti. Almanlar... Baku petrolleri... aynı zamanda Gürcistan'ın manganez kaynaklarına da ulaşmak istiyorlardı... Almanya Türkiye'ye, Gürcüler kadar az güvenmekteydi... Ekim 1918'de Almanya Gürcistan'ı bağımsız bir devlet olarak tanıyan bir antlaşmaya imza atmıştı" 415 

-"Paris Barış Konferansı'nda Baku-Azerbaycan'ın ilk kez sahneye çıkması... delegasyonları, Fransız hükümeti giriş vizesi verene kadar üç ay İstanbul'da alıkonulduğundan epey geç olmuştu. Onları Paris'te daha başka saldırılar da beklemekteydi; Başkan Wilson, Azerileri, konferansın "dünyayı ufak parçalara ayırmak istemediği" beyanıyla paylayacak, "büyük güçleri" kayıran aynı eğilimi ve küçük ulusları hedef alan, Avrupa'nın geleceğini biçimlendiren söz sahibi güçlerin birçoğunda hakim olan küçümsemeyi sergileyecekti; bu özellikle... tek başına "Rusya" terimiyle ifade edilmiş (ve hala edilen) Rus İmparatorluğu'nun durumunda net bir şekilde gözükmekteydi. Wilson'un Güney Kafkasya topluluklarının tek bir konfederasyon altında birleşmesine dair saf tavsiyesi, Azeriler, Ermeniler, Gürcüler ve diğerleri arasında gerçekte mevcut olan ilişkileri hiçbir şekilde kavrayamamış olduğunu göstermişti./... Baku'nun yöneticileri konumunda olan Britanya askeri heyeti Londra'dan düzenli olarak emirler almaktaydı ama kendilerini... (… "örgütlü işgücüne" duydukları antipatiyi gösterme) gibi meselelerde politika değişikliklerine gitme ve kendi inisiyatiflerine dayanarak kararlar alma durumunda bulmuşlardı. Baku-Azerbaycan'ın siyasi geleceği açısından bakıldığında, Britanya, Kafkasya'nın Rusya'nın parçası olduğuna dair resmi görüşünü saklamamaktaydı... Baku'nun İran'la sınırlar ve ticaretle ilgili yaklaşımları Tahran'ın ilgisini çekmişti.../ Londra'nın, General Thomson aracılığıyla Ocak 1919'da İtilaf birlikleri ve Gönüllü Ordusu arasında belirlediği sınır çizgisi, Kafkasya cumhuriyetleri için çok önemli bir meseleydi. Baku-Azerbaycan, Gürcistan ve Dağıstan bunu, Denikin'in ülkelerini işgal etmesine izin verilmeyeceğinin güvencesi olarak görmüştü ve Denikin buna itibar etmeyerek Mayıs'ta Dağıstan kıyısına ilerlediğinde Winston Churchill, daha önceki resmi ifadeleri, çekilmesini tavsiye ederek pekiştirmişti. Bununla beraber, 11 Haziran'da Thomson, sınırı, Beyazların Petrovsk'u işgallerini tanıyacak şekilde yeniden çizmiş ama onları Derbent sahili ve dağlarından hariç tutmuştu. Bunu Azerbaycan'a bir tehdit olarak algılayan Hoyski, Thomson'a protestoda bulunmuş (aynı şekilde Dağ Cumhuriyeti de) ve Azerileri Dağıstan'ın savunması için toplanmaya çağırmıştı. Fakat Temmuz'da Ukrayna içine başarılı ilerleyişinden dolayı kendisine aşırı güvenen Denikin, Dağıstan'ın direnişini (özellikle de Türk birliklerinin varlığını) provokasyon olarak görmüş ve Gönüllü Ordusu'na ülkenin kalbini işgal etme emrini vermişti. Buna uygun bir şekilde Britanya da sınır çizgisini bir kez daha Azerbaycan ve Gürcistan sınırlarına kaydırmış ve böylece Rus tehdidini her iki ülkenin kapılarına getirmişti./ Beyaz Rusların, Türki Baku'ya besledikleri kötü niyet tehditlerden ibaret değildi.../ Kasım 1918... Britanya... hedeflerinden birinin Ermenilerin evlerine dönmelerine yardım etmek olduğunu belirtmişti ama... zorluklar vardı... bir Kafkas tarihçisi şuna inanmaktadır: "Tüm Kafkasya'yı büyük bir yangının sarmasını engelleyen Britanya'ydı." Ayrıca Moskova'nın komünist gazetelerinin ürettiği, savaşı, "böl ve fethet" ilkesi doğrultusunda kışkırtanın Britanya olduğu kurgusundan da bahsetmektedir. Gerçekten de, Kafkasya'daki karışıklıklar için, Denikin, Türkler veya Almanlar kadar, Britanya'yı da suçlamak Sovyet Rusya tarihçilerinin standart ifadesi olmuştur./ Gürcistan ile Ermenistan arasındaki karşılıklı zalimlik... düşmanlarının işini kolaylaştırmıştır: Komşularla işbirliğine dair Ermeni körlüğüne dair bir hamle, Haziran 1919'daki Azerbaycan-Gürcistan savunma antlaşmasını benimsemeyi reddetmeleridir. Ermeniler herkesten o derece kuşkulanır olmuştu ki, sosyalist Enternasyonal'in onlar ile Gürcistan arasında arabuluculuk yapma girişimini bile aksatmışlar … Kafkasya topluluklarının doğaları gereği kendilerini yönetmelerinin olanaksız olduğu görüşünü güçlendirmişlerdi" 437-440 

-"Thomson ve ardından gelen komutanlar Ermenilere karşı geleneksel olarak olumsuz tavırlarında son derece katı olmuş ve temel öncelikleri olan Rus İmparatorluğu'nu yeniden oluşturma ve tebaa uluslara dair kararları Barış Konferansı'na kadar erteleme konusunda Azerbaycan yanlısı bir politika benimsemişlerdi" 442 

-"Ocak 1919'dan itibaren, Kafkasya'ya gelmiş Amerikan askeri ve konsolosluk temsilcileri oybirliği içinde Britanya'nın Azerbaycan yanlısı tavrını ve Ermenilere destek vermemesini eleştirmişti" 443, 444 

-"Mayıs 1920'de Lenin hükümetinin özerk Gürcistan... hukuki olarak tanıdığı bir antlaşmayla sonuçlanmıştı... Rus Bolşevikler de Gürcistan hükümetini devirmeyi amaçlayan hiçbir oluşumun RSBSC sınırları içinde çalışmasına izin vermeyeceklerine "söz vermişti". Sadece taktiksel bir antlaşmadan ibaret bu sahtekarlığın gerçek yüzü, Kızıl Ordu'nun Gürcistan bölgesini istilasını "Gürcistan ile Azerbaycan arasında bir çatışma" olarak sunmasıyla ortaya çıkmıştı./... 1920'de epeyce çok sahtekarlık vardı: Gürcistan... Bolşevik faaliyetlerini çok sıkı bir şekilde takip etmiş... Moskova ise Gürcistan'ı ilhak etme planlarına devam etmişti.../ Bu arada Ermenistan, Kemal'in Türk ulusalcıları ile Lenin'in Rus komünistleri arasındaki ittifak geliştikçe kendisini iki ateş arasında bulmuştu... Türkiye, Bolşeviklerle yaptıkları gizli işbirliğiyle Ermenistan'a Alexandropol Antlaşmasını dayatmış, bu antlaşmayla Sevr Antlaşmasının (Ağustos 1920) Ermenistan olarak tanıdığı bölge Türkiye'ye geri verilmişti.../ Aslında tüm bunlar sadece Moskova'nın Ermenistan'ın zayıflığını sömürmesinin başlangıcıydı. 28 Kasım'da... Kızıl Ordu... Ermenistan SSC'sinin yaratıldığını ilan etmişti" 457 

-"Ocak 1921'de... Sovyet Rus görevlileri... Rusya'nın Gürcistan Cumhuriyeti'yle barış ve dostluk içinde yaşamak istediğine dair güvence vermişti./ Bu ikiyüzlü tavra rağmen, Gürcüler Aralık ayında... Kızıl Ordu'nun... yığınak yaptığını keşfetmiş... Gürcistan Bolşevikleri bir "devrimci komite" oluşturmuş... "Avrupa'nın gerici güçlerine karşı"… yardım çağrısı yapmıştı. Zalimce düzenlenmiş bu oyunu sürdüren Lenin'in satrapları... üç ayrı ordu göndermiş... savaş olduğu yalanına başvurmuş ve hatta arabuluculuk yapma teklifinde bulunmuştu./ Stalin ve Orjonikidze "Güney Kafkasya" seferinde Lenin'le anlaşmazlığa düşmüş ve Lenin (… güç kullanarak alma konusunda tereddüt etmesi söz konusu değildiyse de) temkinli ve sabırlı olmayı tavsiye etmiş, Rusya dışında bir bölgenin askeri ilhakını yerel halkın kendiliğinden isyanı ve... "yardım talebi" yalanı ardına saklamıştı. Anlaşmazlık tamamen taktikseldi: Lenin'in amacı... bir başarısızlığa yol açmamaktı. Fakat iki Gürcü... tedbirsizce istekliydi. Pratikte bu Orjonikidze'nin... benimsediği yöntemdi ama Stalin'in... intikam alma arzusundan kaynaklanmaktaydı" 458, 459 

-"Kafkasya... yüce lider Stalin ve... Beria üzerinden çifte bağlantısından dolayı KP'nin terör iktidarına derinden bulaşmıştı. Abhazha'da doğmuş Megrelyalı bir köylü olan Beria 1921'de, 22 yaşındayken çoktan Çeka için Azerbaycan ve Gürcistan'da çalışmaya başlamıştı; üstü Mir Cafer Bağırov idi. 1926'da Gürcistan OGPU'sunun başına geçmiş... sevimsiz kişiliğine dair uyarıları... önemsenmeyen Stalin, Beria'da... hırslı ve ona dalkavukluk edecek bir casus görmüştü. Beria'nın diğer yanı ise 1930'da... Moskova'ya... bir köylü "karışıklığı" yüzünden... "… kesin tedbirler alınmadığı takdirde... ciddi sorunlarla... karşı karşıya..." kalınacağını rapor ettiğinde açığa çıkmıştı. Bunun sonucunda, Moskova... "kulaklar"ın kurbanlaştırılmasını "Güney Kafkasya" KP görevlilerinin sorumluluğundan alarak OGPU'ya devretmişti... Stalin onu... KP'sinin il sekreteri olarak atamıştı... OGPU'sunun başı olmuş ve böylece bölgede muazzam bir güç edinmişti; özellikle Gürcü KP'sindeki entrikalar, geride, 1921'den beri birçok parti görevlisini, onları Terör arttıkça yok edebilecek kayıtlar bıraktığından" 539 

-"Beria diktatörlüğünün... korkunç etkileri... 1930'larda ortaya çıkmıştı... suçlamalar... yurttaş kitlelerine sabotaj... Stalin'in 1932'de KP üzerine çalışan bir Rus tarihçisine saldırısı yeni bir tarihsel ortodoksluk başlatmıştı ve bu sadece Lenin'i her türlü soru ve eleştirinin dışında Tanrı'ya yakın bir varlığa dönüştürmekle kalmamış, aynı statüyü Stalin için de ima etmişti. "Gelecek çeyrek yüzyıl boyunca (Sovyet) tarih yazımını eleştirel analiz veya kaynaklara bağlılıktan ziyade, ortodoksluk veya uymacılık belirleyecekti" ve tarihin sistematik şekilde çarpıtılması ve tam bir saçmalığa dönüştürülmesi için gerekli modeli Beria sağlayacaktı. Ocak 1934'te... Beria... Moskova'ya... geçmişti... Kirov'un öldürülmesi... kitlesel bir temizlik... için bahane olmuş... Haziran 1935'te tüm bunların yardımcı kışkırtıcısı Beria, tutuklu dinleyicilerine (Tiflis'te hıncahınç doldurulmuş bir KP toplantısı) iki gün boyunca 330 sayfalık "Güney Kafkaslarda Bolşevik örgütlerin tarihi" adlı "sunumunu" okuyarak... bir gösteride bulunmuştu... bu sahte çalışma... sıkıcı bir alıntılar dizisinin... Stalin'in önemini büyüten ve Lenin'den önce geldiğini ima eden bir "tarihsel" anlatıya dönüştürülmesiydi... Beria'nın kitabı... kariyer komünistleri için... okunması zorunlu bir kaynak olmuştu... bazı Ermeni komünistler dışında hiç kimse eleştirme cesareti gösterememişti; bu Ermeni komünistler sadece Beria'nın anlatısının yalancılığı ve Stalin ile Beria'yı abartılı övücülüğüne öfkelenmekle kalmamış, Ermenistan'ı ve özellikle de S. Şahumyan'ı atlamasına da sinirlenmişti. Ama bu karşıt görüşlü Ermeniler... bu cüretkarlıklarını tutuklanma, işkence ve idamla ödeyeceklerdi./ Ermenistan... 1920'den beri... neredeyse her siyasetçi, 1936 ve 1939 arasında uydurulmuş suçlamalarla tutuklanarak kurşuna dizilmişti" 540, 541 

-"Stalin'in Kafkasya'daki yakın adamlarından bir diğeri de Abhaz Bolşevik'i ve Abhaz Cumhuriyeti'nin 1922 ile 1936 arasındaki ilk başkanı Nestor Lakoba idi; son yılındaki ölümü resmen bir kalp krizine atfedilmiştiyse de, muhtemelen Beria'nın emirleri doğrultusunda zehirlenmişti. Ölümünden sonra Stalin'i öldürmeye çalışan bir "Troçkist" olarak karalanmıştı.../ Azerbaycan'da aynı kişi, yani Mir Cafer Bağırov 1921'den, yandaşı Beria gizli polise ilk kez katıldığından beri hükümetin başındaydı. Bağırov Azerbaycan OGPU/NKVD başkanlığını cumhuriyet hükümetinin başkanlığı (1921-33) ve KP'sinin sekreterliğiyle (1933-53) birleştirmiş ve buna bir de Moskova'daki KP Merkez Komitesi üyeliğini (1934-53) eklemişti... Stalin'in ölümüne kadar ayakta kalmayı başarmış ve bu tarihte KP'den atılarak 1956'da vurularak öldürülmüştü./.../... Dağıstan'da... cumhuriyetin ilk hükümetinin ve komünist liderliğinin neredeyse tüm üyeleri 1937-8'de öldürülmüştü.../ Çeçenistan-İnguşetya... "1922'den 1943'e kadar... tarihi neredeyse kesintisiz ayaklanmalar, karşı seferler ve 'siyasi eşkıyalık' dönemiydi." Özellikle, İnguşetya'da... büyük ayaklanmalar 1926-30... ve 1929-30'da... gerçekleşmişti. KP sekreteri... Çernoglaz... tüm Kunta Hacı yandaşlarının tutuklanmasını emrederek... fazla ileriye gitmişti: Arabasında tuzağa düşürülüp ilk önce vurulmuş sonra da başı kesilmişti./ Rusların bu tür eylemlerinden ötürü "Çeçenistan dağlarında sanki önceden titizlikle planlanmış gibi her bahar köylü isyanları kopmuş... gerilla savaşı... daimi bir duruma dönüşmüştü". Özerklik ve İslami kurumlara bir saldırı olarak algılanan kolektifleştirmeye karşı Çeçen-İnguş protestoları, Moskova ve Vladikavkaz'ın alışıldık aldatma ve şiddetiyle karşılaşmıştı. Çeçenler Şali'de 150 OGPU askerini öldürüp gazavat ilan ederek karşılık verdiklerinde, komünistler onları ezmek için muazzam güçler toplamıştı. Böylece, köylülerin Rusya ve Ukrayna'dan daha az itaatkar oldukları Çeçenistan-İnguşetya'da "kulak" karşıtı kampanya, 35.000 kişinin tutuklandığı ve birçoğunun infaz edildiği geniş ölçekli bir askeri operasyona dönüşmüştü./... 1932'de 3.000 meslek insanının mevcut olmayan... bir "Çeçen-İnguş ulusal merkezi" üyesi olarak tutuklanmasına yol açan kötü niyetli bir "soruşturmanın" hedefi olmuşlardı... İç Savaş'tan sonra Bolşeviklerle araları bozulduğundan bazı önemli siyasetçiler Türkiye ve Orta Avrupa'da Kuzey Kafkasya mültecilerine katılmak zorunda kalmıştı... Kitlesel tutuklamaların ikinci kısmı Temmuz 1937 ile Kasım 1938'de gerçekleşmiş ve Ekim 1917'den (?) önce bir hükümet makamında bulunmuş neredeyse tüm Çeçen ve İnguşlar... sorgulama için NKVD hücrelerine atılmıştı. Bir "Çeçenistan-İnguşetya burjuva-ulusalcı merkezi"nin güya 137 üyesinin dahil edildiği uzun bir dava tertiplenmiş ve dayak ve işkence yoluyla elde edilmiş "itiraflar" ve karşılıklı ithamlardan, Britanya ve diğer Batı hükümetlerinin, "Türkiye ve İngiltere'nin koruması altında Kuzey Kafkasya federal cumhuriyetini" yeniden oluşturulmasını içeren gülünç amaç için finanse ettiği sözde karşıdevrimci komplodaki suç ortaklıklarını gösteren bir "kanıt" titizlikle uydurulmuştu. Süreç 1941'de sona erdiğinde en azından "liderlerin" altısı infaz edilmiş... 1930'larda Çeçenistan-İnguşetya'daki Terör kurbanlarının toplam sayısı yaklaşık 14.000 olarak hesaplanmıştır... arasında, Said Baduyev, Şemsettin Ayskhanov, Ahmed Nacayev ve Abdi Dudayev gibi ilk nesil Çeçen yazarlar da vardı... binlerce... yurttaş... vurulup öldürülerek toplu mezarlara gömülmüştü./ Bu kötülükler Çeçenler ile İnguşların cesaretini kırmamış, aksine binlercesi intikam talebiyle... ormanlar ve dağlara gitmişti. Özellikle 1940'da... Fin... direnişten esinlenmiş Hasan İsrailov önderliğindeki operasyonlarda NKVD subayları öldürülmüş ve trenler yollarından çıkartılmıştı" 543-548 

-"Hitler... 22 Haziran 1941'de saldırdığında Sovyet Rusya savaşa hazırlıksız yakalanmıştı... Bir Çeçen tarihçisinin sözleriyle,/... Berlin'deki onbaşının şeytani amaçlarını görmekten aciz olanlar sadece (bizim) "zeki lider ve öğretmenimiz" ve de ekibiydi.../... Haziran 1942'de Don'a ilerlemiş ve Eylül'de de Volga'da Stalingrad'a ana saldırılarını başlatmışlardı... ufak bir kuvvet de... Mozdok'a ulaşmıştı... Grozni... Hazar petrol... kaynaklarını ele geçirmeyi ümit etmekteydi./ 1941'de tüm Sovyet orduları kuşatılmış ve çok fazla sayıda Rus askeri esir düşmüştü... Almanların elinde 3,8 milyon Sovyet esiri vardı.../ Hitler... ırkçı klişe ve önyargıları büyük bir titizlikle uygulamaya koymuştu... Rusya İç Savaşı mültecisi... Rosenberg tarafından yardım görmüştü. Onun vasıtasıyla Hitler en kendini adamış sosyalizm ve Yahudi karşıtı mültecilerle tanışmıştı... arasında Sovyet Rusya'ya son derece düşman... birçok Kafkasyalı ve diğer sürgüne odak noktası olmuş Prometheus Derneği de dahil olmak üzere çeşitli siyasi örgütler oluşturmuş Ruslara ek olarak... Rus olmayan... da vardı... Nazi ırkçı öğretisi... Slavlar aşağı düzeyde bir "karışım" idi... Uygulamada... Hitler için "Ruslar" "insan altı"… "hayvanlar"dı./... Batı SSCB'de binlerce insan... kaçtıysa da, birçoğu Almanları Sovyet rejiminden kurtarıcıları olarak karşılamıştı.8... birçok Sovyet askeri... ilk fırsatta düşmana teslim olmuş ve... Sovyetler Birliği'ne karşı isteyerek çalışmıştı... Hitler tarafından engellenmiş ve ancak Kasım 1944'te... Vlasov komutası altında bir "Rus Özgürlük Ordusu" kurulmasına izin verilmişti... Hitler... diğer "Türki" toplulukları bunun dışında tutmuştu. Müslüman savaş esirlerinin yedek birlikler olarak örgütlenmesi Ekim 1941 kadar erken bir tarihte başlamış ve Ağustos 1942'de... 60.000 kişi... altı "Doğu Lejyonu" oluşturulmuştu... "Kuzey Kafkasya Lejyonu"nda... Çeçenler, İnguşlar... vardı./.../ 8. NKVD, 1941-3'te SSCB'de Kızıl Ordu'dan 1.210.224 kişi kaçtığını ve 456.667 kişinin de hizmet etmeyi reddettiğini rapor etmiştir.../.../... Almanlar Kuban ve Don'un bir kısmını işgal ettiklerinde, Kazak nüfusunun büyük kısmı onları ekmek ve tuzla karşılamış ve stanistalar bir bütün halinde Almanların tarafına geçmişti./.../ Almanların diğer "Doğu birlikleri" gibi Kazaklar da 1944'te doğu cephesinden çekilmişti... Kazak... subayların üçte ikisi İç Savaş'ta Bolşeviklere karşı savaşmış mültecilerdi ve bu yüzden de en kötü ihtimalle Britanya'nın onları savaş esiri olarak kabul edeceğini düşünmekteydiler. Fakat zafer coşkusu içinde Britanya... Stalin'i memnun etme isteği içindeydi... hemen hemen tüm Kazakları NKVD'ye teslim etmiş.../.../... Belgeler, Kalmukların büyük kısmının Almanları iyi karşıladıklarına dair şüphe bırakmamaktadır" 551-557 

-"Nazilerin Kafkasya planları diğer yerlerde olduğu gibi korkunçtu ama Kafkasya topluluklarına davranışları nispeten daha iyiydi; çünkü burada ordu kontroldeydi... en az Nazileşmiş subaylar vardı... müdahalesi en düşük düzeydeydi.../.../ Almanların... Malgobek ve Elkhotovo'da açmazla karşılaşarak durdurulana kadar petrol peşinde hızlı ilerleyişi... kendi başına bir askeri sefer... değildir... "Stalingrad Savaşı ve Kafkasya seferi..."… bu iki cephe... savaş... büyük bir ölçekte yürütülmüştü./ Kasım 1942'de... Gürcistan... istila tehdidiyle karşı karşıyaydı... bir kısmı Türkiye'nin durumdan faydalanarak toprak elde etme girişimini engellemek için Türk sınırına yerleştirilmiş gerilla grupları vardı" 561, 562 

-"En büyük tehcir... Çeçenler ile İnguşlara tatbik edilmiş olandı... 1936'da Çeçenistan-İnguşetya ÖSSC'si olarak birleştirilmiştiler ama Sovyetleştirilmeye karşı direnişleri bu idari "rütbe artırımıyla" sona ermemişti; ne de Moskova'nın onlar üzerinde baskı kurma arzusu. Çeçen partizan lideri Sadullah Mahomayev 1930 ile 1944 arasında sürekli aktifti... Hasan İsrailov da... 1940'da... Galançozh'ta bir "Çeçen-İnguş Halkı Devrimci Hükümeti" kurmuştu... Mairbek Şeripov, Şatoy ilçesinde aktifti ve Aralık 1941'de güçlerini birleştirerek tüm Çeçen-İnguş dağ bölgesini kontrolleri altına almışlar... Rus savaş uçaklarının Mart 1942'de Çeçen köylerine iki bombardıman akını düzenlemesinin sebebi şüphesiz buydu./... Avtorkhanov'a göre 1942'nin başlarında Beria... "gelecek haftaya kadar... Sovyet iktidarı yeniden oluşturulmadığı takdirde tüm Çeçen-İnguş halkının Kafkasya'dan sonsuza kadar kovulacağını" ilan etmişti. Almanlar Haziran'da Terek'e yaklaşırken, İsrailov ve Şeripov... insanları, eğer Almanlar kendilerini Kafkasya bağımsızlığına adamayacaklarsa hiç de iyi karşılanmamaları gerektiği konusunda uyarmıştılar.../ Bu arada binlerce İnguş ve Çeçen... Kızıl Ordu'da savaşmaktaydı... SSCB'nin 1938'de etnik birimlerden vazgeçmesi, dilsel ve yemeksel zorluklar çıkartmış... Çeçenler ile İnguşlar kendilerini askere alma sürecinin dışında bulmuşlardı. Fakat 1942'de... bu yasa değiştirilmişti... Çeçen ve İnguş... askere çağrılan 45.000'den sadece 18.000'i birliklerine katılmıştı. Diğer yandan, gönüllüler kabul edilmiş ve 1942'de Çeçen-İnguş... gönüllü askere katılım bir süvari alayı ile bir piyade tümeninin oluşturulmasını sağlamıştı... İnguşlar ile Çeçenlerin savaş sicilinde bir bozukluk yoktu./ Buna rağmen, Beria, Stalin'in verdiği yetkiyle, Çeçen ve İnguşları evlerinden çıkartmak amacıyla yerel birliklere destek... için 1.000 NKVD askeri göndermişti... köylerde askerlik yaşında çok az erkek kaldığından, neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmamışlardı. Buna rağmen vahşet vardı... bir Gürcü albayı... Khaybakh'ta... 700 köy sakinini canlı canlı yakmıştı. Albayın Beria'ya raporu şöyleydi: "Sadece senin görmen için. Nakledilemez olmaları dikkate alınarak ve 'Dağlar' operasyonunu plana göre uygulamak için Haybah Köyü'nün 700 sakinini yok etmek zorunda kaldım. Devlet Güvenliği Albayı Gvişiani." Yanıt şöyleydi: "Haybah ilçesi Çeçenlerini tehcir ederken gösterdiğiniz kararlılıktan dolayı devlet ödülü ve terfi için teklif edildiniz. Tebrikler. İçişleri Bakanı Beria." "Nakledilemezler" yaşlılar, hamile kadınlar, çocuklar ve hastalardı... diğer dağ ilçelerindeki birçok insan da vurulmuştu. 23 Şubat ile Mart 1944'ün başları arasında, 387.229 Çeçen ve 91.250 İnguş... evlerinden zorla atılmıştı... Kazakistan ve Kırgızistan'a yolculuk sırasındaki ölümler %50'ye ulaşmıştı./ 7 Mart 1944'te Çeçenistan-İnguşetya ÖSSC'si feshedilmişti... ilgili yasa Ocak 1946'ya kadar halka ilan edilmemiştiyse de..../ SBKP'nin... tehcir için verdiği sebep, işgal sırasında Nazilerle işbirliği yapmış olmalarıydı... eylemler bir bütün olarak bu ulusların kitlesel sürgünlerini hemen hemen hiçbir şekilde haklı gösteremez. Seçkin Rus tarihçisi D.A. Volkogonov'un belirttiği, (Stalin) bu mantığı sonuna kadar izleseydi, Rus Özgürlük Ordusu'nun (Vlasov'un ROA'sı) oluşmasından sonra Ruslar ile Ukraynalıların tamamını, yani SSCB'nin tüm uluslarını tehcir etmeliydi" 568-570 

-"Gürcistan'ın... tehcirlerdeki rolü son derece belirgindi... Beria'nın... Kafkasya'daki rolü de eş derecede belirgindi: Kafkasya "Beria'nın özel tımarı" olarak isim yapmıştı. Stalin'in yaşamının son on yılı kesinlikle Gürcistan'ın yükseltilmesiyle çakışmıştı. Kafkasya topluluklarının tehcirinin onları "cezalandırmak" için tasarlanmış olması ihtimal dışıdır... Türkiye'nin Almanya'yla muhtemel askeri ittifakına dair stratejik kaygılar veya Rusya'nın savaştan sonra Türkiye üzerine tasarılarının da önemi olamazdı... homojen ve Hıristiyan bir Gürcistan yaratma amacıyla tasarlanmış bir "etnik temizlik" ve... ilhakının Gürcistan emperyalist projesinin başka bir yüzü olduğu açıktır" 576 

-"Stalin hemşerilerine güvenmemiş, onları Moskova'da takip ettirmiştir. Gürcü restoranlarına casuslar yerleştirmiştir; çünkü eğer bir gün suikasta kurban giderse katillerin Kafkasyalı olacağına inanmıştı./... SBKP'nin yurtseverlik üretmesi gerekmekteydi ve bu... çoğunluk... Rus... kahramanları üzerine odaklanmak zorundaydı... Rusya'nın mevcut lideri (Gürcü ve bir ayakkabıcı-serfin oğlu) bu rol için yetersiz olduğundan... Stalin kendisini bir Rus'a dönüştürmek zorundaydı... sevecen ve sahte bir imajın ardına sığınarak kitlelerden uzaklaşmış ve böylece kendisini "Büyük Rusya"nın vücut bulmuş haline dönüştürmüştü... Bu rol, Stalin'in, Orjonikidze'nin 1937'deki ölümünden sonra konuşabildiği tek Gürcü olan Beria tarafından desteklenmişti. Orjokinidze'nin ölümü, onun, "eninde sonunda Stalin'le arasında bir çatışmaya yol açacak insani zayıflık(lar)ından" birinden kaynaklanmış bir intihardı: Orjokinidze, Stalin'in kin besleme ve öç alma yeteneğinden kesinlikle yoksundu. Orjokinidze'nin pişman "muhalifleri" affettiğinden ve onları kendi sanayi bakanlığında barındırdığından, Stalin'in eski yoldaşını, ailesi üzerinden bir "sabotajcı" olarak tuzağa düşürerek yok etmesi kolaydı. Stalin, bu görevi Beria'ya vermiş ve böylece "Stalin'in 'Büyük Temizlik' planına açıkça karşı gelmeye cesaret edebilecek... Merkezi Komite'deki tek insandan" kurtulmuştu... Beria, 1937... Gürcistan... acımasız bir temizlik yapmıştı... Malenkov ve Mikoyan'la birlikte dikkatini Ermenistan ve Azerbaycan'a çevirmiş ve burada, Beria'yla ilişkisi sayesinde sadece Bağırov kurtulmuş" 579, 580 

-"Beria'nın başarı yolundaki ana niteliği "son derece ahlakdışı" olmasıydı; acımasız bir entrikacı ve yağcı, sadist bir sorgulayıcı, soğuk bir infazcı ve utanmaz bir genç kadın avcısıydı... aynı zamanda "kesinlikle apolitik" idi: Ne Marx'ı ne de Lenin'i okumuş veya anlamıştı... 1938'den 1953'e kadar SSCB'de Stalin'den sonra en güçlü kişiydi... en düzenli işlevi, Stalin'e... "casus" ve "terörist" listeleri ve raporları getirmesiydi... casuslar ve teröristler "keşfederek" onun her geçen gün artan paranoyasından da yararlanmaktaydı./ Bu ikisi, SSCB'de hayatı otuz yıl boyunca biçimlendirmiş iki Gürcü'ydü. 1930'ların ortasından itibaren Stalin'in megalomanisi tamamen serbest kalmış ve gücü de neredeyse sınırsız olmuştu; SBKP onun kişisel direktiflerini Merkez Komite'den resmi onay gerektirmeyen hükümler olarak görmekteydi. Yegane danışmanları onun gece yemeklerine davet edilmiş seçilmiş yakın adamlarıydı... Malenkov... kaydederdi. Tartışma çıkmazdı... ara sıra şakşakçı adamlarıyla dalga geçer... Komplimandan son derece hoşlanırdı (ve bu konuda Beria çok iyiydi" 581 

-"Stalin'in kendisini övdüğü... ünlü History... 1943'te... yeni ulusal marş... 1951'de Stalingrad yakınında... heykelinin dikilmesi... kararı... Stalin'in megalomanisi ve Beria'nın yağcılığının birbirlerini karşılıklı beslemesi... Gori'de... Stalin Müzesi'nin yaratılması... Beria tasarlamış ve Stalin onaylamıştı" 582 

-"Beria'nın zaferi Tiflis'e kadar uzanmış... (1951-2...)… hükümet... Beria'yı "Gürcistan'ın en iyi oğlu..." şeklinde övmesi.../... başarısı kısa sürmüştü. 26 Haziran 1953'de Moskova'da, SBKP... birleşik bir toplantısında 10 Temmuz'a kadar ilan edilmemiş bir darbeyle görevden alınarak tutuklanmıştı. Hemen ardından Tiflis'te... yandaşları tutuklanmıştı" 585 

-"Almanya'nın düşmanları için savaş sırasında özellikle önemli olan, Almanların planladığı ama 1926-38'de İsveçli ve diğer mühendislerin inşa ettiği, İran Körfezi'nde Abadan'dan Tahran'a giden İran Trans Demiryolu'ydu. Britanya ve Rusya da hala derin bir şekilde İran'la ilgiliydi" 586 

-"Moskova'nın gözünde Kafkasya'nın yerli toplulukları tamamen "güvenilir" değildi... sınır kuvvetleri... 1980'lerde... 300.000'e ulaşmıştı ki bu Kafkasya'yı "SSCB'de en ağır askerileştirilmiş bölgelerden biri" yapmaktaydı" 591, 592 

-"Azerbaycan'da Stalin-Beria geçmişine aldırış edilmemesi daha zor olmuştu; buranın diktatörü M. Bağırov, Beria'nın yakın işbirlikçisi olmuştu. Bağırov 1953'de görevden alınarak tutuklanmış ve ardılı İ. Mustafayev yalakalıktan kötülemeye ani geçiş yapmıştı; özellikle Azerbaycan Bilimler Akademisi'nin "akademik oturumunda" Bağırov'un Azerbaycan KP'sinin tarihi üzerine "kötü küçük kitabı" (Beria'nın tarihçi çabasını taklit eden) ittifakla kınanmıştı. 1956'da Bağırov, Stalin kültünü desteklemeye ek olarak "terörizm" ve "karşıdevrimci örgüt yaratma" suçlamalarıyla mahkemeye çıkartılmış ve birçok çalışma arkadaşıyla birlikte kurşuna dizilmişti... 1969... bu tarihten itibaren saygı duyulan ve korkulan Haydar Aliyev Azerbaycan'ın hakimi olmuştu" 593  

-"1964'te ilk kez petrol çıkartılmaya başlamış Batı Sibirya... Hazar'dakini geçmişti... (… petrol sanayinin fonlanması rekabetinde, Sibirya'daki gelişmenin ana taraftarının Ermeni ekonomist Abel Ağanbegyan olması Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki düşmanlığı da arttırmıştı)…/ Gürcistan'da 1953'ten sonraki ekonomik gelişme aşırı yapmacık terimlerle açıklanmaya devam etmiş... üretim rakamları... sürekli artış... komünist toplumun nihai amacına doğru biraz daha ilerleme olarak gösterilmişti" 594 

-"Azerbaycan'da da... 1970'lerde resmen hoş görülmüş bir yurtseverlik dalgası belirmişti... son 30 yıldır fazlasıyla bastırılmış "geçmişe yeniden ulaşmaya çalışıyordu". Yurtseverce sempatiler... Brejnevci siyasi tepkinin vücut bulmuş hali... Haydar Aliyev'e atfedilmekteydi" 605 

-"Azerbaycan tarihçiliği, Rus komünist rejimin... Rus militarizmini gerekçelendirmek için tasarlanmış... Batı karşıtı retoriği tarafından da çarpıtılmıştı... bir örnek, Rusya'nın Kafkasya'daki savaşları üzerine öncü çalışmalardan birine gecikmiş bir saldırıydı: Baddeley'in The Russian Conquest of the Caucasus (Rusların Kafkasya'yı Fethi). İlk kez 1908'de yayınlanmış, iyi bir araştırma sonucu olan bu mütevazi kitap, her ne kadar Britanya ile Rusya'nın arasındaki emperyal rekabetin doruğunda yazılmıştıysa da, yerli topluluklara karşı savaştaki Rus komutanlarını eleştiren kısımlar sınırlı ve dengeli olup Rus kaynaklarına dayandırılmıştı. Ayrıca Baddeley... Şamil'i eleştirmeyi de unutmamıştı. Fakat Rus tarihine artan ilgi bu kitabın 1969'da Batı'da yeniden yayınlanmasına yol açtığında kitap (dokuz yıl sonra!) Azeri akademisyenler tarafından yerden yere vurulmuştu... bir eleştirmen... resmi versiyon şöyleydi:/ Rus birliklerinin Hazar illerine gelişi (1622'de)… ("Azeri") kitlelerin hayallerini gerçekleştirmişti.../ Bu iğrenç abartı bir yana, bu makalenin en çarpıcı özelliği Azeri ulusalcılığının temel temasıdır: Baddeley ve yayıncıları "Arran, Karabağ ve Barda kentinin İran'da değil, Azerbaycan'da bulunduğunu ve Barda sakinlerinin en eski dönemlerden beri Azeri olduklarını biliyor olmalıydılar"… Azerilerin veya en azından daha önce "Rus Azerbaycanı" olarak adlandırılan yerdekilerin (yani Şirvan) 18. yüzyılda "her zaman" orada yaşamış (yani "yerli") farklı bir topluluk olduklarını ileri sürmek saçmaydı. Azerbaycan (tıpkı Gürcistan gibi) yüzyıllarca İran İmparatorluğu'nun parçasıydı" 605-607 

-"… bir siyasi dogma da son derece yaygın SSCB, topluluklarının dostluğuydu.../.../ Komünist sansür Kuzey Kafkasya'da 20. yüzyılın en dikkat çekici olayından bahsedilmesini önlemişti: Yerli yurttaşlarının 800.000'inin yerlerinden çıkarılarak tehcir edilmesi... Hiç kimse "Leninist ilkelerin" ne olduğu... ifade etmediğinden... tarihlerinde bu tür bir tehcirin ismine bile rastlamak mümkün değildi" 636 

-"Kuzey Kafkasya'da tarihsel uydurma veya "yeniden değerlendirme"nin en büyük teması epeyce eskiydi: Rusya'nın 19. yüzyıldaki fetih seferi... bir araştırmanın yazarı, partinin... amaçlarından birinin "… olumlu sonuçlarını vurgulayacak şekilde yeniden yazarak" Leninist uluslar politikasını teşvik etmek olduğunu ileri sürmüştü... ana istek, tebaa toplulukların... tarihsel bilincini... yerlerini Marksist-Leninist mitler ve "yüce Rus halkı" kültüyle doldurarak yok etmekti" 637          

-"1945... teori... "Rusya'nın... ilhakının... ilerici bir fenomen olarak algılanması gerektiğiydi"… Şamil aniden popüler olmayan "gerici" olmuştu ve müritçiliği... "Britanya kapitalizmi ve Türk sultanının hizmetindeydi"./ Bu Şamil'e karşı itibarsızlaştırma kampanyası... Bağırov'un... son yıllarındaki özel alanı olmuş... Stalin'in ölümü... bir süre belli bir esneklik sağlamış ama SBKP ideologları 1957'de süratle ortodoks görüşü yeniden dayatmıştı ve Şamil hakkında 1966'ya kadar neredeyse yeni yayın olmayacaktı... Moskova'nın Şamil'i karalamasının Çeçenistan-İnguşetya'da gizli Sufi tarikatlarının büyümesi ve... yayılmasıyla çakışması bir tesadüf değildi" 638, 639 

-"Rusya tarafından "asimilasyonun" otomatik bir "ilerici" gelişme olduğu fikri... Rusya'dan resmi destek almış bu görüş, utanıp sıkılmadan, "yayılmacı, saldırgan eylemleri"… Rus... değil, ufacık İnguş, Çeçen ve Dağıstan uluslarına atfetmekteydi; bu uluslar güya Gürcistan ve Osetya'ya akınlarıyla bu savaşa yol açmışlardı... ancak 1980'lerin sonunda bu saçma kurguyu çürütme... fırsatı bulacaklardı./... SBKP... İnguş ve Çeçenlerin inancını yok edebileceğini düşünmüş olabilir ama bu onların inatçılık, dürüstlük ve kültürlerini koruma kararlılığını hesaba katmadıklarını göstermektedir" 640 

-"Kronik korku ve belirsizlik ile komünist propagandanın yalan ve aşırı basitleştirmeleri insanları George Orwell'in "çifte düşünce" olarak adlandırdığı, yani "kişinin aynı anda iki zıt düşünceye inanma ve her ikisini de kabul etmesi" olarak açıklanabilecek duruma sürüklemişti.../... bunaltıcı bir fantezi hüküm sürmekteydi... 1917'den itibaren Sovyet rejiminin suç işlemeye eğilimi, normal koşullarda dürüst insanları hayatta kalmak için sahtekarlığa başvurmaya zorlamıştı. Günlük yaşamın evrensel gerçeklerinden biri, kısıtlı miktardaki ürünlere, daha iyi yaşam koşullarına, daha iyi tıbbi hizmete, öğretim birimlerine kabul edilmeye, polisin Moskova'da veya diğer üst kategori kentlerde yaşamaya izin vermesine, hatta sınavlarda geçer not almaya veya tatmin edici dava sonuçlarına ulaşmanın rüşvet yoluyla satın alınabileceğiydi. Bunun sebebi, sürekli tüketim mallarının kısıtlı ve hizmetlerin yetersiz olmasıydı" 665 

-"Batı'da... ÖSSC'lerde ÖB ve UB'lerdeki "daha az önemli" ulusların sorun ve özgürlük hareketlerine ilgi gösterilmemişti. Tüm hükümetler... kendi iç "azınlık sorunlarından" hoşlanmamakta ve dış ilişkilerinde büyük, tek parça birimlerle ilişkiye geçmeyi... daha uygun buluyorlar ve daha ufak uluslarla zaman kaybetmek istemiyorlardı... SSCB'deki ulusal... hareketler... birçok Batılı siyasetçi ve akademisyene, komünist bile olsa bir rejimin birbirinden ayrı, bağımsız daha ufak devletlere bölünmesini görmek rahatsız edici veya hatta "tehlikeli" bir durum olarak görünmüştü. Bu yüzden, Batı yönetimlerinin... Baltık cumhuriyetlerine uzun süre destek vermekten çekinmiş olması... onların ayıbı olmuştur ki Kafkasya cumhuriyetleri ve daha ufak etnik varlıkların kaygıları onlara çok daha uzaktı./... !975'te Helsinki... "toplulukların eşit hakları ve kendi kaderlerini tayin hakları"… ile devletlerin çok daha ayrıntılı ifadelendirilmiş egemenlik hakları arasındaki ilişki Nihai Eylem'de açıklanmamıştı" 671, 672 

-"Yeltsin, ordunun desteğini almak için Rus komünist-ulusalcılara ödün vererek Anayasa'dan Rus olmayan toplulukların temel kaygılarına tüm referansları çıkartmıştı" 675 

-"1988'de SSCB... "uluslar politikasında Leninist ilkeler" ve özellikle de "SSCB halkları arasında dostluk ve birlik" gibi basmakalıp ifadelere başvurmaktaydı" 680 

-"1991-2'nin siyasi gelişmeleri, etnik Rus propaganda değirmeninde öğütülmüş tahıldı... Şevardnadze... "İslami köktencilik" veya "aşırılık" iddiasına da haliyle başvurmuş... sık sık tekrarlanmıştı; oysa... o sırada Kuzey Kafkasya'da dinsel köktenciliğe dair belirtiler azdı... belli düzeyde bir Hıristiyan köktenciliği görülmekteydi... bir Kuban Kazak papazı... "... iki dünya arasında bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu" söylemişti... İzvestiya... Rus-Kafkas savaşına yol açabileceği konusunda hemfikirdi... bir Dağ Cumhuriyeti... Rusya'yı "kendi bölgesinde güçlü bir Müslüman etkisi yayma kapasitesi" olan bir komşuyla baş başa bırakacaktı... Türkiye'nin Kafkasya'daki durum üzerinde "muazzam etkide" bulunduğu söylenmişti... ama ufak Adıge... 'nin Rusya'yla bağını koparması... Carimov'un Yeltsin'e güvence verdiği üzere, ne mümkündü ne de arzu edilebilir bir seçenekti./ Bu sırada "Çeçen mafyasıyla" ilgili başka bir kötü propaganda öyküsü yayılmıştı. Rusya'da suç olayı alıp yürümüştü... medya... güney cumhuriyetlerinden gelen siyah saçlı insanların özellikle sinsi ve her zaman hazır suçlular olduğuna dair ırkçı fobiyi beslemişti... gangasterlerin... büyük kısmı Rus idiyse de, bir kısmı muhtemelen Çeçenistan... 'dan gelmişti.38 Fakat... güneyliler... günah keçileri olmuştu... Don ve Kuban bölgelerinde Kazaklar Kafkasyalı tüccarları zararına satış yapmaya zorlamıştı... Ruslara göre Kafkasyalılar... Rus yurtseverlerin nefretini hak eden "Asyalıları" temsil etmekteydiler. Bu Rus ırkçılığının doruk noktası, Ekim 1993'de... Moskova'dan, 1891'de yine Moskova'dan atılmalarına benzer bir "etnik temizlik"" vakası şeklinde kitlesel kovulması olmuştu./ Artık Rusya'da işlenen suçların büyük kısmı için Çeçenler suçlanmaktaydı ve dedikodu yoluyla "Çeçen mafyasına" atfedilen güç sınırsız gibiydi.../ 38... Çeçenlerin... dikkat çekici derecede Avrupalı görünüşleri olduğunu söylemek gerekiyor.../... "Her suç... Çeçenlere yüklenmekteydi." ... aslında bir "... suç grupları çeşitliliği vardı..."… "düzenin sağlanması... Grozni'den değil, Moskova'dan başlamalıydı."… Çeçenler... Rusya'nın büyük silah kapasitesi, her yere yayılmış gizli polisi ve... gösterdiği acımasızlık geleneği karşısında Rusya'ya karşı bir tehdit olamazdı./ Yeltsin... abartılmış bir Kuzey Kafkas belası bahanesi yaratmış.../ 42... Maalesef, Londra'da iki Çeçen mafyası elemanı ve bir Ermeni'nin katıldığı bir cinayet, Batı'da Çeçenlerin suça özel eğilimlerine dair bir kanının oluşmasına yetmiştir.../.../... Graçov... Kuzey Kafkasya'daki tek ciddi başkaldırma merkezi Çeçenistan Cumhuriyeti gibi noktaları yok edecek türden kısa ve sınırlı bir savaş yapabilecek yeterli asker ve silah vardı./ Grachov'un... açıklaması, tüm Kafkasya'nın Rusya'nın ayrılmaz bir parçası... olduğu... bir tehlike vardıysa, bu "İslam" idi ve "güneyden gelmekteydi"..." 760-765 

-"Pazar ekonomisi önemliydi... Sovyet... yetersiz iç üretim ve tüketim mallarının azlığından... dolayı yaşam kalitesi kötüydü... en büyük engel... fiyatların merkezden belirlenmesiydi... bir yazar... "...Sovyet komünist girişimi, … insan doğasına o kadar aykırıydı ki ancak kitlesel terörle dayatılabilirdi..."/ Kirli gerçek şuydu ki... hükümetin üstü kapalı şekilde rüşvet ve yolsuzluğa göz yummasıydı. "Bazı iş anlaşmaları karaborsada profesyonel suçlular tarafından yapılmaktaydı ve en kötü durumlarda, büyük imalat girişimleri polis ve yerel parti yetkililerinin suç ortaklığı olan çeteler tarafından yürütülmekteydi."… "Neredeyse her yerde yüksek kaliteli mallar... tezgah altı satılmaktaydı."… Gorbaçov'un gördüğü temel ihtiyaç ekonominin özelleştirilmesiydi" 766, 767 

-"Vaynah davranış normları (kibarlık, düşünceli olmak, alçakgönüllülük, kısıtlama, karşılıklı saygı, terbiyeli olma ve adaba uygun davranma) "soyluluğu", eskiden Kabardey prenslerine ait düşünülmüş en yüksek modelleri temsil etmiştir; gerçi Çeçenlerin bunun için kullandığı sözcük nohçalla, "Çeçenlik" idiyse de./ "Onur", aileler, klanlar ve boylara dayanan Çeçen toplumunda hiçbir zaman boş bir sözcük değildi: "Bireyin kendisini ailesi... nden bağımsız düşünmesi mümkün değildi... itibarlarını koruması gerekmekteydi... aile ve klanı da... üyelerini korumak zorundaydı" 783 

-"Dudayev... İlk andan itibaren uygun bir hükümet yaratmayı veya zeki bir ekonomik politika tasarlamayı başaramamıştı. Bir hukuk mesleği de yoktu; ama büyük anlaşmalar (büyük ölçüde dürüst olmayan yollarla edinilmiş petrol ve silahlar gibi metalarla) yapılmaktaydı. Bununla birlikte, bu yetersizlikler Çeçenistan'ı, az sayıda kurumun makul bir verimlilikle çalıştığı, yolsuzluğun yaygın olduğu, karaborsanın geliştiği ve yurttaşların ailenin ötesinde çok az güvenlik ve kişisel sorumluluk duygularının olduğu Rusya'nın kendisinden önemli ölçüde farklı kılmıştı./ Yeltsin 1993'te Dudayev'in varlığını kabul etmiş olsaydı... savaş çıkmamış olabilirdi. Fakat Rus şovenistlerinin karşı çıkmaya, özellikle ufak toplulukların karşı çıkmasına tepkileri kötü olmuştur... 1994... Auşev ve... Kalmukov'un protestolarını ciddiye almayan Yeltsin... saldırı... emrini vermişti... Ruslar... vahşi iki adet total savaş yaşatacaktı. Rus devletinin savaş sırasında Çeçenleri acımasızca kitlesel olarak öldürmesinin iğrenç kötülüğü... onun 1939 selefinin Çeçenleri resmen övmesinden dağlar kadar uzaktı... Avtorhanov şöyle alıntılamıştı bu övgüyü: "Çeçenistan-Balkarya'nın tarihi, özgürlük aşığı bir ulusun (Rus) sömürgecilere karşı onlarca yıl sürmüş kanlı bir mücadeledir."/... o kadar acımasız... ki, Avrupa'nın II. Dünya Savaşı'ndan beri en kötü bombardıman kampanyası unvanını almış ve omurgasız Avrupa Konseyi'nin bile korkunç insan hakları sicilinden dolayı Rusya'nın üyeliğini reddetmesine sebep olmuştu.../... Kremlin... medeni dünyanın görüşlerine o kadar duyarsızdı ki... çoğu kez uyuşturucu almış Rus askerlerinin... köylüleri ve diğer yurttaşlarına karşı... işledikleri cinayetler ve korkunç zulüm sırasındaki ahlaksız vahşetin tam bir tablosunu sunmalarına izin verecek kadar utanma duygusundan yoksundular. Ailelerin sığındığı mahzenlere el bombası atılması sık rastlanan bir görüntüydü. Özellikle vahşi örnekler, Nisan 1995'te ufak Samaşki kentinin, Alhanyurt ve Gorarorsk köylerinin birer harabe ve neredeyse tüm sakinlerinin öldürüldüğü ceset yığınına çevrilmesi ve 1999-2000'de... Novye Aldı mezrasının aynı yazgıyı paylaşmasıydı.../ Eylül 1999'un sonunda yaklaşık 100.000 Rus askeri Grozni'yi bir kez daha ve ne kadar insanlık dışı olursa olsun hiçbir silahı kullanmaktan çekinmedikleri bir şekilde kuşatmıştı. Bu cephesi olmayan bir savaştı: Çeçenler açıkça kendilerine ait ülkelerinde yaşamaktaydılar (Ruslarsa yabancı işgalcilerden başka bir şey değildi)" 784-787 

-"Batı hükümetlerinin büyük kısmının Rusya'nın 1994-6... vahşiliğine... tepkileri sessiz kalmak olmuştu... Batılı bir diplomat şöyle demişti: "Hala Yeltsin'e bir şans vermek istiyoruz... kendinden menkul zor bir cumhuriyet yüzünden onunla kavga etmeyeceğiz." Batılı liderler "Çeçen çatışmasının Rusya'nın 'iç meselesi' olduğunu tekrarlamıştı."… "… insancıl hukukun... ihlalleri... Halifax'taki G7 zirvesinin atmosferi, Çeçenlerin kaderine genel kayıtsızlığın kolaylıkla Rus liderlere ödünlere ve hatta onlarla suç ortaklığına dönüşebileceğini göstermişti."/ Rus halkının kendisi de... acı çekmişti.../.../... Ruslar alıkoydukları Çeçenlere, özellikle de erkeklere, aşırı sadistçe davranmaya başlamış... eski demiryolu vagonlarından Çervlyonnaya ve... Mozdok ve Grozni'nin kendisinde özel toplama kampları yapılmış... bunları uygulamada Çeçen erkeklerini soykırımsal amaç doğrultusunda dayak ve işkenceyle etkisizleştirmek veya öldürmek ve bedenlerini gelişigüzel çöplüklere atmakta kullanıyorlardı. Çeçen kadınlarının büyük kısmı (ve bazı erkekler de) tecavüze uğramıştı.../ Rusların Ağustos 1999'da başlattığı İkinci Çeçen Savaşı... hava saldırıları, roket ve top bombardımanlarıyla 1995 soykırımının ötesine geçmişti. "... İnguşetya'ya... kitlesel göçe (200.000 kadar mülteci)... sebep olmuştu. Çektikleri acılar inanılmazdı."…/ Bazı Batılı akademisyen yorumcular... Rus tarafıyla, özellikle Putin... geldikten sonra, daha fazla ilgilenmişti. Örneğin biri, "Çok az ulus, Rus imparatorluğu ve Sovyet halefinin ellerinde Çeçenistan kadar acı çekmiştir" demiş olmasına rağmen, sömürge savaşına dair Rus yanlısı bir anlatı sunmaktadır.../.../... Putin'in, sayısız Çeçen istila grupları olduğuna dair paranoyak imasıyla birlikte kendisini haklı göstermeye ve korku yaratmaya çalışan sözleri saçmaydı... Buna rağmen aynı yorumcu... Putin'in Rusları... haklı göstermesini kabul etmekle kalmamakta, suçu bir kez daha asıl suçlulardan Çeçenlerin kendilerine aktaran daha da kıyametsel bir senaryo eklemektedir:/ Tüm ulusal topluluklar özerklik arzularsa da, bu arzular müzakere edilmiş bir sürece tabi kılınmadığı sürece dünya siyasetini bir daimi savaş durumuna indirgeyebilirler.../ Bu garip bir argümandır.../ Lenin bile... tanımaya daha açıktı... "… baskıcı bir ulusun ulusalcılığı ile küçük bir ulusun ulusalcılığını birbirinden ayırmanın önemli olduğu"nda ısrar etmişti.../ SSCB... ulusal marş... "Özgür cumhuriyetlerin yıkılmaz bir birliği..." 1987-91'de tüm Rus olmayan bölgelerin bağımsız devletler olarak... aceleleri, bu duyguların yalan olduğunu açıkça göstermişti... devlet hala Rus liderlerin emperyal kibrinin egemenliği altındaydı; bu, Çeçen karşıtı savaşlar ve bunun ürünü olan acımasızca yok edilmiş Grozni kentinde son derece vahşice ileri sürülmüştü... Putin... bu yeni emperyalizmin vücut bulmuş hali olmuştu./... 2001'in başında Putin... "sessizleştirilmiş ve sinsi bir terör tesis etmişti; yani gizli ve sessiz bir yavaş yok etme düzenlemesi." Bu düzenleme, karanlık saatlerde... Çeçen erkeklerini alıp... götüren işaretsiz arabalar kullanmaktaydı... Rus katiller zaten herhangi bir cezalandırmadan muaftı ama bu andan itibaren... koruyucu anonimlik de olacaktı... Putin de kendisini Batılı hükümetlere, "terörizme" karşı mücadelede bir müttefik olarak sunmaktaydı.../.../... Putin'i... eleştirmek tehlikeliydi... Politkoskaya... tecavüzcü-katil Albay Budanov... yazılar yazmıştı... 7 Ekim 2006'da... vurularak susturulmuştu...156... en etkileyici haberlerinin bir kısmı İnguşetya'da yazılmıştı. Beslan... Oset... Dzasohov'un ölümler için tüm sorumluluğu taşıması ve "mahkemeye çıkartılması gerektiğine inanmaktaydı. Fakat Putin müttefiklerini mahkemeye çıkartmaz"./... İkinci Çeçen Savaşı... farklıydı... basın haberleri sansürlendiğinden... "Çeçen tarafından habercilik yapmak düşmanı desteklemek anlamına gelmekteydi..."…/.../ 156... Sekiz yıl önce de lafını esirgemeyen kadın siyasetçi Galina Starovoytova benzer şekilde öldürülmüştü, şüphesiz bir hükümet görevlisi tarafından.../.../ Rusların Çeçenleri neredeyse tamamen yok etmeleri, Kafkasya'nın açıkça en yerli topluluklarından bir olan bu halkın gördüğü 200 yıllık zulmün doruk noktasıydı... 19. yüzyıl... uzmanı Zubov... "Bu kötü niyetli halktan kurtulmanın yegane yolu onları tamamen yok etmekti."..." 789-797 

-"Avrupa Konseyi Çeçenistan'daki insan hakları ihlalleri yüzünden 1995'te Rusya'nın üyelik girişimini reddettiyse de, Mart 1996'da sanki Avrupa Rusya'yı saygın bir aday olarak kabul etmişçesine "Rusya ilk defa Konsey Meclisi'nde yerini almıştı"./... 2004... Bağımsızlık Savaşı... açıkça İslami bir ruh kazanmıştı. Şamil Basayev bu modern gazilerin en cesur ve muzaffer olanıydı ama maalesef Rus karşıtı yiğitliği, gözlerini insani kaygılara köreltmişti" 810  

-"İnguş erkekleri cumhuriyetlerindeki Rus ve Oset güvenlik birimlerinin düşmanca faaliyetlerinden rahatsız olmaktaydılar. Bu faaliyetlere, sayısız genç İnguş erkeğin iz bırakmadan kaybolması ama Oset hapishaneleri veya Rus "filtreleme kamplarında" belirmesi ve buralarda... taciz ve işkenceye uğramaları ama çoğu kez rutin bir şekilde cinayete kurban gitmeleri de dahildi. Beş yıl boyunca (2002-6) 400 kadar İnguş erkeği bu şekilde iz bırakmadan "kaybolmuştu". Putin'in... dayattığı böyle alçakça bir yazgıyla karşılaşmamak için genç İnguşlar dağa çıkmışlardı" 814 

-"… haber yapmasını engellemek için, … yetkililer (İnguşya'da) on altı gazeteci ve insan hakları eylemcisini çeşitli şekillerde alıkoymuş, kaçırmış, kovmuş, dövmüş ve onlara karşı ölüm tehditlerinde bulunmuştu... karşı çıkmayı sürdüren bir İnguş da, eski devlet savcısı... Magomed Yevloyev idi... 31 Ağustos 2008'de Yevloyev... çevresi silahlı polisler tarafından sarılarak bir aracın içine sokulmuş ve 20 dakika sonra başından vurulmuş bir şekilde ölmesi için bir hastanenin önüne atılmış olarak bulunmuştu.../... Sadece 2007'de hukuk dışı şekillerde öldürülen kişilerin sayısı en az 40'ı bulmuştu... (B)u sözde teröristlerin birçoğu evlerinde veya caddede vurulmuş silahsız gençlerdi" 816 

-"Osetler... Kafkasyalıydılar.../ Vitali Kaloyev adında bir Kuzey Osetyalı mimar Almanya üzerinde bir uçak ile bir kargo uçağının çarpışması sonucunda karısını ve iki çocuğunu kaybetmişti.../... hava kontrolörünün adını ve İsviçre'deki adresini bulmuştu... iki yıl sonra... Zürih'e gitmiş ve... kontrolörü öldürmüştü... döndüğünde bir ulusal kahraman olmuştu; hatta resmi düzeyde de: Kuzey Osetya hükümeti ona "kabine"sinde bir koltuk vermişti" 818 

13.10.2020 

 *

Not:

 

"Kafkasya"da anlatılan Beria'nın iğrençlikleri ortada dururken kendilerine sol diyenler hala ek bağlantıda olduğu gibi Stalin övgüsü yapabiliyorlar. 

EK: 

https://sol.org.tr/anasayfa 

 

Kuruluşun ve kurtuluşun lideri: Stalin 142 yaşında 

Bugün Sovyetler Birliği'nin unutulmaz lideri, faşizmin mezar kazıcısı Stalin'in doğum günü... O gözlerini yumduğunda Sovyetler Birliği kaderi yıkılmak olan bir ülke olmaktan çok uzaktı. 

... 

 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder