18 Temmuz 2023 Salı

ÖZTÜRK'TEN 3 ESER


SERHANLARIN KADERİ

SAVAŞ LORDLARI

NOT DEFTERİ

***


SERHANLARIN KADERİ

(ÇEÇEN DRAMI)

Dr. Harunhan Remzi Öztürk, 2000, Bartın


1994'ten sonraki dönemde Çeçenistan'da yaşanan Rus vahşetinden kesitler aktaran bir eser.

Çeçenlerin tarihi ve diğer bazı özellikleri hakkında bilgiler de var.

*

Kitaptan bazı notlar şöyle:

*

"Bir efsaneye göre... Tanrı dağlılara kendisi için ayırmış olduğu en güzel toprakları verir. Bu güzel toprakların bulunduğu yer Kafkasya'dır". (Öztürk-Serhanların Kaderi, s. 1)

Efsaneye göre bir isyan sonrasında "Ulu Tanrı'da dağlılar arasında düzeni sağlaması için Düzen Tanrısını görevlendirmiş. Düzen Tanrısı Kafkasya'ya gelmiş, bütün dağlıları toplamış ve onları gruplara bölmüş. Her gruba ayrı bir dil ve ayrı bir toprak vermiş. Grupları kendi aralarında sınıflara ayırmış. Önce Halk Sınıfını oluşturmuş, onları idare etsinler diye Hanlar Sınıfını kurmuş. Tanrıların buyruklarının uygulayıcısı olarak da Serhanlar seçmiş. Hanlar'a ve Serhanlar'a hizmet etsinler diye de Köleler Sınıfını kurmuş. Daha sonra zeka, cesaret, liderlik, bilgelik ve benzeri üstün nitelikleri dağıtmış. Bu nitelikleri de, incinmesinler diye köleler sınıfına çok az, uyum içinde çalışsınlar ve her türlü yönetim biçimine uysunlar diye halk sınıfına biraz, iyi idareci olsunlar diye Hanlar'a çok derken Serhanlar'a gelince dozu fazla kaçırmış. Düzen Tanrısı'nın ayrılmasından hemen sonra Serhanlar arasında üstünlük kavgası başlamış. Bu defa da Serhanlar arasındaki bu üstünlük tartışmalarının üstesinden gelemeyen Tanrılar" şikayet edince "Ulu Tanrı; "Hanları anladım da bu Serhanlar neyin nesi?" diye sormuş./ Düzen Tanrısı; "Onlar da bizim temsilcilerimiz" demiş./ Ulu Tanrı; "Sizin aranızdaki üstünlük kavgasından bıktım usandım, bu yetmiyormuş gibi bir de sizin temsilcilerinizle uğraşamam. Dünyaya git, bütün temsilcilerini bir yerde topla, kendi aralarında üstünlük kavgası etsin dursunlar. Eğer Kafkasya'ya dışarıdan bir saldırı olursa hem kendi topraklarını hem de Hanlıkları korusunlar" demiş./ Ulu Tanrı'nın buyruğuna uyan Düzen Tanrısı da Serhanları toplamış ve Çeçenistan'a yerleştirmiş. Bu nedenledir ki Çeçenler o gün bu gündür hem Kafkasya'nın hem de Kafkaslılar'ın vatan topraklarındaki birlik ve beraberlikleri için çırpınıp dururlar!" (Öztürk-Serhanların Kaderi, s. 2, 3)

"Kafkasya milletlerinin en eskisi olan Çeçenler Kafkas ırkına mensuptur. Hatta bazı tarihçiler Kafkasya'da yaşayan beyaz ırkın onların devamı olduğunu söyler." "Dilbilimcilerine göre, Çeçen dili... köklerine Mitanni (M.Ö. XIV-XV yy. arasında), Urartu (M.Ö. IX-VI yy. arasında) gibi doğu devletlerinin yazılı kaynaklarında rastlanmıştır./ Çeçenlerin etnik yapısının M.Ö. III-II yy. arasında Ön Asya'da ve Kafkasya'da yaşamış olan "Hurri"lerden geldiği söylenmektedir. Çeçenlerin hem kültürlerinin hem de eski dinlerinin "Hurri" eserlerinde ve yazınlarında yer aldığı görülmektedir. Çeçenler'e M.Ö. I. yy'da güney Kafkasya'da ve Mezopotmaya'da sıklıkla rastlanmıştır." (Öztürk-Serhanların Kaderi, s. 3, 4)

"Bir Yorum (Hüzün çiçekleri gibi, vatanımızdan ülkelere yayıldık. Yaban gülleri gibi açarak bütün Dünya'ya renk katıyoruz.) (Öztürk-Serhanların Kaderi, s. 7)

"Hegel, "Ruhun Felsefesi" adlı yapıtında; "Yalnızca Kafkas ırkında ruh salt bir özdeşliğe ulaşmakta, yalnızca burada ruh doğa ile tam bir kıyaslamaya girişmekte, kendisini salt bir bağımsızlık içinde tanımakta, iki aşırılık arasında kaybolmaktan kurtulmakta, kendini ve özünün gelişimini tanımlamakta böylelikle de dünya tarihini doğurmaktadır. Dünya tarihinin gelişimi Kafkas ırkı ile başlar." demektedir." (Öztürk-Serhanların Kaderi, s. 7, 8; Öztürk-Savaş Lordları, s. 37)

"Dünyada, tarihin bilinen döneminde fetih amaçlı askeri çatışmalar yaşamayan iki komşu ulus bulmak güçtür. Bu açıdan Kafkasya bir istisnadır... Kafkasya'da bazen bir tek halkın sahip olabileceği birlikten daha güçlü bir birlik olma bilinci vardır. Ayrıca, Kafkasyalılığın bazen bir ırk özelliği değil de, bir ulus özelliği olarak düşünülmesi daha akılcıdır (mantıksal olarak izin verilmese de)./... dağlılar... birbirleriyle akraba kabilelerden oluşan tek bir halkı oluşturmaktadır." (Öztürk-Serhanların Kaderi, s. 8)

"Ulusal... özgürlük, geleneksel anlamda dar bir ulusallık olarak değil, tüm Kafkasya göz önüne alınarak düşünülmelidir." "Dinsel unsura özel bir dikkat yöneltimelidir, çünkü bu birleştirici olduğu kadar, parçalayıcı da olabilir. SSCB... dinlerin parçalayıcı özelliğinden yararlandı." (Öztürk-Serhanların Kaderi, s. 9)

*

31.5.2023

***

SAVAŞ LORDLARI

Harunhan Remzi Öztürk, 2016, Ankara


Çeçenleri anlatan bir eser.

Kitaptan bazı notlar:

"Kimilerinin Nuh'un çocukları, kimilerinin Urartuların torunları, kimilerinin İskitlerin Amazon kadınlarından (Savaşçı Kadınlar) doğan melezleri (Amazon melezleri), kimilerinin Romalı, kimilerinin de Arap orjinli olduklarını söylediği, kimilerinin Alman soyundan geldiklerini iddia ettiği, kimilerinin de Cücenlerle ilişkilendirdiği Vaynağhlar? Sahi, kim bunlar?" (Öztürk-Savaş Lordları, s. 9)

"Rus casuslar diktatörlüğü" (Öztürk-Savaş Lordları, s. 10)

"Bozkurt'da... sevgili anneannemin öykülerini dinledim. Kafkasya'ya dönme hayaliyle fanteziler kuran büyüklerimizin hiçbiri hayallerini gerçekleştirip ata yurduna dönemedi. Büyüklerimizin her biri "Kafkasya'ya dönme hayali" ile hakkın rahmetine kavuştukça; hiç kimsenin umursamadığı bir sürgün yaşantım, hiç kimseyle paylaşamadığım bir ıstırabım oldu. Geçirdiğim ömrü, bir kafesteki kuş gibi kendi içimde yapayalnız yaşadım. Bu yalnızlığın acısını şiirlere söyledim, öykülere anlattım ya da hikayelerle paylaştım." (Öztürk-Savaş Lordları, s. 12)

"Vaynağhlar; bölgede dönem dönem güç olan Albanya, Alan ve Hazar egemenlikleriyle "uyumlu federatif bir birleşme" içerisinde rahat yaşamışlardır./ Bu huzurlu dönem XI. yüzyıl başlarında Selçukluların bölgeyi bir güzergah olarak kullanmaya başlamaları ile sona ermiş." (Öztürk-Savaş Lordları, s. 16)

"Hazinesi boşalmış olan Osmanlı, sığınmacı kabulüne karşı "5 bin altını" kabul ederek, insanlık dışı bu göçe ortaklık etmiş. Göçten sonra 1867 boşalan topraklara Kozaklar yerleştirilmiş." (Öztürk-Savaş Lordları, s. 19, 20)

"... yaban gülleri gibi diasporada özgürce açtık". (Öztürk-Savaş Lordları, s. 34)

"İyi yetişmiş, birikimli bir aydın olan İmam Şamil..." (Öztürk-Savaş Lordları, s. 37)

"İmam Mansur (1760-1794" "1748'de Sunc Irmağı yanındaki Aldı köyünde... doğan bu Çeçen asıllı liderin asıl adı "Oççurma"dır." "İmam Mansur 13 Nisan 1794'de Solovki Manastırı'nda şehitlik mertebesine kavuştu." (Öztürk-Savaş Lordları, s. 42)

*

31.5.2023

***

NOT DEFTERİ

Dr. Harunhan Remzi Öztürk

(Henüz yayınlanmamış bir eser.)


Metinde işaretlediğim bazı kelimelerde harf hataları var.

Genelde (!) ve (?) işaretleri kullanımı konusunda yazarla aynı anlayışta değilim.

İnsan anlatımı bence hoş. (s. 5)

Şu ifadeyi de içeren kötülükle ilgili anlatıma katılamadım: "En büyük zararı da kötülük gören değil kötülüğü yapan görür." (s. 6)  

Ruh ile ilgili anlatımı doğrusu ben algılayamadım ve anlayamadım. (s. 11)

Felsefe-bilim ilişkisi anlatımı bence hoş. (s. 13)

Ama genelde anlatılan felsefi anlayışı tam idrak edemedim, yani anlatılan anlayış açıkçası benim kavrayışımı aşıyor. (s. 2-15) 

Yazarın eşiyle sorun yaşadığı dönemdeki anlayışını ve değişme çabasını sevimli buldum, ama keşke bu konuyu daha ayrıntılı anlatmış olsaydı, dedim! (s. 17, 18)

Emperyalizm için başka yollar da olduğunu düşündüğüm için şu ifadeye ve ayrıca emperyalizm konusundaki diğer bazı ifadelere katılamadım: "Emperyalizm, ülkelere yardım adı altında sözleşmeler yaparak girer." (s. 19)

Yalanın neden değil sonuç olduğunu düşündüğüm için şu ifadeye de katılamadım: "Bizleri yönetenlerin çelişkileri, yalana başvurmalarından kaynaklanıyor." (s. 25)

Vahdettin ile ilgili anlatıma katılamıyorum. (s. 26)

İnönü'nün evi Beşevler'de miydi? (s. 27)

Politikacılığı yönünde eksiklikler bulunabilecekse de, birey olarak İnönü anlatımı bence hoş. (s. 27-41)

1938 sonrası için İnönü'ye çıkarılan fatura bence ağır ve haksız. (s. 42, 43)

Şu ve benzeri ifadelere hiç mi hiç katılamıyorum: "Biz dünyada Emperyalizmi yenen tek bir kişinin... Atatürk'ün mirasçılarıyız." "Amerika kazanırsa Rusya kaybeder, Emperyalizm sahne alır." (s. 57)

Şu ifadede dile getirilen anlayışa da hiç katılamadım: "Atatürk'ün ölümüyle eğitim baltalandı... kötüleştirildi." (s. 59)

1938 sonrası için İnönü'ye ağır bir fatura çıkaran anlayışı hem doğru bulmuyor, hem de s. 27-41'deki İnönü anlatımıyla da çelişkili görüyorum. (s. 61, 62)

Atatürk döneminin otoriter bir dönem olmadığı anlatımına hiç katılamıyorum. (s. 63, 64)

Şu ifadeye de hiç katılamadım: "Atatürk'ün açtığı bilim yollarını, bir hain tıkadı". (s. 66)

Aynı sayfadaki şu iki ifade bence birbiriyle çelişiyor: "Avrupalıya göre, Türk hiçbir yerde yoktu... bir sürüydü." "2200 yıllık bir tarihi geçmişimiz olduğunu, Avrupalıdan öğrendik." (s. 67)

Şu ifadeye de katılamadım: "Avrupa'nın, Türkiye'yi Avrupa Birliğine alma projesi hiç olmadı. Hala da yok? Avrupa'nın birinci projesi, Türkiye'yi kan gölüne çevirmek ve yıkmaktır." (s. 69)

Şu ifadeye de katılamadım: "Bilim insanları; İngilizlerin, İrlandalıların Türk asıllı olduklarını biliyor." (s. 71)

Şu ifadelere acaba diyorum: "Türkiye... Ürdün dışında Tüm Arap ülkelerinin üzerinde nüfuz sahibi olacak." "Türkiye, İsrail'e ABD'ye karşı bölgesel bir ittifak kurma teklifinde bulunacak." (s. 78)

Eğitim ve spor konusundaki yaklaşımı çok güzel buldum. (s. 129-174)

156. sayfanın sonundan 157. sayfanın ortasına kadar olan bölüm hemen sonra gelen 158 ve 159. sayfalarda tekrar edilmiş, yani mükerrerlik var. (s. 156-159)

Anjiyo gereği karşısındaki endişe biraz daha ayrıntılı anlatılsaydı, keşke, dedim. (s. 179, 181)

Kadın ve kızlarla geçmişteki ilişkilerden tiksinti biraz daha ayrıntılı anlatılsaydı, keşke, dedim. (s. 183, 184)

Ekin için "Seyit Mansur'u görerek havada asılı kaldı" ve "şok geçiştirmişti?" denmişken biraz ileride "neden hiç Seyit Mansur'a bakmamıştı? Acaba Seyit Mansur'u fark etmiş miydi?" deniyor, ki burada anladığım kadarıyla açık bir çelişki var! (s. 187)

"07.02.1998" ve "08.02.1998" tarihlerinin her ikisi için de cumartesi deniyor, ki burada da açık bir yanlışlık var! (s. 243, 246)

*

Roman kısmına gelince; (s. 175-263)

Hiç sanatçı yönüm yok, ayrıca sanat konusunda hiç uzmanlığım da yok, dolayısıyla sanatsal bir ürünü değerlendirip görüş bildirebilecek durumda değilim ve bunun açık bir şekilde farkındayım da.

Ama yine de haddim olmasa da sade bir okuyucu olarak bazı şeyler söyleyebilirim.

1. Bence roman hem dil hem de kurgu olarak yeterince üzerinde çalışılmadan sanki aceleye getirilmiş gibi!

2. İki tür "dil" kullanılmış: Sade bir dil ve edebi bir dil. Ben ikisini de biraz abartılı buldum. Yani sade dil fazla sade, edebi dil de fazla edebi olmuş gibi! Bu anlatım tarzlarının ikisi de biraz törpülenip ikisinde de abartmalar biraz azaltılsa daha iyi olmaz mı, acaba, diyorum.

3. Aslında edebi dili çok beğendim, edebi dilin olduğu bölümleri keyifle okudum.

4. Ama bence kurgu iyi değil! Bazı yerlerde bir konu anlatılırken birden başka bir konuya geçilmiş ve bu da sanki bütünlüğü zedeliyor gibi! Aslında bu durum, yani kurgu ve bütünlükle ilgili belirttiğim durum, ele alınan konunun kendisinden de kaynaklanıyor, konu olarak birbirinden farklı aşklar var ve bu da kurguyu ve bütünlüğü aksatıcı etki yapıyor. Anı değil de roman yazılacaksa birçok aşk yerine bir tek aşk ele alınıp o aşk ayrıntılı şekilde anlatılsa daha iyi olmaz mı, acaba, diyorum. Aksi şekildeki bir anlatım romandan çok anıyı andırıyor, sanki!

*

Cuma Bayazıt

16.2.2023

***

Yukarıdaki metin daha önce konuyla ilgili hazırladığım tamamı e mail'de görülebilecek olan metnin sadece bir kısmı.

Remzi Hoca Not Defteri'nin yeni halini verdi, okudum.

Benim açımdan yeni halinde de genelde öncekiyle aynı şeyler geçerli.

Zira bazı ekleme ve çıkartmalar yapılmışsa sa en basit maddi yanlışlar bile düzeltilmemiş.

Bu yüzden görüşlerim aynı.

Ancak özyaşam öyküsünden bazı bölümler eklenmiş, ki onları değerli buldum. (s. 23-33, 157-167)

Mesela şunlar söylenmiş:

"Beş veya altı haneden oluşan Çeçen mahallesi.../.../ Çeçenlerin, Alaçayır köyüne gelme nedenlerinin bir kan davası olduğu söylenirdi ." Bu söylencye göre kaybolan ailesini aramak için gelen bir Çeçeni köylüler "kağnı arabasının mazısına bağlayarak kayalardan aşağı yuvarlayıp öldürürler", öc almak için gelen Çeçenler de "akrabalarının öcünü alıp o köye yerleşirler." (s. 23, 24)

"Çeçenlerin gelişi ile Aleviler... tutsaklaştırıldılar!" (s. 24)

Ailelerimizi "bir arada tutan bağlar adetlerimizdi. Zaman içinde adetlerimiz yara almaya biz de gücümüzü yitirmeye başladık... kan davası bizi şehirli yaptı." (s. 28)

"Büyüklerimizin hiçbiri hayallerini gerçekleştirip ata yurduna dönemedi. Büyüklerimizin her biri "Kafkasya'ya dönme hayali" ile hakkın rahmetine kavuştukça; hiç kimsenin umursamadığı bir sürgün yaşantım, hiç kimseyle paylaşamadığım bir ıstırabım oldu. Geçirdiğim ömrü, bir kafesteki kuş gibi kendi içimde yapayalnız yaşadım. Bu yalnızlığın acısını şiirlere söyledim, öykülere anlattım ya da hikayelerle paylaştım." (s. 157)

"Hegel... "Dünya tarihinin gelişmesi Kafkas ırkı ile başladı" der." (s. 157, 158)

"Dünyada, tarihin bilinen dönemlerinde fetih amaçlı askeri çatışmalara yaşamayan iki komşu ulus ya da uruk bulmak güçtür. Kafkasya bir istisnadır". (s. 158)

"Maziye bakacak olursak; töre devletçikleri halinde örgütlenen Kafkas Boylarının tam bir birlik şuuruna eriştikleri söylenemez. Zaman zaman bir devlet bütünlüğü içinde sağlanan siyasi birlik, yerli uruklar tarafından değil de dışarıdan gelen uluslar tarafından gerçekleştirilmiştir." (s. 158)

"... birikimli bir aydın olan İmam Şamil.../.../... Şamil'in Kafkaslarda ulusal birlik sağlama ve milli devlet kurma mücadelesi O'na uluslararası bir şöhret sağlamıştır." (s. 159)

Bir kısmına katılmadığım bu ifadeler ile aynı konudaki diğer değerlendirmeli bence kıymetli.

*

Ek olarak, ahraz, mayışarak, kuşluk kelimelerinin kullanımı dikkatimi çekti. s. 212, 223

*

19.4.2023

***

*

Not Defteri-Yenilenmiş Hali

*

Bu versiyonda Şerif Baştav ile Atilla Taçoy da anlatılmış, bence pek iyi yapılmış.

*

Ve kitaptan birkaç not:

"Çeçenlerin, Alaçayır köyüne gelme nedenlerinin bir kan davası olduğu söylenirdi. Söylenceye göre, kaybolan ailesini arayan bir Çeçen'in yolu Alaçayır Köyüne düşer. Bilinmeyen bir nedenle köylüler o Çeçeni kağnı arabasının mazısına bağlayarak kayalardan aşağı yuvarlayıp öldürürler (Bu nedenle o kayalara Çerkez kayaları denirdi). Akrabalarının öcünü almak için Alaçayır'a gelen Çeçenlere, akrabalarının öcünü alıp o köye yerleşirler./ Barışçıl bir yapıya sahip olan Alevileri çılgınlaştıracak kadar delirten o Çeçen kimdi? Dahası, o insanları delirtirken, nasıl bir psikolojik yıkım yaşıyordu? Ayrıca, o hazin sonu hazırlayan sorumlu kimdi? Çeçenin kendisi mi? Aleviler mi? Çeçeni köklerinden koparan Rus zulmü mü? Yoksa kader mi?/ Aleviler, kendi aralarında barışık, uyum içinde kendi folklorlarını yaşıyordu. Bir gün Çeçenler çıkageldi. Çeçenlerin gelişi ile Alevilerin yaşamları tamamen değişti; toprakları ellerinden alındı ve tutsaklaştırıldılar! Burada suçlu kimdi? Kendi aralarında birlik olup topraklarını koruyamayan Aleviler mi? Vatanlarını koruyamayıp, yeni yurt arayışı içinde saldırganlaşan Çeçenler mi? Soykırım yapan, acımasızca binlerce Kafkasyalıyı yerinden yurdundan eden, yeni yurt arayışına mahkum bırakan Ruslar mı? Yoksa adaletinden şüphe etmeye cüret edemediğimiz Tanrı mı? Bilemiyorum! Ancak bildiğim; Çeçenlerin gelişi, Alevilerin yüreklerindeki türküyü kaybettirmedi, sadece farklı deyişlere dönüştürdü." (Öztürk, Not Defteri-Yeni Hali, s. 26, 27)

"Ben bir Kafkas Göçmeniyim. Çocukluğum bir Çeçen Köyünde Kafkasya'ya dönme hayalleriyle fanteziler kuran büyüklerimin hikayelerini dinleyerek geçti. Büyüklerimizden hiçbiri hayallerini gerçekleştirip ata yurduna dönemedi. Büyüklerimizin her biri "Kafkasya'ya dönme hayali" ile hakkın rahmetine kavuştukça; hiç kimsenin umursamadığı bir sürgün yaşantım, hiç kimseyle paylaşamadığım ıstırabım oldu. Geçirdiğim ömrü, bir kafesteki kuş gibi kendi içimde yapayalnız yaşadım. Bu yalnızlığın acısını şiirlere söyledim, öykülere anlattım ya da hikayelerle paylaştım." (Öztürk, Not Defteri-Yeni Hali, s. 171 ve 217)

"İngiltere'deki kazanımlarıma ilişkin daha pek çok örnek verebilirim. Bu örneklerin iyilik konusunda şekillenmeme, eğitim konusunda bilinlenmeme, insanlık konusunda aydınlanmama katkıları büyük oldu. Orada vicdanımla kazandığım iyiyi, güzeli, mükemmeli insanla paylaşmanın getirdiği keyfi öğrendim. Orada floranın faunanın kıymetini, temizliğin saflığın ayrıcalığını öğrendim. Orada İngilizlerin dünyaya hükmetmelerinin nedenlerini öğrendim. Oradan döndüğümde, cehaletin prim yaptığı bu ülkede yaşayıp yaşlanmayı da öğrendim./ Şimdi oturduğum yerde ahkam kesip emperyalizmi lanetliyorsam ve bu konunun mimarı olarak İngilizleri eleştirip suçluyorsam bu kıskançlığımdandır." (Öztürk, Not Defteri-Yeni Hali, s. 298)

"Ve cehaletin prim yaptığı bu ülkede yaşayıp yaşlanmaya çalışan ben. Yapayalnızım! İçim sızlıyor! Üşüyorum!" (Öztürk, Not Defteri-Yeni Hali, s. 303)

*

5.7.2023

***

EK:

Metin Münir-18 Temmuz 2023

İnanç böler, şüphe birleştirir

...

Şüphe duymak emin olmaktan iyidir, çünkü her şeyden şüphe edebilirsiniz ama hiçbir şeyden emin olamazsınız. 

İnanmamak inanmaktan iyidir; çünkü inanmak kapıları kapatır, inanmamak açar. 

Benden daha akıllı birinin dediği gibi “İnanç böler, şüphe birleştirir.”

www.diyaloggazetesi.com ==> OKU, YORUMLA ve PAYLAŞhttps://www.diyaloggazetesi.com/inanc-boler-suphe-birlestirir-makale,12158.html

Diyalog Gazetesi

***



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder